Aslında tarihdir, tarih, foto muhabirlerinin, dökümantercilerin yaptığı, tarihe belge bırakmaktır. Hayatın izlerini gelecek anlasın ders çıkarsın diye, dikta etmeden TARİH tanımına uyacak şekilde ARKA PLAN bırakmaktır. Deklanşöre bastığınız her an tarihe bir belge olarak kalacaktır. Bu belge gerek toplum için önemli, gerekse birey için önemli. Sonuçta önem arzettiği kesin olmakla birlikte TARİH, BELGE ve SOMUT üçgenini tamamlayacaktır.

Canlı tarihler vardır, hayatı anlatan. Sanat ve sanatçılar dışında. Aslında bu anlamda sanat neye göre sanat, sanatçı neye göre sanatçı? soran ve sorgulayan kimler?
İşte yaşayan tarihlerden birisi... Yüksel HANÇERLİ. Zorunlu göç (Büyük Mubadele) sonucunda Çukurova Bölgesine yerleştirilen Girit mübadillerinden Zekiye-İbrahim Hançerli çiftinin çocuğu. Daha lise yıllarında, 1966'da Çukurova Gazetesinde, gazeteciliğe başlayan, daha sonra Tercüman ve Akşam gazetelerinin Adana bürolarında çalışan, gündüz okulda, diğer zamanlarda ise haber peşinde koşan bir isim Yüksel HANÇERLİ.

68 Yılında yüksek öğrenim için İstanbul'a gider. Gazetecilik Yüksek Okulu okurken Akşam gazetesinde Foto Muhabirliğine devam eder. Polis, Adliye, Spor ve Magazin olmak üzere her dalda gazetecilik yapar.

TRT sınavlarına giren Hançerli, 1974 yılında ikibinbeşyüz aday arasından seçilen 11 kişiden biri olarak haber kameramanlığına başlar. Kısa bir dönem Ankara'da çalışsa da Adana'ya tayini çıkar. Böylece Akdeniz'in ilk resmi kameramanı unvanını alır. Bu arada Bülent ECEVİT, Süleyman DEMİREL, Turgut ÖZAL, Rauf DENKTAŞ ve Meclis Başkanlarının yurt içi ve yurt dışı gezilerinde TRT adına yer alır.
1980 Moskova Olimpiyatları'nda TRT kameramanı olarak görev yapar. Türkiye'de ilk defa verici istasyonlarından video ile görüntü aktarmaya başarır. Bu nedenle TRT tarafından takdirname ile onurlandırılırken, Günaydın Gazetesi'nin TV özel ödülünü alır. Çeşitli defalar Çukurova Gazeteciler Cemiyeti tarafından yılın kameramanı seçilir.
1990 yılında TRT Çukurova Bölge Haber Müdür Yardımcısı olan Hançerli, 1997 yılında emekliye ayrılır ama üretimi bırakmaz. Bugüne kadar yayınladığı 8 kitapta birikim ve tecrübelerini okurlarla paylaşır. Fotoröportaj dalında hoş tatlar bırakan üstad her zaman dile getirdiği, bize aslında çıkartmamız gereken dersler veren, belge niteliği taşıyan eserlerini sadece FOTOMUHABİRİ ve Gazeteci kimliği ile çektiğini belirtirken, tek düşüncesinin olayın deklanşöre basarak yakalanması olduğunu vurguluyor. Lütfen beni bir fotoğraf sanatçısı gözüyle eleştirmeyen diyerek de içinde bulunduğu durumu ve günün koşullarını net bir şekilde ifade ediyor.
Sayın HANÇERLİ'nin sekizinci kitabı sessiz sedasız yayınladı. Dile kolay tarihe 8 kitapla belge bırakmak. 1) 1930-50 Adana Fotoğrafları 2) Yüksel Hançerli'nin Objektifinden 1970 İstanbul 3)Giritli Mübadillerin Son Durağı: Çukurova- Parçalanmış Ailelerin Öyküsü 4) 1930'dan günümüze Adana Fotoğrafları:2 5) Adana'dan Eğitim Manzaraları 6) Girit Mutfağının Çukurova'daki İzleri 7) Babam ve Amcam - Giritli Öksüzler 8) İstanbul 1968 yanı sıra Giritli Mübadillerin Son Durağı: Çukurova- Parçalanmış Ailelerin Öyküsü isimli 40 dakikalık belgesel filmi.








Sessiz sedasız yayınlanan sekizinci kitabı İstanbul 1968'de ne gözle bakarsanız bakın, o dönemde yaşanmışlıkların hepsinin neler olduğunu ve amaçlara baktığınızda FOTOĞRAFLARLA aynı olduğunu görmemek için konuya tezat bir yaklaşım göstermek lazım.
Evet sevgili dostlar, mütevazi kimliği ile yıllarını bu uğurda geçirmiş bir ARKA PLAN öyküsü. Aslında Arka Plan olmasının tek nedeni baştada söylediğim gibi mütevazi kimliği. Oysaki onu hep ön planda tutacak o kadar çok başarıları varmış ki... Kıymetli abime böylesine bir arşivi bizlere açtığı için teşekkürü borç bilirim.
Değerlerimizi kaybettikten sonra anlama devrinden önce, artık farkına varıp sahip çıkalım. Tarih bize her zaman gerçekleri söylemeye devam edecektir. Gerçekler ise zamanla anlaşılacaktır.
Kazım Paşa'nın söylediği gibi " Bir çınar için toprak altındaki kökleri ne ise -ve bu kökler kurudukça çınar nasıl kurumaya başlarsa- bir millet için de tarih odur. Tarihini bilen millet, kökü sağlam çınar gibidir. Zamanla eski âdet ve anânesini, yaşayış tarzını unutan, tarihini bilmeyen, ecdâdının neler yapmış olduğundan haberi olmayan bir millet, kendini ayakta tutan köklerinden birkaçını kurutmuş demektir. Tarih okuyarak onu sulamak lâzımdır. " sözüyle eşdeğer Türkçeyle, değerlerimize sahip çıkmaya devam edelim.
ARKA PLAN yıllardır ARKA PLAN'da kalmış öyküleri ile ÜRETİM'e devam ediyor...
Sevgiyle kalın.