Hendekli Demokrasi

Prof. Dr. Yılmaz KURT

30 Kasım 2015 Pazartesi 06:00

 

Türk Demokrasisi 623 yıllık bir padişahlık rejiminin ardından kendi kimliğini bulmak çabalarını sürdürüyor.

 “Kürt Te’âlî Cemiyeti” ile başlayan Kürtlerin iktidar olma çabaları “Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Millet” bariyerlerine çarparak birkaç kez kanlı bir şekilde engellendi.

İmparatorluk’tan Millî Devlete” geçildiğini savunanlar için bütün sorunlar Osmanlı ile birlikte tarih olmuştu. Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan bütün vatandaşlar “tasada ve kıvançta bir” olan insanlardı.

Ermeni terörü, Türk Büyükelçiliklerine yönelttiği kanlı saldırılardan asla vaz geçmedi. Türklerle savaşmak için “taşeron” kullanarak kendisi siyasi ve kültürel mücadeleye ağırlık verdi. O tarihten sonra Türkiye “APOCULAR” ile uğraşmaya başladı. Apocular zaman içerisinde PKK adını aldı. Proleter Kürt hareketi olarak eylem yapmaya başladı.

Daha önce % 10 barajında boğulmamak için çeşitli yollar deneyerek TBMM’ne milletvekili gönderen Proleter Kürt hareketi, 3 yıllık Dönüşüm Süreci sonunda ilk defa kendi adıyla seçime girerek büyük bir başarı kazandı. Kürt olmadığı halde Proleter Kürt hareketini destekleyen “Nişantaşı sosyetesi” bu sayede silahlı direnişin siyasi mecraya taşınacağını umuyordu. Ama hiç de öyle olmadı.

Proleter Kürt hareketi kazandığı bu seçim zaferinin sarhoşluğu ile TC devletine karşı silahlı isyan başlattı. Nusaybin’de gece yataklarında kurşunlanarak şehit edilen 2 polis memurunun  şehadetleri ve arkasından Dağlıca Baskını’nda 16 Türk askerinin şehit edilmesi 3 yıllık Dönüşüm Süreci’nin bittiğinin resmen ilanı oldu.

Kandil’in yapmış olduğu planlara göre dağa, taşa yığılan silah ve mühimmat ile dağlardan şehirlere doğru bir saldırı başlatılacak ve kurtarılmış bölgeler (kantonlar) oluşturulacaktı. Suriye ve Irak’taki çatışma ortamı, DAEŞ’in günah keçisi olarak ortak düşman ilan edilmesi, ABD’den gelen yeşil ışık, Okyanus ötesinden gelen “manevi destek”, her şey bir saldırı başlatılması için uygun görünüyordu.

Kandil’in hesaplayamadığı tek şey Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ve Türk Polisi’nin başarılı mücadelesi idi. Türk Hava Kuvvetleri, gerek yurt içinde ve gerekse yurt dışında PKK hedeflerini akıllı bombalarla tahrip etti.  Eskiden Türk jetleri Diyarbakır’dan havalandığında cep telefonları çalışmaya başlıyor ve teröristler mağaralara girerek saldırının bitmesini bekliyorlardı. Bu sefer mağaralar da bombalandı. PKK’ya karadan da büyük zayiat verdirildi. Kırsal kesimde tutunmanın güçlüğünü gören PKK şehir yapılanması deneyimlerini ortaya koymaya başladı. Belli ilçelerde hendekler kazıldı ve askere, polise saldırıya geçildi. Yeni saldırı taktiği yollara döşenen bombalardı. Yıllardan beri Irak’tan, Suriye’den getirerek depoladıkları tonlarca patlayıcıdan “uyuyan bombalar” yapıyor ve bunları yolların altına gizliyorlardı. Üzerine “Belediyeler” asfalt döküyor ve böylece dışarıdan tespit edilmesi de önleniyordu. 200’e yakın asker ve polisten pek çoğu bu şekilde şehit edildiler.

İlçelerde yollara hendekler kazarak askere ve polise saldırılar düzenleyen teröristler yerli halktan daha büyük destek bulacaklarını sanıyorlardı. Ancak  kendilerine oy vererek temsilcilerini Ankara’ya gönderen halk görevini yapmıştı. Evinin, dükkânının önünde kazılan ve bombalarla tuzaklanan bu hendekler aileleri için büyük bir tehlike idi. Birçok çocuk bu hendeklerde oynarken tuzaklı bombalarla parçalanmıştı. Zorla, baskıyla dükkân kapatmaya zorlanan esnaf, çoğu zaman siftah etmeden evine dönmekteydi. Açılan bu hendekler onların beklediği, istediği bir şey değildi.

Kürtlük aşkı ile veya korku ve baskı ile oyunu teröristlerin istediği yönde veren Kürt insanları devlete karşı silahlı isyana katılmadılar ve çoğu başka yerlere göç ettiler. PKK tarafından kapıları kırmızı boya ile işaretlenen bu evler militanlar tarafından karargâh olarak kullanıldı.

22 Kasım 2015 tarihinde TBMM yemin töreninde HADEP milletvekilleri şehirlerdeki bu hendek savaşının resimlerini getirdiler.

En yaşlı milletvekili olarak oturumu yöneten Deniz Baykal, HADEP’in bu şovuna tarafsızlık adına izin verdi. Oysa meclis ilk oturumunu yeni Meclis Başkanı’nı seçmek üzere toplanmıştı. Gündem buydu ve gündemde olmayan bir şeyin görüşülmesi mümkün değildi. 69 milletvekili olan HADEP, Meclis’te MHP’nin eski yerine yerleşmiş ve MHP’yi kapı kenarına itmişti. HADEP milletvekili şovuna başladığı zaman Devlet Bahçeli hemen onun yanı başındaydı. Balmumundan yapılmış bir heykel gibi tepkisizdi. Oylamaya 41 milletvekili ile katılan HADEP, diğer vekillerinin hendek başında olduklarını, bu yüzden toplantıya katılamadıklarını bildiriyordu.

HADEP her zaman yaptığı gibi sadece askeri ve polisi suçluyor ve bu hendekleri kazan, bu bombaları yerleştiren, halkı canından bezdiren teröristler için tabii ki hiçbir şey demiyordu.

Seçilmiş ve devletten aylık alan millet vekilleri sadece seçildikleri illerin değil bütün Türkiye’nin vekilleridir. Demokrasi mücadelesi yapmak için TBMM’ne gelmişlerdir. Demokrasi ve hak taleplerinde yollara hendek kazan ve devletin güvenlik kuvvetlerine kurşun sıkan, roket atan teröristleri değil halkın haklı taleplerini dile getirmek zorundadırlar.

Kandil’in taleplerinden halkın talepleri daha önemlidir, daha değerlidir. Bu da ancak demokrasi ile olur. Demokrasi istemek için de hendek kazmaya, hendek kazdırmaya gerek yoktur.

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.