Rusya, son yıllarda soğuk savaş dönemine tekrar dönme özlemleri sergiliyor.
Ukrayna krizinde sivil halkın içerisine soktuğu ajanları/askerleri vasıtasıyla Kırım’da zorla hak sahibi oldu. AB ve ABD sadece ekonomik yaptırım uygulamakla yetindi. Türkiye, Kırım gibi hassas bir konuda bile ciddi bir tepki göstermedi.
Ruslar, Orta Asya’da Türk Cumhuriyetlerini tekrar şu veya bu şekilde kendisine bağlamak için ticari ve siyasî bütün yolları denedi. Kazakistan’daki Baykonur Uzay Üssü’nü terk etmediler. Türk cumhuriyetleri üzerindeki etkinliklerini sürdürebilmek için psikolojik savaşı hiç bırakmadılar. Ajanları her fırsatta “Sovyet dönemi bundan iyi idi, hiç olmazsa karnımız doyuyordu” sözlerini her mecliste, her fırsatta tekrarlayarak Sovyet özlemini canlı tutmaya çalıştılar.
Rusya, hiçbir tarihî bağının bulunmadığı Suriye’de yeni uçaklarını ve yeni bombalarını denemeye devam ediyor. Niçin? Meşruiyetini yitirmiş Esed’in daveti ile gelmiş?
Osmanlı Suriye’de tam 400 yıl hâkimiyet sürmüş. Halep, en az Antep kadar bir Türk şehri olmuş. Adana, Malatya, Behisni ve Ayıntab sancakları yıllarca Halep’ten yönetilmiş.
Şimdi bazı kimseler “Türkiye’nin Suriye’de ne işi vardı?” diye hedef şaşırtıyorlar. Buna karşı en basit bir aklın vereceği cevap çok açık: “ Rusya’nın Suriye’de ne işi var?”
Ukrayna, Türkiye’yi davet etse ve Türk jetleri bu davete uyarak Ukrayna’daki Rusların yaşadığı bölgelere bomba yağdırsalar, o zaman bu da meşru olacak. Düz mantık bunu gerektiriyor ama bunu anlamak için ortada iyi niyet görülmüyor.
Rusya, sürekli sınır ihlalleri yaparak bu uçağının düşürülmesini sağladı. Bunun böyle olacağını kendisi de biliyordu. Bu uçağını bile bile feda etti. Şimdi herkes uçağı ve ekonomik yaptırımları konuşuyor. Rusya da Bayır Bucak’ta, Türkmen Dağı’nda masum sivil halkı öldürmeye devam ediyor. En büyük yardımcıları ise İslâmın temsilcisi olmak iddiasında bulunan İran milisleri ve yine İran güdümünde bulunan Hizbullah milisleri.
Rusya’nın bu gayreti açık: Suriye’de yeni mevziler kazanmak; İncirlik Üssü’ne komşu Lazkiye Üssü ile ABD’ye cevap vermek. İran ise 500 yıl sonra yeniden Pers İmparatorluğu’nu yeniden kurmak hülyasında.
Türkiye, son 3 yılda sadece “ensarlık” bazılarına göre ise “pansiyonculuk” yaptı. Sayıları 100.000’den 2.200.000’e çıkan mültecilere aş verdi, iş verdi, tek kelimeyle “ensarlık” yaptı. Türk halkı da elinden geldiğince devletin yanında bu “ensarlık” hizmetine katıldı.
Şimdi Türkiye aleyhinde sinsice bir tuzak hazırlanıyor. Suriye ve Irak krizinde en büyük yükü çeken Türkiye görüşme masasının dışına itilmek isteniliyor. 910 km uzunluğundaki Türkiye-Suriye sınırının PYD-PKK Kürt ittifakına bırakılarak burada Nahcivan-Azerbaycan sınırında yapıldığı gibi insafsız bir sınır çizme planı seziliyor.
Türkiye’yi buna zorlamak için Bayır Bucak bölgesi vurularak Türkiye’nin “Türkmen soydaşlarımız var” iddiasını geçersiz kılmak istiyorlar. Türkiye’de herkes “Rusya doğal gazı keserse ne olur?”, “Rusya Türk mallarına boykot uygularsa ne olur?” diye tartışıyor. Böyle bir ortamda Rusya jetleri Suriye’de çok daha fazla bombayı tepki çekmeden sivil halkın başına yağdırabiliyor.
Işid’e karşı savaşmak için İngiltere, Almanya, Fransa, Norveç de Suriye topraklarında. Ama IŞİD’den en büyük zararı gören Türkiye, Musul’da mevzi alınca problem oluyor. Bundan da, -ne garip ki- en çok İran rahatsız oluyor. Evet, İŞİD gidecek, ama günahsız Musul halkı da Şii milisler tarafından boğazlanmayacak. Yıllarca “Kerkük Türktür, Türk kalacak” diye bağırdık. Şimdi Barzani ile anlaşmak, Barzani’ye teslim etmeye çalışmak bile Türkiye için lüks görülüyor.
Sözün özü, Rusya yeniden soğuk savaş stratejisini uygulamaya koyarak yayılmacı Sovyet rejimini yeniden diriltmeye çalışmakta, Rus halkını yeni bir maceraya sürüklemektedir.