Ne herkesin içinde bulunduğu durum, ne de bakış açısı, bugünkü gelişmeleri tek başına izaha yeterli değildir.
Yaşamakta/yaşatılmakta olduğumuz hiçbir gelişme, çekilen önümüze servis edilen fotoğraf, verilmek istenen mesaj, tek başına gerçeklik olarak telakki edeceğimiz bir sonucu bizlere vermeye yetmez!
Gazete manşetleri ve/ya görsel medyadan izlediğimiz gelişmelerin arka planını okuyabilecek ferasete, içinde boğdurulmak istendiğimiz hainliklere karşı dirayete, bütün bunları sağlıklı analiz edebilmek için de, bir kenara elimizin tersiyle ittiğimiz değerlerimizin şaşmaz referansına ihtiyacımız var!
Değerlerimizden yoksun bir aklın ve yüreğin, “ben” virüsü kaplamış algı bataklığında boğuşan, başka zihniyetlere teslim ve ipotek olmuş anlayışların eşliğindeki değerlendirmelerimiz, müşevveşlikten kurtulamaz! Nitekim zihinsel savrulmalarımızın neticesinde, kendisinden mahrum bırakılmak istenilen birlik ve bütünlüğümüzün çimentosu “kardeşliğimiz”in istenilen kıvamda bir türlü tesis edilememesi başka neyle izah edilebilir?
Müslümanların kümelendiği coğrafyaların dışında herhangi bir yerde kaos, katliam, entrikalar, menfez kokulu senaryolar, dağılma ve parçalanmalar, tehcir, yıkım, kan ve gözyaşının birbirine karıştığı elem yüklü feryatlar, endişe ve hüzün dolu bir yaşamı, dünyanın başka bölgelerinde neredeyse bulamazsınız!
Sürekli kafası, kolu kanadı kırılmak istenen, “hasta adam” modundan çıkmasına izin verilmek istenmeyen, bunun için her türlü berbat ötesi senaryo ve katliamların, yıllar önce yapılan “than thing” planlamaları sonucu uygulanmasına acımasızca karar veren iblislerin oyununu bozma noktasında irade gösterenlerin “şirin ve masum” gösterileceğini mi sanırız?
Kimlerin kimi kötülediği önemlidir!
Bizi suçlayanların kim oldukları, çıkar ilişkisi içinde tutsağı oldukları “kimlikler” ile olan çıkar yüklü bağlantılarına dikkat etmek gerekmiyor mu?
Daha düne kadar Çeçenyada, Kafkaslarda, Afganistanda “tu kaka” edilen, kâfir diye nitelenen “Moskoflar”ın burnumuzun dibinde gezinip, arı kovanına çomak sürmelerinin ardındaki nedenler çok mu basit geliyor?
Bütün dünyanın emperyal baron ve güç odaklarının Müslümanların hem hava hem de inanç ve yürek semalarını ihlal ve tecavüz etmelerinin arka planını görmemek, düşünmemek, ne derlerse “amin” demek mümkün olabilir mi?
11 Eylül Darbesi öncesi her gün 10-15 vatandaşımız öldürülürdü. Hemen ertesi gün askeri darbe ile katliamlar bir gecede bıçak gibi kesildi! Şimdi yine birbirine kırdırılan insanlarımız, oyuna getirilen zavallılar… (Sivil masumlar dikkate alındığında haklı olarak yavaş seyreden) Onca müdahaleler, kaos ortamı “inadına” söylemler eşliğinde devam ediyor ve kesilmiyor! Neden? Kesilmesi “kimi güçler”in işine gelmiyor da ondan! Düşünmeyelim mi hala?
“Düşmanımın dostu benim de düşmanım” ise, inancımın düşmanı nasıl benim dostum olabilir?
Derin oyun ve tezgâhlar karşısında daha derin bir dikkat ve rikkat ile düşünmek, kendi değerlerimize sarılıp bir bütün olmak zorundayız!
Bu coğrafyanın ve İslam inancının bir ferdi olan herkes bilir ki;
“Allah imtihan eder!” ve “Hesap görücü olarak Allah yeter!”
Herkes; Allah’a vereceği hesaba bakmalı!
Tekrar tekrar Musa (a.s)ın duası niyazımdır:
“Allah’ım! İçimizdeki Beyinsizlerin yaptıkları yüzünden bizi helak mi edeceksin?” A’raf/155
Sevgi ile Kalın…
akt