Siyaset ilmi

Talat Özyürek

04 Şubat 2016 Perşembe 06:00

İnsanlar siyaset arenasına girdiği günden itibaren bir yönüyle müspet, bir yönüyle de çok çirkin sorgulamaya tabii tutuluyorlar. Resmen röntgen cihazının içerisine girmiş olup, Kimisi bu sınavdan alnının akıyla çıkarken, kimisi için ise bu süreç resmen kâbusa dönüşüyor…

Malum,  Siyasal toplumun oluşumundan beri insanların en çok uğraştığı konulardan biri toplumun nasıl yönetileceği konusudur.

İlmi siyaset ya da siyaset ilmi de beşeri ilişkilerin mektebe gitmeden öğrenildiği ‘alaylı’ diyebileceğimiz ilişki bilimidir. Mektebe gitmeden dediysem de müktesebat şart.

İlmi siyaset, karşı tarafa neyi ne kadar söyleyebileceğini bilmek, karşı tarafın kapasitesini tartmak, herkesin anladığı dilden konuşmak ve muhatabını nazik, kırıp dökmeden vicdani ve ilahi üslupla idare etmektir…

Nerede ne söyleyeceğini bilmeyenin söylediğinin de bildiğinin de kıymeti yoktur…

Siyaset ilminin şehirlerde, caddelerde sabit ve kalıcı kuralları yok maalesef! Kim neyi nereye çekerse ilmi siyaset o… Ve acımasızca kullanılıyor. Poker suratlı insanların, maskeli düşmanlık davranışları ilmi siyaset olmuş durumda…

Şuan on kişiye sorsak sanırım dokuzu ilmi siyaseti ‘kurnazlık’ olarak addeder. Ve tebessüm sadaka değil, idareyi maslahat kabilinden ilmi siyaset olmuş.

Bugün geldiğimiz nokta itibari ile maalesef toplum olarak sosyal ilişkilerimiz yerlerde geziyor desem sanırım hiç de abartmış olmam. Ya birbirimizi yanlış anlıyor ya da anlamıyoruz ya da birbirimize karşı prangalarla bağlı önyargılarımız…

İstatistik kurumlarının verilerine baktığımızda; bilgi toplumu olmakta olduğumuz, kültür ve eğitim seviyemizin arttığı, ekonomik olarak gün geçtikçe de rahatlıyoruz. Lakin beşeri ilişkilerimiz de bir o kadar geriliyoruz…

İnsanlarımız adeta suizan da yarışıyor… Kimse kimseye güvenmiyor. Biri birine müspet şeyler yapsa, sanki bunu menfaat için yapıyormuş gibi algılanıyor… Bu kadar olumsuzluğun olduğu bir yerde insanların huzurlu, mutlu olmasını nasıl bekleyebiliriz?

Yüce dinimiz islam da siyasi birliğe çok önem vermiş, siyasi birliği bozacak hareket ve olaylara müsamaha göstermemiştir. Bundan dolayı da fitneyi katilden daha kötü görmüş, siyasi karışıklık çıkaranlara itaat edilmemesini emretmiştir.

Yukarıda ki tüm olumsuzlukları da harmanladığımızda yine karşımıza ilmi siyaseti bilmediğimiz çıkıyor. Neyi nerde, ne zaman, nasıl söyleyeceğimizi bilmezsek yahut nasıl davranacağımızı bilmezsek toplumda çatışma kaçınılmaz hale gelir…

İlmi siyaset yalnızca politikacının hinterlant sahası değildir. Tüccarından, çiftçisinden tutunda öğretmenine kadar herkesi kapsama alanına alır… Bir tüccar müşterisine nasıl davranacağını bilmezse mal satabilir mi? Bir ulema birikimini aktaramazsa kitap yüklü merkepten ne farkı kalır?

Bu konu ile ilgili anlatılan bir kıssada siyaset ilminin önemi şöyle ifade edilmektedir:

Dönemin birinde, başarılı bir öğrenci, ülkeye nam salmış bir okuldan iyi bir derece ile mezun olur…

Hocaları genç delikanlıya; sen başarılı bir öğrencisin lakin bizim ilmi siyaset adında bir dersimiz daha var bu ders sana birçok şey katar dedilerse de genç dinlemez ve okuldan ayrılır…

O dönem herhangi bir vasıta da olmayınca delikanlı, önüne çıkan ilk köyde konaklar. Gece köyde kalan genç, ertesi sabah köylülerle beraber sabah namazına katılır…

İmam, vaazda hurafeleri sahihmiş gibi anlatınca bizim delikanlı hocaya müdahale etmiş: ‘Hoca senin anlattıklarının tamamı yalan’ der. Hoca cemaatin gözünde itibar kaybedeceğini anlayınca ‘Ey cemaat bu aramıza nifak sokmak için gelmiş’ deyince genç köylünün elinden zor kurtulur…

Delikanlı okula geri döndüğünde hocaları bu kadar erken döneceğini beklemiyorduk derler. Ve. Bizim gence 3 ay ilmi siyaset dersi verirler ve genç saç sakal bıraktıktan sonra tekrar köye döner:

 Genç, köylülere kendini ulema olarak tanıtınca, köyün ileri gelenleri delikanlıyı hürmetle karşılayıp, köyün en güzel evinde misafir ederler…

Ertesi sabah yine camiye giderler. Hoca yine aynı bidatlardan bahseder durur. Köylüler ‘Ulema gence’ imamı nasıl bulduğunu sorunca genç: 2Vallahi sizin hoca gibi hoca zor bulunur, bu hocanın sakalından tek koparan cennete gider’ deyince tüm köylü hocanın sakalından tek tel koparmak için hocaya saldırır…

Hoca köylülerin altında ezilirken, başını şöyle kaldırır. Gence: Seni tanıdım. Geçen aylarda buraya gelen sensin, ama bu kez ilmi siyaset okumuşsun. Der…

Ne diyelim ilk camide karşılaşmak dileğiyle…

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.