1564 Yılında Diyarbakır’da Karaçiyân Cemaati

Prof. Dr. Yılmaz KURT

02 Ocak 2016 Cumartesi 06:00

 

1564 yılında Diyarbakır  ve çevresinde yaşayan Karaçiyân topluluğu, çingene mi yoksa Karkın boyundan  Oğuz Türkmenleri mi idi?

Karaçi bugün Pakistan’da Sind eyaletinin merkezi olan büyük bir şehir.

XVI. yüzyıl Osmanlı kayıtlarına göre Karaçiyân adlı topluluk, Anadolu’da ve Rumeli’de birçok şehirde yaşayan konar-göçer veya göçerlerdir. Biz bugün daha çok Diyarbakır ve çevresinde yaşayan Karaçiyân cematinden söz edeceğiz.

Diyarbakır’ın Garbî-i Amid nahiyesinde Diyarbakır eyaleti içerisinde yaşayan bütün Karaçiyân cemaatleri toplu olarak kayıt edilmişlerdi. Hacı Halil Kethüda’nın emrinde yaşayan 114 neferlik (yetişkin erkek)  Karaçiyân cemaati Nefs-i Amid’de  iskân olunmuş ancak bunlar için bir mahalle tahsisi yapılmamıştı.

Amid’de Hindî Baba mahallesinde yaşayan 69 neferlik bir Karaçiyân cemaati daha vardı.  Defterde daha sonra Mardin, Çayı, Hasankeyf, Savur, Kiğı ve Ruha (Urfa) nahiye ve sancaklarında yaşayan Karaçiyân mensupları tek tek baba isimleriyle birlikte yazılmışlardı ( TKGMA, TD.155, Diyarbekir Mufassal Tahrir Defteri, varak: 94b- 99a).

Çayı nahiyesinde yaşayan 61 nefer için “An cemaat-i Mutribân, tâbi-i Karaçiyân-ı m.” kaydı düşülmüştür. “Mutrib”, bilindiği gibi “çalgı çalan, çalgıcı” anlamındadır. Aynı şekilde Savur nahiyesinde yaşayan 52 nefer ve Kiğı’daki 34 nefer için de “mutribiyân” denilmektedir.

Amid’de yaşayan 19 neferlik Karaçiyân topluluğu için ise doğrudan “An Cemaat-i Çingâne-i Diyarbekir, tabi-i Karaçiyân-ı m.” denilmekteydi. 7 neferli küçük bir topluluk ise “An Cemaat-i Hürmüziyân, tâbi-i Karaçiyân maʿa Demürciyân”  şeklinde yazılmıştı. Hasankeyf’te yaşayan 71 neferlik topluluk ise “An Cemaat-ı Çengiyân-ı Karaçiyân” şeklinde kayıtlı idi. “Çengi”, “oyuncu, köçek” anlamındadır.

Karaçiyân olarak kayıtlı bu kişilerin toplam vergileri 37.000 akça olarak belirlenmiş ve bunun 7.000 akçası Karaçiyân cemaati reisinin timar hissesi için ayrılmış; 30.000 akçası ise Padişah haslarına tayin edilmişti.

Türk Tarih Kurumu eski başkanlarından Yusuf Halaçoğlu’nun hazırladığı 6 ciltlik  (Anadolu’da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar (1453-1650), c.III, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2009, s. 1288- 1301)  eserde, bu cemaatlerin hepsi Karaçayan Cemaati olarak okunmuş ve hepsi de 24 Oğuz boyundan Karkın boyuna mensup olarak gösterilmiştir. Halaçoğlu’nun kaynakları arasında 155 numaralı Diyarbekir Mufassalı yoktur. Amid ve havalisi için TD. 64 (1518), TD. 168 (1568) ve TD.200 (1540) kullanılmıştır. Burada adı geçen Karaçayan Yörükleri’nin daha çok Saruhan, Balıkesir, Karesi, Bigadiç ve Diyarbekir yörelerinde yaşadıkları görülmektedir.

Karaçiyân kelimesinin çingeneleri ifade etmek üzere kullanıldığı, bunun Oğuzların 24 boyundan birisi olan Karkın boyu ile bir ilgisi olmadığı açıktır. En azından Diyarbakır için verilen bu kayıtlarda geçen “çengiyan”, “çingâne”, “demürciyân”, “Hürmüzân” gibi ifadelerden bunu anlamaktayız.  Türklerin “Abdâl”; Kürtlerin ise “Gevende” diye adlandırdıkları grup bazı yönlerden çingenelere benzese de bunların çingenelikle bir ilgileri yoktur ( İsmail Altınöz, Osmanlı Toplumunda Çingeneler, Ankara 2013, s.88). Çingene dilini bilmeyen  “Abdâl” veya “Abdâlân” olarak anılan gruplar Hacı Bektaş Velî abdâllarının bozulmuş ve gelenekten uzaklaşmış kalıntılarıdır. Bu Abdâllar kendilerine çingene denilmesini hakâret olarak görürler.

Diyarbakır ve çevresinde kayıtlı Karaçiyân topluluğunun sadece nefer sayıları verilmiş evli ve bekâr olanları ayrıca gösterilmemiştir.  İ. Altınöz’ün tespitlerine göre çingeneler 22 veya 25 akça ispençe ödemekle yükümlü idiler (Osmanlı Toplumunda Çingeneler, s.77).

Diyarbakır’da kayıtlı olan Karaçiyân taifesinin toplam nefer sayıları tarafımızdan 673 olarak hesaplanmıştır. Ödedikleri toplam vergi 37.000 akça olduğuna göre bunların 50 akça ödedikleri, vergi bakımından bunlara bir indirim yapılmadığını söyleyebiliriz.

1564 yılında bölgede yaşamakta olan bu 673 neferlik çingâne veya defterin diliyle Karaçiyân topluluğunun “Avarızhâne Defterleri” ve “Vergi Tevziʿ Defterleri”nde “Cemâat-ı Karaciyan” şeklinde geçtiği tespit edilmiştir (İbrahim Yılmazçelik, XIX. Yüzyılın İlk Yarısında Diyarbakır, Ankara 1995, s.170).  Diyarbakır’da XIX. Yüzyılda “Kıbtî” deyiminin geçmemesi de ( Yılmazçelik, s. 115) bunların Karaçiyân diye adlandırılmış olması dolayısıyladır.

Özün özü: İpek yolu üzerinde bulunan Diyarbakır’ın çok dilli, çok kültürlü yapısı içerisinde bu 673 neferlik çingene topluluğunun, demircisiyle, çengisiyle, mutribi ile Diyarbakır gecelerine pembe bir renk kattığında şüphe yoktur.

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.