Sanırım iklimsel özelliklerden kaynaklanıyor; Adanalı hemen heyecanlanıyor, sevinçlerini ve üzüntülerini abartılı yaşıyor.
Spordan siyasete hemen her alanda bu böyle...
Örneğin Hüseyin Sözlü büyük bir başarı gösterip seçildiğinde Adana’nın tüm sorunlarının çözüleceği gibi bir duyguya kapıldık, yere göğe sığdıramadık. Sonra gerçeklerle yüzleşince bu sefer de tam tersi tutum takındık.
Yeni bir vali gelir aynı havalara gireriz.
Adanalı bir bakan olur, Adana’yı uçuracak sanırız. Hayal kırıklıklarımızı da üst düzeyde yaşarız. Oysa biraz gerçekçi olunsa bu kadar dövünmeye gerek kalmayacak.
Ömer Çelik Kültür ve Turizm Bakanı olduğunda Adana’nın bu alanda Antalya’yı bile geçeceğini hayal etmedik mi? Ama bu hayal gerçekçi değildi. Sadece isimlerle bitmiyor ki!
Şimdi Fatma Güldemet Sarı Çevre ve Şehircilik Bakanı oldu heyecanımız ilk günkü gibi devam ediyor. Eğer Adana’da her şey, hemen her şey değişmezse onda da hayal kırıklığı yaşadığımızı ifade edeceğimiz günler yakındır.
Heyecanlıyız, tez canlıyız. Tabi bir de Adana’yı seviyoruz.
Futbolda da aynı şeyi yaşamıyor muyuz?
Adana Demirspor bir hafta galip geldiğinde şampiyonluk şarkıları söylüyoruz. Bir maç sonra alınan kötü sonuçta ise karalar bağlıyoruz. Sanki bir hafta önce coşan, ayakları yere basmayan, şarkıları söyleyen biz değiliz.
Sevinçleri de coşkuları da üzüntüleri de uç noktadadır Adanalı’nın...
Böyle yaşamaya alışmış.
Bazen bize bu durum yakışsa da bazen de abartılı yaklaşımlar gereğinden fazla yıpratıyor. Bir türlü sakin olamıyoruz. Belki olmak da istemiyoruz. Bu yaşam tarzı hoşumuza gidiyor.
Ama abartı, coşku ve uç noktalardaki gel gitler daha çok sporda kendini gösteriyor. Özellikle de Adana Demirspor taraftarında...
Buna ister istemez yönetim de katılıyor, sporcular da bu ortamdan etkileniyor.
Belki zaman zaman bunun zararı görülüyor ama bu durum kınanacak bir durum da değil. Madem böyle bir yaşam tarzını tercih ettik, bunu yaşayacağız. Artık ayaklarımızın yere basması gerektiği fikrimden vazgeçiyorum.
Raydan çıktık zaten.
Kafana göre Adana Demir...