Kürt sorununda şiddet çok- barış yok (1)

Dr. Ömer ULUÇAY

18 Aralık 2015 Cuma 06:00

Suriye içsavaşı ve Türkiye'nin Rus savaş uçağını düşürmesiyle varılan nokta bilinmektedir. Bu arada Musul'a yakın Başika'da konuşlanan Türkiye Askeri Birliği nedeniyle Irak merkezi Hükümetiyle ilişkiler gerilmiştir.

Doğu Anadolu'da "Özyönetim" ilan edilmiş şehirlerde; sokağa çıkma yasağı ve mahallelerin/ilçelerin kuşatılmakta, hendek ve barikatlarda direniş devam etmekte, şehir merkezlerine tanklar, özel kuvvetler girmekte; evler tahrip olmakta, asker, sivil, çocuk, polis, gerilla ölmekte, yollar trafiğe kapanmakta, hastaların bakımı ve cenazelerin defni mümkün olmamakta, vatandaşlar göç etmektedir.

Bu halin anormal ve birçok tehlikeye açık bulunduğu, şiddetin çıkış yolu olmadığı bilinmektedir. Vaziyet giderek ağırlaşmakta, ip incelmektedir. Yeniden toparlanmak ve yaraları sarmak için öneriler sıralanmaktadır.

Türkiye bunu hak etmemiştir. Devlet, bir asır öncesinin koşulları içinde değil, yaşanan duruma göre çözüm bulmak zorundadır. Ortadoğunun yeniden maalesef bölüşüldüğü bu ortamda, kendi içinde, herne sebeple olursa olsun şehirlere zırhlı araçlarla, ağır silahlarla, tanklarla girmek ve yükseklere nişancılar yerleştirip "vur" emri vermek ve infazlar yapmak, sivil, yaşlı çocuk, hasta demeden mahrum bırakmak devlet için kabul edilen bir uygulanma olamaz. Bu durumlara gelinmesi, sorunun müzakere ile çözümlenmesinden vazgeçilmesi çok acıya, ölümlere mal olmaktadır.

"Vatanı böldürmeyeceğiz, topraklarımızda operasyon yaptırmayacağız" derken kime mesaj verildiği çok net değildir. Kürt Hareketi, Türkiye sınırlarında, bu bayrak altında, birlikte yaşamak kaydıyla bireysel ve kolektif haklar istemektedir. Devlet sadece red etmektedir. Vereceğini ilan ettiği birçok idari uygulamayı da imkânsız kılmıştır. Yapılmışlar, yangını söndürmeğe yetmemektedir. Ama artık Devlet de bir alternatif sunmak durumundadır. "Tek millet-Türk milleti" ve " tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet" demenin sorunu çözmediği görülmektedir.

Bu durum sadece Türkiye'nin ve Kürtlerin sorunu değildir. Çok uluslu devletler, sınırları içinde birlikte yaşamanın yolunu bulmuşlardır. Bunlar örnek alınarak bir çözüme ulaşmak gereklidir. Devlet muhatabı değiştirmek istemekte ve fakat etkili olanı bulamamaktadır. Olanları toplumsal tabanı sorunu taşımaz, karşılamaz. Ama genişletmek mümkün olabilir.

Kürt Sorununun sadece bir asayiş ve ekonomik sorun olmadığı anlaşılmıştır.

Kürt Sorunu, derin ve karmaşık, çok faktör ve aktörlü olmakla birlikte bir grup aydın konuya ilişkin tesbitler yapıp önerilerde bulunmaktadır. Sayın Cumhurbaşkanını açıklamalarını da dikkate alarak varılan son durum ve olabileceklere önlem olarak değerlendirmeler yapılmaktadır.

*

Nedir bu Kürt meselesi?

Entelektüel kişiliği ile öne çıkan genç akademisyen, sosyolog Yrd. Doç.Bülent Küçük[1], Kürt sorununa sosyolojik olarak yaklaşmakta ve konuyu anlaşılır şekilde özetlemekte, izlenmiş siyaseti eleştirmektedir:

"Kürt ‎meselesi, dört parçaya bölünmüş bir topluluğun antropolojik gerçekliğinin ve bununla bağdaşık olarak ‎kendi kendini siyasi olarak temsil etme ve idare etme hakkının inkâr edilmesi olarak tanımlanabilir. İran'da, -yasal olarak- Kürdistan olarak adı konulmuş bir coğrafyanın varlığı kabul ‎edilmiş ve fakat defacto Kürtlerin siyasi ve kültürel hakları kabul edilmemiştir.   Güney ‎Kürdistan’da (Irak) kendini idare etme hakkı yıllarca inkâr edilmiştir.   Suriye’de durum daha da vahim, oradaki Kürtlerin önemli bir kısmı nüfus cüzdanları dahi olmadan yaşamak zorunda bırakılmış, ‎adeta bir mülteci kampının içine hapsedilmişlerdi.

"Dört ayrı parçada varlığı farklı biçimlerde inkâr edilmiş ‎Kürtler üzerine yaptığımız tartışmaya Kürdistan meselesi, bu zamanda ‘Bir ulusun ‎‎ kendi geleceğini tayin edebilmesi’ hakkının gaspına kadar gidiyor.‎

"Meseleyi sırf "demokratikleşme" sorunsalı olarak görmek, "siyasi temsiliyeti ve statü talebi"ni yani "Kürdistan ‎meselesi"ni tartışma dışı bırakmak anlamına gelir. Bu da Kürtleri bir azınlık pozisyonuna itmek demek. ‎‎ Özünde siyasal olan bir meseleyi, kültüre tercüme etmekse; yani kimi kültürel (kollektif) hakların ‎‎(anadilde eğitim gibi) tanınması meselesine indirgemek demek. Fakat biz, henüz buraya bile gelemedik. ‎Kürtçe anadilde eğitim, ancak özel okullarda verilebilir ve Kürtçe eğitim veren yalnızca birkaç okul var. Bu ‎da uzun dönemde yine asimilasyon anlamına geliyor.‎

"Bugün ana akım Kürt hareketinin dili daha seküler ‎ama bu İslami motifli Kürt hareketlerinin de olmadığı anlamına gelmez. Aslında siyasallaşmış Kürtler, ‎ideolojik olarak fevkalade çeşitlilik arz ederler. Bu siyasal çeşitlilik modern Kürt toplumunun sosyolojik ‎olarak kendi içinde farklılaşmasıyla da ilgili.‎

"AKP, 2009’da Kürt meselesini çözmek için ilk adımı ‎attığında yeni bir devlet ve toplum formasyonu inşa etmek istedi. Yeni Osmanlıcı ‎Türkiye’nin, bölgede sözü geçen bir güç olması amaç edinildi. Bu amaçla da 'bürokratik devlet'ten daha hızlı hareket eden ‘şirket devlete’ geçiş yaptılar. ‎Kürt kimliğini kısmen tanıyarak, anadilde eğitimi özel okullara devrederek, Kur’an’ı Kürtçe yayınlayarak, ‎meseleyi minimal ve çok kültürcü bir şekilde halletmek istediler. Böylece içteki engelleri kaldırarak, daha ‎geniş bir ‘bölge siyaseti’yapacaklardı.‎

"Ortadoğu siyaseti çökünce, Yeni Osmanlıcılık fantezisi de aksayınca; Kürt sorununun stratejik olarak bu yolla çözülmesi ‎anlamını yitirdi. Beri yandan Kürt hareketi de Suriye ve Irak’ta çok daha geniş bir oyun alanına kavuşmuş ‎oldu. IŞİD’e karşı global ittifaklar kurma fırsatı yakaladı.‎ Kürtlerin dramatik tarihine eklenen Şengal ve Kobani ‎meselelerinin, dünya gündemine oturması ve bu noktada PKK’nin IŞİD’e karşı verdiği mücadele, dünya ‎nezdinde prestij kazanmasına neden oldu.

"Evvelden terörist damgası yediği için dışlanan Kürtler, artık ‎ittifak edilebilir siyasi bir aktöre dönüştü. Türkiye’de de HDP ile birlikte daha sağlam muhalefet ‎yapabilme ve siyasal yapıyı değiştirebilme fırsatı yakaladılar

"Türkiye, 60’lardan ‎itibaren muhalefet eden her kesimi "hain" ilan ederek ve böylece ‎birbirine düşman ederek, birleşmesini engellediler. Şimdi de soldan gelen muhalefeti PKK’ye, sağdan ya ‎da muhafazakâr kesimden gelenleriyse Paralel’e hizmet etmekle damgalıyorlar. Türkiye sol ‎hareketi de giderek marjinalleşti".

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.