Bilimin kaynağı doğadır.
Doğayı oluşturan nesneler ve bu nesnelerin birbirleri arasındaki ilişkidir bilimin kaynağı.
Doğanın iyilik ve kötülük anlayışı, ayrıcalığı, kişiye veya gruba göre farklılığı yoktur.
Dengeyi kaybedince bir maymunda ağaçtan düşer, ABD Başkanı da ben de…
Yerçekiminin, ahlaki anlayışı ve inancı olamaz.
Dinsel inancın kaynağı Tanrı’dır.
Yokluk ile varlık, iyilik ve kötülük, doğruluk ve eğrilik, toplumsal ilişkiler vs. vs. Tanrı iradesinin bir ürünüdür dinsel inançlarda.
Kişilerin kişilerle, kişilerin toplumla ve toplumların toplumlarla ilişkisine Tanrı iradesi yön verir. Tanrı insanlarla konuşmadığına göre, nebileri aracılığıyla bu ilişkilerin kurallarını duyurur. Şu an yaşayan bir nebi de yok, bu görevi din adamları üstlenmiştir.
Doğa olmazsa, bilim olmaz; çünkü doğa bilimin varlık nedenidir.
Tanrı olmazsa dinsel inanç olmaz; çünkü dinsel inancın kaynağı Tanrı’dır.
Peki ya töre? Uzun yıllar, töre ile dinsel inançlar iç içe yaşamıştır.
Töre, dinsel inançlarla bu dostluğunu pekiştirmek için felsefeyi de kullanmıştır.
Aynısını dinsel inanç da yapmıştır.
Bir zamanlar töresel anlayışları felsefe ile eşdeğer tutanlar da olmuştur.
Totaliter rejimler, dinsel inançlarla, töresel inançları kendi çıkarları için uzun yıllar kullandılar.
Zaman içinde dinsel inançlar – her zaman olmazsa bile – kendini reform etmiş ve totaliter rejimlerin koltuk değneği olmaktan kurtarmıştır.
Töre kendini kurtaramamıştır. Çünkü; Törenin kaynağı cemaatçiliktir.
Cemaatçiliğe bağlı olarak, tarikatçılık, ümmetçiliktir törenin kaynağı.
Cemaatçilik anlayışında, iyilik ve kötülük, doğruluk ve eğrilik, günah ve sevap, yaşam biçimi vs, cemaatin veya tarikat liderinin iradesine bağlıdır.
Tarikatın doğru dediği doğru, eğri dediği eğridir.
Bu soyut anlayışta kişilere, zamana, mekâna ve özellikle de tarikat liderinin uzun vadeli çıkarlarına bağlıdır.
Hem cemaatçi, hem bilimsel olunamaz;
Hem cemaatçi, hem demokratik olunamaz.
Mümkün değil, çünkü varlık nedenleri birbirinden farklıdır.
İktidarların, bir yandan “demokrasi” deyip, diğer yandan “cemaatçiliği” beslemeleri, topluma yapılan en büyük kötülüklerden biridir.
“Demokrasi”ve “Bilim” Ortadoğu’da Müslümanların Öldürülmesine “vahşet” olarak bakar, “cemaatçilik” adaletin tecellisi olarak görür.
Bilime göre Ortadoğu halkları, iktidarların beceriksizliği ve çıkarları için toplumun emperyalistlere verdiği kurbandır, cemaatçiliğe göre de, kaderlerinin bir sonucudur.
Bizim “vahşi canavarlar” olarak gördüğümüz katiller, gerçekte cemaatçiliğin birer kurbanıdırlar. Tıpkı öldürdükleri insanlar gibi…
Ulemayı adres gösteren, tarikat liderleri önünde diz çöken, Çankaya’yı şeyhlerin toplantı yerine çevirerek müritlerine mesaj veren iktidarlar oldukça, bu tür vahşetler, sürpriz olmaktan çıkar, güncel olaylara dönüşür.
Çünkü hem demokratik hem cemaatçi olunamaz.
Çünkü cemaatin kaynağı tarikat,
Bilimin kaynağı doğadır.
Gözyaşlarımız sadece ölenler için değil, öldürenler için de akmalı
Ve daha gür gözyaşlarımız, ısrarla sürdürülmek istenen bu alçakça sistem için akmalıdır.