Uzun menzilli bir öngörüye ihtiyacımız var! Bu bakış açısı; yakın gelecek zamana ilişkin bir planlamayı ihmal edelim anlamı taşımaz! Bütün mesele, hangi konumda olursak olalım, olaylara bakış açımıza yön veren referanslarımızın ne olduğu kadar, hangi ölçü, tartı ve hesaplamalarımızın olduğu ile de alakalıdır!
İçinde bulunduğumuz atmosferin açmazları elbette ki çözümsüz değildir! Ancak son nefesimize kadar yaşayacağımız imtihanımızın “olması gerekenleri”, “farkındalığımız” ile çözüme kavuşur.
Asıl neşter vurulması gereken çok önemli realitelerimizden biridir “farkındalık sorunumuz!” Oldukça kabaran bir önyargı anaforunun tam orta yerinde boğuşmalarımız eşliğinde boğulmalarımızla iç içe yaşıyoruz, tabi buna da yaşamak diyebiliyorsak?
Beynimde raks eden cümleleri yazıya dökerken, Mevlana’nın herkesin aklında tutması gerektiğine inandığım bir tespitini sizlerle paylaşmak istedim. Şöyle ki;
“Sık sık verilen aynı öğütten sıkılma, çünkü bir çiviyi çakabilmek için defalarca vurmak gerekir!”
Şimdi bir kez daha bir fikir turu yapalım sizinle!
Kendinizi helezon dalgasının hangi dairesi içinde gördüğünüz size kalmış, netice itibariyle kırılan, kırdırılan, öldürülen Müslümanlar!
Silah alan, birbirini vuran, kesen, kardeşliği elinden alınıp içi boşaltılan, değerlerinden uzaklaştırılan Müslümanlar!
Serveti çar-çur edilen, güçsüz bırakılan, geleceği ipotek altına alınan Müslümanlar!
Kendi değerlerini, kendi elleriyle hiçe sayan, gelecek nesillerinin heder olmasına seyirci kalan Müslümanlar!
Hanelerden sokaklara, kentlerden tüm coğrafyalara, modernite hayranlığı ve tüketim kölesi bir toplum olma furyasını benimseyen, Müslümanlar!
Yıllardır aldatılan, “figüran” modunda oynatılan, “stratejik derinlikler”e alet edilen, maşa olarak kullanılan Müslümanlar!
Kendi kimliklerine yabancılaştırılan, varlık nedenleri olan Allah’ı, yeryüzünün en önemli kitabını, hayatlarında “ne diyor?” diye hiç merak etmeyip bir kez bile okumayan, elçisinin derdinden ve örnekliğinden habersiz yaşayan Müslümanlar!
Kur’an’ı ; “NE DİYOR?” diye değil, “kendi kusurlarını örtecek yorumlamalarla okumak” derdinde olan Müslümanlar!
Kardeş olmanın dışında her şeyi sevme sarhoşluğuna kapılan Müslümanlar!
Birbirlerini yerken, Siyonistlerin ağızlarının salyalarını akıttıran Müslümanlar!
Yüreklerinin üstüne astıkları müstesna değerleri, sarraf yerine gladyatörlere götürüp tartmayı marifet sayan Müslümanlar!
Aslında derdim çok, yazarım ben! Varın, gerisini siz düşünün dostlar!
Böylesi bir tablo karşısında,
Haçlılar daha ne istesin?
Sevgi ile Kalın…
akt