Yolcu ve umudu

Sedat MEMİLİ

13 Ocak 2016 Çarşamba 06:00

Sayın Taner Talaş ile Adana sohbeti sonrası…

Adana’m…

Onlar birbirine yabancı, onlar bulundukları kente yabancıydı.

Biri Seyhan nehri kıyılarında otururken, diğeri kent içinde dolaşmaktadır.

Seyhan kıyılarına oturan yabancı, umutlarını yollar kente.

Umut yabancısız, yabancı umutsuz kalır. Umut bir yanda kenti dolaşırken, diğer yandan yolcusunu arar; yolcu ise Seyhan kıyılarında umudunu.

Bir sabah serinliğinde çiğler yaprakların üzerinde eğleşirken; ya da bir sabahçı kahvesinin buğulu camlarının arkasından bakan uykulu gözlerin sokakları izlediği saatlerde; at arabasına doldurduğu sebzeleri, toprak yollardan geçip ara sokaklardan pazara taşıyan çiftçinin ağzında bulunan yarı sönmüş izmaritin düşmek üzere olduğu anlarda; tencerenin dibinde kalmış işkembe dolmasını satmalı mı yoksa eve mi götürmeli diye düşünen seyyar esnafın uykusuna yenildiği; erkenden yola çıkmış taksilerin, bıçkın ve tembel gezilerinin başladığı; hovardalığa çıkmış olanların, mahmur bir pişmanlıkla giyinip bir an önce gitmeyi düşündüğü saatlerde kenti dolaşan umut, kentin önce yeni ışımaya başlayan sıcak yüzüyle karşılaşır.

Yılankale, Büyük Saat ya da yeşili tutsak almış yüksek bir beton yığınının tepesinde duran umut, hareketlerin belirli bir merkeze doğru yöneldiğini fark eder. Her yönden gelen yüklü kamyonlar, yükleri halatlarla bağlı traktörler ve sürücüsünün arkadaşı olmuş at arabaları ile kentin midesine yük taşırlar.

Sebze ve meyvelerin kokularına, motor sesleri ve ışıyan gün karışır.

Kent uyanmakta, umut gezmekte ve yabancı Seyhan kıyılarında beklemekte…

Elektrik ışıklarının gölgeleri, güneşe teslim etmesiyle birlikte, bu kez, kentin midesinden dört bir yana hareket başlar. Kamyonlar, küçük motorlu araçlara, at arabaları ise seyyar tablalara dönüşmüştür. Kentin midesi, kentlinin midesine yanıt vermek üzere harekete geçmiştir.

Ara sokaklar ve  caddeler, insan ve araçlarla kalabalıklaşır. Arı kovanının içinde oluşan kanal uğultuları gibi sesler, kentin atmosferine dağılır ve herkes oluşan bir telaşın parçası olur.

Bir yere ulaşma kaygısında olanların telaşına, gidecek bir yeri olmayanların telaşı eşlik eder. Az önce kaldırımları, işkembe ya da midye dolması satmak için işgal etmiş olanlar yerini işportacılara terk eder. Aynı kaldırımı, aynı telaş ve kaygıyı paylaşan gecenin ve gündüzün insanları birbirini hiç tanımazlar. Tüm evrenleri ve oluşturdukları yaşam biçimi aynı üç metrekarede olan insanlar, birbirlerine iki gezegen kadar uzaktır.

Bu uzaklıklar adı konmamış kent kültürü tarafından sürekli beslenir.

 

Kent uyanmış, kentli uyumakta, umut gezmekte ve yabancı Seyhan kıyılarında beklemekte.

Ve gölgeler uzar. Aynı kaygıları, aynı korkuları ve aynı duyguları yaşayan insanlar, akşamın ilk ışıkları ile birlikte, aynı yorgunluğun pençesinde kalırlar. Sabahın ilk ışıkları ile başlayan hareketin tersi yaşanacaktır şimdi. Sokaklar ve caddeler insanları yutmaya başlar. Kaldırımlar, artık akşamcıların hizmetine sunulacak ürünlerin pazar yerine dönüşür. Sabah erkenden güne başlayacak olanlar, uykularına çekilirken, sabahı bekleyecek olanlar, görev yerlerini alırlar.

Yorgun seyyar satıcılar yüklerinden kurtulmak için eve dönerken; yolcu Seyhan kıyılarında bir seyyar tablanın umudunu beklemekte.

Sürücüsüne yük olan seyyar tablalar, Seyhan kıyılarındaki yabancı için umuttur.

Kentlerde umutlar yüke; yük umutlara dönüşür. Ama umudun bir yük olduğu, kenti oluşturan kalabalıklar içinde gözden kaçar.

Ve akşam, umut yolcusunu kaybetti ve Seyhan kıyıları başka bir yabancıyı beklemekte.

Öyle bir kent şimdi çok uzakta…

 

 

 

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.