Evrensel İnsan Hakları Bağlamında
FARKLI OLUŞ ZENGİNLİKTİR VE BİRLİK KORUNACAK (2)
Dr.Ömer Uluçay
İnsanda ve toplumlarda fark vardır ve olacaktır
Diğer varlıklar gibi insanlar da farklıdır. İnsanların yaşadıkları ve doğdukları coğrafya, zaman ve toplum farklıdır. Bedeni yapıları, renk ve dilleri, din ve inançları, ahlak ilkeleri, örf ve adetleri, gelenek ve görenekleri farklıdır. Bu farklı ortama doğan, bunlarla yetişip büyüyen insanlar, farklı olacaktır. İnsanların, beslenmeleri, mutfakları, barınmaları, kullandıkları araçlar da farklıdır.
Her coğrafyanın tarihi, kültürü, zenginliği, serüveni, servetin ve refahın bölüşümü de farklıdır. Her ülkenin yönetenleri, kuralları, komşuları, ilişkileri, amaçları, beklentileri de farklıdır.
Görülüyor ki, fark hep vardır ve bunlar görülmektedir. Bunları hoşgörüp, doğal uyum sürecine bırakıp, toplumda ortak noktaların meydana çıkarılmasına ve bunların pekiştirilmesine gayret gösterilmelidir. Bu farklılıklara karşın insanlar, toplu ve mutlu yaşamak durumundadır. Biz bunlara işaret etmekteyiz.
Birey olarak insan, farklı işlevli organların birlikte ve uyum içinde çalıştıkları bir abidedir, canlı bir heykeldir. Farklar olmadan, insan bir et ve kemik yığınıdır. Göz görecek, kulak işitecek, yürek sevecek ve çarpacak, ayaklar götürecek, ağız besleyecek, nesil sürecek, eller mamul edecek ve işleyecek; dil ise doğru olanı, adil olanı, hak olanı güzel söyleyecek.
İnsan farklıdır, hem kendisi farkların toplamıdır ve hem de toplumda farklıdır. İnsan anne karnında, doğunca, bebek ve çocuk iken, genç iken, okurken ve askerlik yapınca, evlenince, çocuk sahibi olunca, işte ve meslekte, yaşlanınca bir başkadır. Her dönemin heyecanı, beklentileri, umut ve istekleri, bilgisi ve ilgisi, kabiliyeti farklıdır. Her dönemde konuşulan dilin zenginliği ve güzelliği, sözcükleri farklıdır.
Biliyorum ki, benim sözcükler de sizin konuştuklarınızdan farklıdır, kimi eski ve kimi yenidir. Gönlümün penceresidir bu sözcükler, lütfedin buradan bakalım güzelliklere. Atalar demişler “eskisi olmayanın yenisi olmaz”, benim dil de böyle bir şey, umuyorum anlaşılması ve tadı fena olmayacak.
Diyebiliriz ki, insanın serüven gerçeğinde; ağlamak türküye ve türkü de duaya dönmektedir. Görülüyor ki her dönem, farklı bir dünyadır, yaşamak lazım.
İnsan; eğitimi, rengi, cinsi, mesleği, kabiliyetleri, dili, din ve inanışı, yaşı, bedeni yapısı (sağlam-engel), hobileri, umutları, varsıl ve yoksulluğu, yetkili-yetkisiz oluşu, idealleri, felsefi fikir ve düşünceleri, vicdani kanatları, doğum yeri ve zamanı, yerli-göçmen olması, bakımından farklıdır. Bu fark durumu, kendi süreği içinde de vardır.
İnsan toplumları; din-inanç, dil, eğitim düzeyi, kavim, renk, sınıf, cinsiyet, memleket, meslek, yaşama tarzları ve idealleri bakımından farklıdırlar.
İnsanın tanımı; din-inanç, felsefe, ideoloji, bilim tarafından çeşitli özelliklerine ve işlevine göre yapılmıştır. Örneğin: “İnsan konuşan hayvandır. İnsan sosyal bir hayvandır. İnsan akıllı bir hayvandır. İnsan Tanrıya vekildir, ama bazan düşkündür. İnsan alet yapan hayvandır. İnsan savaşan hayvandır”.
İnsan için yapılan bu tanımlar, diğer yaratıklarda olmayan özellikleri-farkı göstermektedir. İnsan, aklı vasıtasıyla diğer mahlûkatlara egemen olmaktadır. Bu nedenle de sorumluluk altına girmektedir.
Sonuç olarak; tüm varlıklardaki bu farklara rağmen, insan “sosyal, akıllı” varlık olarak; farkları öne çıkarıp ayrı olmak yerine; farkları koruyarak ve ortak noktaları öne çıkararak, birlikte yaşamayı sağlamak zorundadır.
Farkları esas almak, kavga-savaş, çatışma, kargaşa, ölüm-virane demektir. Biz bununu istemiyoruz; birlikte, huzur içinde, eşit ve hür yaşamak, refahı bölüşmek istiyoruz. Bunun için ortak noktaları esas alıyor ve farkları, ilgilisinin tercihine, doğal etkileşim sürecine bırakıyoruz. Biz, huzur-sükûn ve barış istiyoruz. Ve biz umutla, inançla diyoruz ki “Farklılıklar zenginliğimizdir, fakat birlik ve barış şarttır”.
Farklı ve Birlikte Olmak, Barış Demektir
Barış, farklılıkların birlikte olmasıdır. Bireyler, toplu yaşamak için ilkeler ve kurallar temelinde örgütlenmektedir. İhtiyaçlara göre devlet de teşkilatlar kurmakta ve hizmet üretmektedir. Zaten devletler bunun için vardır.
Çekilmiş resmi sınırlar içindeki toplumların birlikte ve güvende yaşamaları için; toplum önderleri, akil insanlar, din adamları, yazar-çizerler ve toplumsal bilince ulaşanlar hep birlikte ve barış için gayret göstermekte ve insan haklarının uygulanmasını istemektedir. Türkiye BM’nin kurucu üyesidir ve İnsan Hakları Bildirisini kabul edip Resmi Gazetede yayınlamıştır(1949).İnsan Haklarına riayetle, Türkiye’nin medeni-modern dünyadaki yerini alması, barış ortamının daimi olması için mücadele edilmektedir.
Süreçte kimileri, belirtilen farklılıkları, kendi menfaatleri için savaş nedeni olarak kullanmış ve toplumda çatışmalara neden olmuşlardır. Barışçı, insancıl, emekten ve özgürlükten yana olanlar, böylelerine karşı çıkmışlardır.
Toplumlarda birlik ve bütünlük; önce ahlak, din ve inanç ilkeleri, örf ve adet, gelenek ve görenek kurallarıyla sağlanmıştır. İnsan haklarına ilişkin mücadelelerin katkısıyla hukuk öne çıkmıştır. Böylece devlet gücüyle, toplumsal kuralların yarısı güvenceye, yaptırıma kavuşmuştur.
Toplumda insanlar arasındaki çatışmalar daha çok; toprak, mal-mülk, dil, din-inanç, kavim-ırk, renk, kadın, yerli-yabancı, menfaat, şan-şeref, makam dolayısıyla olmaktadır.
"Farklı ve Birlikte Barış İçinde Yaşamak Mücadelesi"
Bu Mücadelenin uzun ve kanlı bir geçmişi vardır. Süreç içinde milyonlarca insan öldürüldü, Bölgesel ve Cihan savaşları yaşandı. Özellikle Fransız İhtilal’ından ve ABD Bağımsızlık Beyannamesinden sonra bu uğurdaki mücadele, evrensel konuma geldi.
Sonuç olarak, Birleşmiş Milletler (1948), İnsan Hakları Evrensel Bildirisini yayınladı (1949). Bundan sonra, İnsan Hakları Mücadelesi, Hukuk Devleti Mücadelesi şeklinde devam etmektedir. Bu gelişmeyle, devletlerin İnsan Haklarının uygulamasının kontrolü ve gerekirse yaptırım uygulanması mümkün olmaktadır.
İnsan hakları, BM İnsan Hakları Bildirgesinde belirtildiği gibi, tüm insanların doğuştan, insan olmaktan dolayı, sahip oldukları temel hak ve özgürlüklerdir. İnsan hakları, ırk, ulus, etnik köken, din, dil ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin tüm insanların yararlanabileceği haklardır. Bu hakları kullanmakta herkes eşittir ve bunlar vazgeçilmezdir.
İnsan hakları, tüm insanların hak ve saygınlık açısından eşit ve özgür olarak doğduğu anlayışına dayanır. İnsan hakları, her bir bireye, bağımsız seçim yapma ve yeteneklerini geliştirme özgürlüğü sağlar.
Ancak belirlenen hakların, gerçekleşme durumu farklıdır. Örnek gösterilen devletlerde bile hak ihlalleri olmaktadır. İnsan hakları isteği bir idealdir ve fakat gerçekleşmelidir.