Keklik adam

Dr. Ömer ULUÇAY

23 Aralık 2015 Çarşamba 06:00

Edebiyat, musiki ve hobi, insanın sığınağı. Herkes sahip olamıyor bir defineye, bir kaleye, bir nura ve güzelliğe. Çıkamıyor dağın zirvesine. Bakıp ordan görmek masmavi semayı, yıldızları temaşa etmek ve geçmek günlük hay u huydan, varmak ilahi sessizliğe. Ordan kendi atlasında durmak ve kendini keşfetmek, ne seyrandır.

Bunun yanında, el becerileri ile düşünceyi dağıtmak ve somut bir şey yapmak ayrı bir keşiftir. Yani resim yapmak, heykel yapmak, hobi olarak ilgi geliştirmek, seyahat etmek, doğa gezisi ve ava çıkmak gibi eylemler, fikri yoğunluğunu dağıtır ve beyin dinlenir. Görülenler insana başka bir ufuk açar. Böylece, insanlar tek meslek yerine hobi-uğraşıları ile dinlenir ve kazanır. Bu eylemler, meslekler arasında geçişkenliği sağlar ve insanı ruhen tamamlar, yüceltir.

Bu uğraşı içinde her zaman ve her yerde yapılabilir tek şey “okumak”tır. Ne okunursa okunsun, mutlaka bir yansıması; toplumda, doğada, insanda ve düşüncede bir karşılığı olmaktadır. İlle de filozofik olması gerekmez. Toplum çok katmanlı ve renklidir.

Zaman değişken, eski ve yeni zamanlar, farklı toplumlar, insan ve toplum ruhundaki dalgalanmalar, umutlar ve hayaller sorunlar ve çareler, örf ve adetler yönetimler, kabiliyetler, ses ve nidalar, yaşama biçimleri ve gerekleri çeşitlidir.

Bu çokluk içinde yararsız ve gölgesiz söz olmaz. Mutlaka bir muhatabı, müşterisi vardır. İşte bu ayna, “Cemşidin camı” kitaptır. Bakar, kendini veya dendi dışındakileri görür ve tanırsın. Öyle ise okumalı.

Kamil insanlar seçerek okurlar, çünkü zamanları yok. Yoksa basılı evrak değersiz olduğundan değil. Çünkü fazıl kişi, sadece kendisini düşünmez, gelecek misafire sunacak fikri bir ikram yapmak ister. Bu nedenle mevsimin elmasını, armudunu, muzunu, domates ve biberini de tanımak ister. Ama o, yiyeceğini ve diyeceğini seçer.

*

Ben de okuyorum. Yayınlanmışları izlemeğe, öğrenmeğe gayret ediyorum. Bazı arkadaşlarımda yayınlanmamış dosyalar oluyor, tetkik için bunları da okuyorum. Bunların içinde de çok değerli çalışmalar bulunuyor. Ama bazısı basılmadan duruyor ve yazık oluyor. Bu nedenle yazarı teşvik edecek etkili bir projeye ihtiyaç var.

Yazılmalı ki okunsun ve okunsun ki yazılsın. Bu, yumurta-tavuk misalidir.

“Delikli demir icat oldu, mertlik bozuldu”. Görüyorum ki, “sihirli erken açıldı, kütüphaneler unutuldu”. Ekranda çok şey var, ama yüzeysel. Sonra, onu da yararlı şekilde kullanmak ve böylesi verileri yüklemek ve bulmak önemli. Bakıyorum da zaman hep, basit ve yararsız şekilde kullanılıyor. Eğitim amaçlı; devletin elektronik verileri sınıflandırması, ücretsiz erişimini sağlaması gerekli. Bunu ilkokul-üniversite aşamasına cevap olacak gibi yapmalı. Ülkemiz kütüphanelerindeki eserler elektronik ortama aktarılmalıdır.

Bunlar olmayınca, gençler, çocuklar yabancı kültür ortamında büyümekte ve topluma yabancılaşmaktadır. Modern araçları kullanabilir evlat, ana-baba örfüne uzak düşmektedir. Toplumumuzun, yüce ve insanlık dolu değerlerine yabancı kalmak yazıktır. Bunu devlet-aile-okul birlikte, bu kısır döngüyü kıracak önlemleri almalıdır. Çünkü bu yaygın, yanlış ve yozlaştırıcı bir sapmadır.

Ama nerde? Tehlike var, tedbir yok.

*

Elimde bir “dosya” var. Ama bilinir ki dosyalar çeşit çeşit: dava dosyası, cinayet-hırsızlık dosyası, icra-miras-evlenme-boşanma dosyası, yolsuzluk-rüşvet-zimmet dosyası vb…

Benim dosya “edebiyat eseri dosyası”. Diğerlerinden farklı. Müfettişler, hâkimler dosyalara hükmederken ve oluştururken, benim dosya beni alıp götürür kendi dünyasına. Beni gezdirir, düşündürür, uyarır, gösterir, eleştirir, duygulandırır-coşturur. Ben gömülürüm dosyalara, dosyalar saklar beni. Dosyalar düşündürür, bezer ve onurlandırır beni.

Benim dosyam “Keklik Hüseyin”. Şair, yazar, natık, öğretmen-eğitimci İhsan Baran’ın dosyası. İhsan Baran (1956), Diyarbakır/Silvan doğumlu, Adana’da yaşıyor. Türkçe ve Kürtçe yazıyor. Yayınlanmış eserleri ve elinde sekiz (bende dört adet) “dosyası” var.

*

Konumuz “Keklik Hüseyin”.

Teknik olanaklar artmış ve yazar İhsan Baran bunları maharetle kullanıyor. Dosyasını, bir kitap formatında ve düzeninde “copy-ofset” ile hazırlamış (123 sahife, 2015, Adana).

Dünya edebiyatında, insan-hayvan-doğa ilişkisi, başından beri incelenmiş ve bununla anlatımlar pekiştirilmiştir. Bazan “Hayvan Masalları” adı altında insanlara nasihatler yapılmıştır (Ezop Masalları-Kelile ve Dimne).Bunun yanında şahıs davranışını anlatmak için hayvanlar sözkonusu olmaktadır. Şahsın davranışı herkesin bildiği, hayvan davranışıyla anlatılmaktadır. Bununla ilgili olarak halk arasında ve edebiyatta çokça deyim vardır. Bunlardan birisi de herkesin bildiği keklik’tir.

*

Keklik, sülüngiller familyasından bıldırcından büyük bazı kuş türlerine verilen ad. Avlanan bir hayvandır. Eti lezzetlidir. Genelde 2-3 yumurta bırakır. Hobi hayvanı olarak oldukça geniş bir kitleye hitap etmektedir. "Kınalı Keklik" en yaygın türüdür. Çiftlikte yıllık 70 yumurta alınabilir. Et için beslenenlerde erkekleri 400, dişileri 300 grama ulaşabilir.

Keklik cinsleri: Yaşadığı yere ve bedeni özelliklerine göre; Kaya Kekliği, Çil Keklik, Ur Kekliği, Kum Kekliği, Beyaz Keklik, Kınalı Keklik olarak isimlendirilmektedir.

Keklik içerikli deyimler: Toplumsal yaşamda, insan karakterini tanımlamak için hayvanlara nazire deyimler kullanılır. Çok tahlil yapılmadan, kestirmeden konu hemen anlaşılır. Örnek çoktur. Bülbül gibi, kurt gibi, eşek gibi, tay gibi, papağan gibi, yılan gibi, kuş gibi, keklik gibi, çantada keklik-keklik adam (ele geçirilmesi o kadar kesin, elde edilmiş sayılır).

Rüyada Keklik Görmek; güzel ama geçimsiz ve konuşkan kadına, tatlı ve güzel sözlü erkeğe, güler yüzlü kimseye, keklik almak; güzel fakat huysuz bir kadınla evlenmeye, avlamak ise yetkili makama yakın kimselerden menfaat elde etmeye, İnsanların saygısını kazanmaya işaret olarak yorumlanmaktadır.  

*

Şimdi bir açılım ve sunum yapıyoruz, dosya üzerinden.

“Keklik Hüseyin”, Kemal Sunal filmlerine konu olacak niteliktedir. Tip nadir değildir, sevimli ve saf olup kolayca kandırılmağa müsaittir. Bununla beraber içinde hınç ve düşmanlık yok. O hep iyi ve yardımsever, çalışkandır. Fakat “keklik”tir. Hemen belli olur ve avcısı pusudadır. Peşpeşe aldanır, hiç aldatmaz. Aile de buna alışık ve yatkındır.

“Keklik Hüseyin”in dili açık ve akıcıdır. Yazar bir ortaoyuncusu, bir meddah gibi anlatmaktadır. Sanırsın Dede Korkut konuşmaktadır. Biraz öykü ve biraz da masal tadında… Öyküler bir tespihin taneleri gibi ve zaman dizimine göre sıralanmış. Olay, hem kendi başına ve hem de bağlı olarak ilginç ve gerçekçi.

“Keklik Mustafa”, çifte koştuğu iki öküzün birini, yardım olsun diye komşusuna vermekte ve tarlada serptiği tohumu kuşlar yemesin diye beklemektedir. Öküzünün getirilmesiyle tarla sürümünü tamamlar, eve geç döner.  Bu arada bir kuzusunu da alırlar. İşte “Keklik Hüseyin” bu babanın oğludur.

“Keklik Hüseyin” İstanbul’da Almanya’ya işçi götüren bir büroya gitmekte ve burda aldatılmaktadır. Sonrasında, çalıştığı bir inşaatta taşeronluğa soyunur, para verip malzeme alır ve aldatılır. Bankaya memur olmuştur ama banka şubesi, müdürlükçe kapatılmış ve yine işsiz kalmıştır. Baba vefat etmiş, onun dini vecibelerinin masrafları başka kardeşleri de olduğu halde Kekli Hüseyin’in üzerinde kalmıştır.

Ortaklıkla dolmuş almış ve sonra aldatılmıştır. Giyim mağazası açmış ve burda çalışan eleman, kaçırdıklarıyla kendisine bir dükkân açmış ve Keklik farkına varmış ama vakit geç. Mağaza kapanır, sonra içindeki malları bir kamyonetle satış yapan bir esnafa devreder ve aldanır.

Sonunda “Keklik Hüseyin” evlenir, gelir azalınca kadın terk eder ve aldanır.

İşte böyledir “Keklik Hüseyin”in serüveni.

 Kalınız sağlıcakla…

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.