Kalk gidelim havasındayım

Tülin ERSOY

23 Aralık 2015 Çarşamba 06:00

Teog deyince aklıma ilk gelen tedirgin bakışlı çocuk yüzleri oluyor. Zihnimdeki görüntüyü beğenmediğimden gözlerimi sıkı sıkı kapatıyorum derin derin nefes alıyorum vücudumu gevşetiyorum zihnimdeki görüntüyü mutlu gözlerle ışıl ışıl bakan çocuk yüzleri ile değiştirmeye çalışıyorum. Gözümü açtığımda bu sefer aklıma ilk gelen endişeli gözlerle bakan ebeveynler oluyor.

 

Hafızamdaki fotoğrafları değiştirmek için bir iki kere daha gözümü kapatıyorum. Olmuyor başaramıyorum. Değişmiyor görüntü. Gözümü kapatıp açtıkça daha da keskinleşiyor bakışlar, düşünceler.

 

 Bu sefer aklıma Türkiye’nin başka bölgesinde dünyaya gelen çocuk yüzleri aklıma geliyor.

 

Canım yanıyor !

 

Üzülüyorum!

 

Gözümü açıp kapattıkça görüntü daha da üzücü oluyor.

 

Arkamı dönüp gidemiyorum düşüncelerimle birlikte öylece kala kalıyorum.

 

Suç ve suçlu  bulmaya çalışıyorum beynimi rahatlatmak için bulamıyorum. Çünkü suçları sadece TÜRKİYE’ nin Doğu Anadolu Bölgesinde dünyaya gelmiş olmaları.

 

Eğitim alabilmek için kendi yaşadıkları mezrada okul olmadığından karda, yağmurda, sıcakta 5 km yürüyerek okula giden çocuklar.

 

 Sınav kaygısından çok yaşam kaygısı hisseden çocuklar.

 

Mayın tarlasına dönmüş yollardan, hendeklerden önce kendilerini siper edip arkamdan gelin öğretmenim buralar temiz diyen minik yürekler.

 

Onlar daha anne karnındayken silah sesleri ile tanışıyorlar.

 

Kan kardeşim doğuda görev yapıyor. Diğer öğretmenler gibi kendiside görev yaptığı ilçeyi bırakarak memleketine döndü. Dönmeden önce annesini arayarak benim odaya iki yatak ilave edin misafirlerim var demiş. Başka hiçbir açıklama yapmadan telefonu kapatmış. Annesi kanserden ölmüş babası da tarlaya döşenmiş mayına bastığından parçalanarak ölmüş amcalarının himayesinde yaşayan iki kız çocuğu ile birlikte Adana’ya döndü.

Kıyamadım onları orada bırakamadım diyor.  Halkın tedirginliğini kendi gözlerindeki tedirginlikle birleştirerek anlatıyor. Halkın durumunun televizyondaki görüntülerden daha vahim olduğunu, yiyecek ekmek bile bulamadıklarını, ısınmak için oturduğu karyolayı parçalayarak yaktığını yıllardır inkâr edilen iç savaşın gerçek yüzünü ve oradaki dört yılının yaşanmışlıklarını ağlayarak anlatıyor. Bildiklerimi bilmediklerimle birleştiriyorum parçalar beynimde davul zurna eşliğinde halay çekiyor.

 

Öğrencilere ve velilere sürekli söylediğim cümleler aklıma geliyor “Bizler burada klimalı odalarda oturup çocukların eğitimi gelecek planları hakkında konuşabiliyorken Türkiye’nin başka bir bölgesinde doğmuş olmanın suç sayıldığı ön yargıların kol gezdiği ötekileştirilmiş

İnsanlar eğitimin “ e” sini bile konuşamıyor.” 

 

Çalıştığım kurumun karşısındaki ilköğretimin okulu gözümün önüne geliyor. Okullarının kapısında servislerden, ciplerden, arabalardan gülerek inen çocukların fotoğrafları içimi burkuyor.

 

Adalet midir bu!

 

PKK Anaokuluna bomba koyuyor.  Asker, polis öldürerek ideolojik hedeflerini kabul ettirmeye çalışan yasadışı terör örgütü artık 6 yaşından küçük çocukları öldürmek için harekete geçiyor.

 

NEREDE YAŞIYORUZ!   NEYE DOĞRU SÜRÜKLENİYORUZ!

 

İsyanlardayım yine. Beynimde sorular, sorular 

 

Bu ülke hangi oyunlarla nereye gidiyor?

Doğudaki yıllardır devam eden adına terör denilen aslında iç savaş olan bu savaş neden bitirilmiyor.

Yıllardır çözüm süreci diye halk neden kandırıldı?

Bu kadar silah, mayın, terörist bu ülkeye nasıl girdi?

Hangi dış devletler dışardan teröristlere yardım ediyor?

Rus uçağı hangi ülkenin emir komutası ile düşürüldü?  Faturasını neden benim ülkemdeki insanlar ödüyor?

 

“Hangi ruh halindeyim ki düşünen soran sorgulayan insan olmaktan utanıyorum.” 

 

Aslında ülkemde iyi şeylerde oluyor.

 

İktidarın oy oranı anketlerde % 60 olmuş ne mutluluk verici bir haber.

 

Yavru sarayımızda olmuş çolçocuk bir gün gideriz 250 oda hepimize yeter.

 

Bilmiyorum ama içimden bir ses kalk gidelim diyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 08.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.