İstanbul’da Bağdat Caddesinde evine giderken tecavüze uğrayan 19 yaşında genç kızın haberlerini televizyondan kanım çekilerek seyrettikten sonra aklıma 1 yıl önce kendi evimin otoparkında yaşadığım olay geldi.
Pazar sabahı araba ile evimin otoparkından geri geri çıkarken otomatik kapı kumandası ile açtığım çıkış kapısının duvarına çok yaklaştığımı fark ettim. Arabanın önünü duvara çarpmamak için ön camı açtım boynumu uzattım yarısı evin bahçesinde yarısı da dışarıda olan arabamı nasıl çıkarırım diye düşünüyordum. Başımı çevirmem ile yanımdaki boş koltukta 30 – 35 yaşlarında bir erkeğin oturduğunu gördüm. Şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım. Önce bana yardım etmek istediğini düşündüm.
Beyefendi beyefendi yardım için mi oturdunuz? Lütfen arabadan inin ben halledebilirim diye âdete yalvardım. Adam beni hiç duymadı umursamaz hareketlerle torpido gözünü açtı arabayı inceledi ben yokmuşum gibi davranmaya devam etti. Olayın ciddiyetini kavrayınca şoktan çıkıp arabadan indim. İmdat diye bağırmak istedim ama bağıramadım. Hem sesim çıkmıyordu hem de Pazar günü sabahın 07.30 da bir kadının yardım isteyen çığlıklarını duyunca insanların vereceği tepkiyi düşünüyordum. (Kadın olduğumdan o saatte işe gitmeyi sanki suç işliyormuşum gibi algıladım.)
Arka koltuktaki çantamı kaptığım gibi telefona sarıldım. Arabadan uzaklaşarak evdekilerden yardım istedim. Onları da panik havasına sokmamak için arabayı çıkartamıyorum acil yardıma ihtiyacım var dedim. Olayın devamını anlatmayayım.
Arabama binen kişi arka apartmanda oturan babası öldükten sonra akli dengesinde gelgitler yaşayan hastaneye yatmayı kabul etmeyen komşumun oğluymuş. Yaşadığım olayın şokunu atlatmam çok zor oldu. Gün geçtikçe korkum azalacağına çoğaldı. Hadi bana başka bir şeyler yapsaydı diye iç sesimle konuşmalarım arttıkça arttı. Apartmanın bahçesine uzun süre tek giremez oldum. Saat sekizden sonra eve geliyorsam evdekileri arayıp evimin bahçesine bakan camdan beni takip etmelerini istiyordum. Evimin arka penceresindeki perdeyi açamadım balkonda görür müyüm göz göze gelir miyim diye daha kendi evimin içindeyken panik havasındaydım.
Benim yaşadığım bu olaydan sonra aynı kişi apartmandan başka komşulara da benzer davranışları sergileyince kendi adıma sevinmiştim. Kasti değilmiş. Beni takip etmemiş. Sadece bana yapmamış çok şükür diye bozulan psikolojimi düzeltmenin çarelerini arar olmuştum.
***
Benim ülkemde hayata kız çocuğu olarak gözlerini açmak maça 1-0 yenik başlamak gibi.
Kadının toplumdaki ikincil konumuna dayalı olarak kadına uygulanan her türlü şiddet doğumdan itibaren başlamaktadır. İki kız çocuğunu arka arkaya doğuran anne için bu erkek çocuğu doğuramaz denilip üstüne kuma getirilmekte, üstelik bu davranış şekli bazı bölgelerde öyle kanıksanmış durumda ki kadın bu durumu erkeğin hakkı, kendini de bu durumda kusurlu olarak görmesine neden olmaktadır. Böyle bir evde büyüyen kız çocuğu da ileride erkek çocuğu doğuramazsa kendi başına da aynı şeylerin geleceğini bilinçaltına yerleştirmektedir.
Ataerkil olan toplumumuzda erkek egemen üstünlüğü gözle görülecek kadar fazladır.
Bizim yaşadığımız toplumda kadının üzerine giydiği kıyafete sürdüğü ojeye, saçına, ruja göre adı da değişmektedir. Mini eteği fazla hoş karşılanmayan bir mahallede giydiğinizde aranmak için dışarıya çıkmış adınız da hemen o………… bak olmuştur.
Televizyonda tecavüz veya kadına yönelik şiddet haberlerini seyrettikten sonra bu durumdan hoşnut olan erkek sayısı da azımsanmayacak kadar fazladır.
Çünkü kadın hak etmiştir.
Anneler erkek çocuklarını iyi yetiştirsin diyorlar ya bence erkek çocuğu olan babalar ergenlik dönemindeki çocuklarının cinsel dürtülerini ve kimlik arayışlarını çok iyi takip etsinler.
AİLE İÇİNDE KADINA YÖNELİK ŞİDDET
Aile içinde meydana gelen, cinsiyete dayalı, kadın üzerinde baskı ve üstünlük kurmayı amaçlayan, tehdit, dayatma, kontrol içeren; psikolojik, cinsel, ekonomik, fiziksel zararla sonuçlanan, kadının insan haklarını ihlal eden her türlü eylemdir.
Aile içinde kadına yönelik şiddet, her yaştan, her öğrenim düzeyinden, her gelir düzeyinden, bekâr, boşanmış, evli, her ülkeden kadının gerçeğidir. Tüm dünyada kadınlara kocaları, babaları, erkek kardeşleri ya da sevgilileri tarafından şiddet uygulanmaktadır. Aile içinde kadına uygulanan şiddet, gerek şiddet uygulayan gerek toplum ve kimi zaman da şiddete maruz kalan kadın tarafından meşru kabul edilmektedir. Ayrıca kadınlar yaşadıkları şiddetin sorumlusu olarak görülmekte, şiddetin hak edildiği inancı toplumda yaygın biçimde varlığını sürdürmektedir.
Aile içinde kadına yönelik şiddet en yaygın, buna rağmen en fazla göz ardı edilmiş insan hakkı ihlalidir. Aile içinde kadına yönelik şiddetin, şiddet uygulayan kişinin akıl veya ruh sağlığının bozuk olması, eğitim seviyesinin düşük olması, işsizlik, ekonomik sıkıntılar, stres, gibi bireysel faktörlerden kaynaklandığı görüşü yaygındır. Kimi durumlar için geçerli olsa da bu görüş, dünyadaki yaygınlığına bakıldığında aile içi şiddet olaylarının tümünü açıklayamamaktadır.
Aile içinde kadına yönelik şiddet, bireysel nedenlerden öte daha genel sistemlerle açıklanabilecek bir olgudur.
Aile içi şiddet cinsiyet kökenlidir; yani temelini cinsiyetlerin toplumsal hayattaki eksik ve kusurlu yapılanışından alır. Buna göre erkeğin uyguladığı şiddete neden olan, erkeğin kadından daha üstün ve kadın üzerinde baskı kurmasının doğal bir hak olduğuna inanılmasıdır.
Aile İçinde Kadına Uygulanan Şiddeti Ortaya Çıkaran ve Pekiştiren Faktörler
Çok sayıda toplumsal faktör, aile içinde kadına uygulanan şiddeti ortaya çıkarmakta, meşrulaştırmakta ve pekiştirmektedir.
Kültürel Faktörler:
Ekonomik Faktörler:
– Kadının ekonomik olarak erkeğe bağımlı hale getirilmesi
– Kadınların paraya ulaşım sınırlılığı
– Mülkiyet hakları, boşanması sonrası ekonomik haklar vb konularda yasal ayrımcılık
– Çalışma hayatına katılımda yaşanan güçlükler
– Kadınlara eğitimde eşit fırsat tanınmaması
Yasal Faktörler:
– Kadının yasalarda ve uygulamalarda ikincil yasal statüsü
– Boşanma, velayet, mirasa ilişkin yasalar
– Aileiçi şiddet ve tecavüzün yasal tanımlamaları
– Eğitimsizlik
– Polis ve hakimlerin yeterince duyarlı olmaması
Politik Faktörler:
– Yetkili pozisyonlarda, politika, sağlık, medya ve hukukta kadın temsiliyetinin azlığı
– Aile içi şiddetin ciddiye alınmaması
– Ailenin, devletin müdahale alanı içinde yer almadığı görüşü
– Kadınların politik sistem içinde yeterince yer alamaması
Kadına Yönelik Şiddetin Çeşitli Görünümleri
Psikolojik Şiddet
– Kadına bağırmak
– Hakaret etmek
– Aşağılamak
– Başka kadınlarla kıyaslamak
– Korkutmak
– Kıskanmak
– Kadının nasıl giyineceğine, nereye gideceğine, kimlerle görüşeceğine karar vermek.
– Kadına veya çocuklara zarar vermekle, öldürmekle tehdit etmek
– Diğer insanlarla ilişkilerini sınırlamak
– Kendini geliştirmesine engel olmak
– Yaşadığı şiddetin sorumlusu olarak görmek
– Kültürel farklılıklarını reddetmek, bastırmaya çalışmak veya bu gerekçeyle kötü muamelede bulunmak.
Cinsel Şiddet
– Kadını istemediği yerde, istemediği zamanda ve istemediği biçimde cinsel ilişkiye zorlamak
– Çocuk doğurmaya zorlamak
– Kürtaja zorlamak
– Fuhşa zorlamak
– Cinsel organlarına zarar vermek
– Cinsel özellikleri bakımından başka kadınlarla kıyaslamak
Ekonomik Şiddet
– Kadının çalışmasına izin vermemek
– İstemediği işte zorla çalıştırmak
– Kadının para harcamasının kısıtlamak
– Az para vererek çok şey beklemek
– Aileyi ilgilendiren ekonomik konulardaki kararları kadının fikrini sormadan tek başına almak
– Kadının parasını, şahsi mallarını elinden almak
– Kadının terfi etmesini engelleyecek kısıtlamalar getirmek. (İş gezilerine, toplantılara, kurslara katılmasına engel olmak)
– Kadının iş bulmasını kolaylaştırıcı becerileri geliştirecek etkinlikleri engellemek
– İş yerinde olay yaratmak suretiyle kadının işten atılmasına neden olmak
Fiziksel Şiddet
– İtip kakmak
– Tokatlamak,
– Tartaklamak,
– Tekmelemek,
– Kesici ve vurucu aletlerle ya da yakıcı maddelerle bedene zarar vermek
– Sağlıksız koşullarda yaşamaya mecbur bırakmak
– Sağlık hizmetlerinden yararlanmasına engel olmak suretiyle bedensel zarara uğratmak
Aile İçinde Kadına Yönelik Şiddet: “Özel Alan” Sorunu mudur?
Yapılan birçok araştırma, aile içinde kadına yönelik şiddetin yaygınlığını net bir şekilde ortaya koyarken, toplumsal düzeyde bu şiddet biçimi diğerleri arasında en “görünmez” ve meşrulaştırılmış olanıdır. Bunun temel sebebi, erkeğin ailede ya da sevgililik ilişkisi içerisinde kadına uyguladığı şiddetin, “özel alan”a yani kamusal alanın dışına ait olduğu ve üçüncü kişilerin, kamu kurumlarının ve yasa koyucuların yetki alanının içine girmediği varsayımıdır.
Bir başka deyişle, kadınların aile içinde ya da sevgililik ilişkileri içinde yaşadıkları dayak, yaralanma, tecavüz, tehdit, dayatma, zorlama, baskı, hakaret ve aşağılanma sırf “özel alan”da, yani kişiler arası ilişkilerde yaşandığı için toplumsal bir sorun olarak kabul edilmemektedir. Konunun daha açık olması bakımından evlilik içi cinsel şiddet örneği üzerinden gidelim. Kadına yönelik şiddete dair kayda değer bir duyarlılığın görülmediği ülkelerde dahi bir erkeğin bir kadına tecavüzü yasalar çerçevesinde suç kabul edilmektedir. Hatta birçok hukuksal sistemde tecavüz mağduru kadının evli olması durumunda bu ceza ağırlaştırılmaktadır. Fakat evlilik içi tecavüz, yani kocanın karısıyla onun rızası dışında cinsel ilişki kurması, ancak son yıllarda ceza yasalarına girmiştir.
Yabancı bir erkeğin bir kadına tecavüzünü cezalandırırken, kocanın karısına tecavüzünü ceza konusu yapmayan hukuksal sistemlerin ardında, kadının erkeğin mülkü olduğu ve bir erkek bir kadına tecavüz ettiğinde aslında başka bir erkeğin mülküne ve mülkiyet haklarına saldırıda bulunduğu görüşü vardır. Benzer bir mantık, kadına karşı işlenen cinsel suçların kadının bedenine yönelik değil, topluma yönelik işlenmiş suçlar olarak değerlendirildiği ceza hukuku sistemlerinde de bulunmaktadır. Doğal olarak bu hukuksal ve toplumsal yapılarda, kocanın karısı üzerinde uyguladığı her türlü “fiziksel, cinsel, duygusal ve ekonomik” şiddet, kadın zımni olarak kocasının mülkü kabul edildiği için sorunsallaştırılmadığı gibi cezai bir yaptırıma da maruz kalmamaktadır.
Aynı şekilde yabancı bir erkeğin hiç tanımadığı bir kadına dayak atması ne toplumsal olarak ne de hukuksal anlamda hoş görülmezken, erkeğin kadına ev içerisinde şiddet uygulaması kabul edilebilir görülmektedir. 2003 yılında Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü tarafından tamamlanan Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmasına göre, araştırmaya dahil edilen kadınların % 39’u kadının yemeği yakması, kocasına karşılık vermesi, parayı lüzumsuz yere harcaması, çocuklarının bakımını ihmal etmesi ve cinsel ilişkiye girmeyi reddetmesi gibi durumlardan en az birinin gerçekleşmesinin, kocanın karısını dövmesi için haklı gerekçe oluşturacağını söylemiştir.
Bu anlamda, dünyada 1970’lerden itibaren, ülkemizde ise son 20 yıldır gelişen kadın hareketinin temel kazanımlarından biri; aile içinde kadına yönelik şiddetin, aile ve karı-koca arasındaki ilişkilere, yani “özel alan”a ait bir sorun değil; kamu sağlığını, insan haklarını ve ceza hukukunu ilgilendiren, bu nedenle de kamusal alanda tanımlanması ve ele alınması gereken bir sorun olduğu görüşünün yaygınlaşmasıdır demek çok yerinde olur. Ülkemizde bu görüş çerçevesinde kadın örgütlerinin sürdürdükleri aile içinde kadına yönelik şiddetle mücadelenin en somut başarılarından biri, hala aksayarak uygulanıyor olsa da 1998 yılında çıkarılan ve şiddet uygulayan erkeğin evden uzaklaştırılmasına olanak sağlayan “4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun”dur.
CİNSELLİK TABU OLMAKTAN ÇIKARTILMALI GENÇLER BU KONUDA İLK DESTEĞİ ARKADAŞLAR ARASINDA DUYDUĞU SAÇMA SAPAN KULAKTAN DOLMA BİLGİLERDEN DEĞİL. AİLE İÇİNDE KONUŞARAK ÖĞRENMELİDİR.
Doğru anlatılan cinsel bilgiler ülkemizdeki kadınlara yönelik şiddeti ve ikinci sınıf vatandaş olarak görülmesini azaltacaktır. EĞİTİM ŞART
Tacizsiz günler geçirmeniz dileklerimle sevgiyle kalın.