Farklı oluş zenginliktir ve birlik korunacak (5)

Dr. Ömer ULUÇAY

21 Şubat 2016 Pazar 06:00

 

Evrensel İnsan Hakları Bağlamında

FARKLI OLUŞ ZENGİNLİKTİR VE BİRLİK KORUNACAK (5)

Dr.Ömer Uluçay

İnsan Hakları ve Hukuk Devleti Mücadelesi

Belirtilen yaptırımlara karşın tarih boyunca savaş-katliam-talan bitmedi. Bazan bu unsurlar arasındaki farklar bile savaş nedeni oldu. Milyonlarca asker ve sivil insan öldürüldü, Köle isyanları, köylü ayaklanmaları, sömürge savaşları, din-mezhep kavgaları, sınıf mücadelesi, hak talebi adı altında bu kıyımlar yapıldı. Bu savaşların herbirinden elde edilen insani kazanımlar diğer savaşlarda temel oldu ve fazlası istendi. Devletler yasalarında kazanımları korumak ve uygulamak zorunda kaldı. Böylece tarihi süreç içinde hukuk mücadelesi, diğer sosyal kurumların önüne geçti

Dünyada ve ülkelerin içinde, barış ve huzur için insan haklarının geçerli olması şarttır. BM Kurulunca ilan edilen bu hükümlere zaman içindeki değişmeler de dikkate alınarak ek Beyannameler yayınlanmıştır.

Beyannamelerdeki ölçütler, devlet yönetiminin evrensel değerde olmasını ve bunun unsurlarını belirtmektedir. Bu hükümler, bir anayasanın Hak ve Ödevler kısmını oluşturmaktadır.

Toplumda farkların olması kaçınılmazdır. Bu farkları gözeterek bir toplumu mahrum bırakmak veya özellikleriyle yoketmeğe amaçlamak, bu yönde asimilasyon politikaları uygulamak kabul edilemez. Yani ki toplum farklılıklarıyla ve fakat birlikte yaşamak durumundadır. Çoğun aza galebe çalıp onu kırmağa hakkının olmadığı vurgulanmakta ve bunun kontrolünü, olması halinde önlenmesini ve yapanların cezalandırılması karara ve sisteme bağlanmış, bunu temin için uluslar arası kurumlar oluşturulmuştur.

Bildiride, toplumların çatışma nedenleri, hak ve istekleri, yapılacaklar belirtilmiştir. Devletlerin, toplumların pratiğinde sorunların çözüm örnekleri vardır. Bunlardan çıkarımlar yapılarak, diğer bölgedeki özelliklere göre bir yol bulunmaktadır.

Burdan anlaşılıyor ki eski mutlakıyet anlayışı artık geçerliliğini yitirmiştir. Komşu, komşusunun veya mahalledeki bir evin idaresinden haberdar olmakta ve müdahale etmektedir. "Mutlak egemenlik" gitmiş, "kontrollü egemenlik" uygulanır olmuştur. Bu, devlet imajının değiştiğine ve küreselleştiğine işarettir.

İnsan hakları içinde evrenselleşen değerlerin uygulanmasının istenmesi bazı kaynaklarca, "kışkırtmaya kapılmak" veya "bölücülük" yapmakla suçlanmaktadır. İşçi-emek hak mücadelesi "sol bölücülük" olarak suçlanmakta. Hâlbuki bunlar evrensel haklar olup Devletimizce de onaylanıp kabul edilmiştir.

Bütün bunlar, BM Evrensel İnsan Hakları Bildirgesinin yüklediği "bilinçlendirme"nin yapılmayışı nedeniyle olmaktadır. Hakkın kullanılması, hastanın iyileşmesi istenmemektedir. Devletin yönetimi, hak ve refahın dağılımı sınırlı tutulmaktadır. Bunun temelinde farklılıkların sui-istimal edilmesi vardır. Devlet olanakları bir grup tarafından kullanılmakta ve siyasetler buna göre yürütülmektedir. Bu içerde çatışma yaratmakta ve giderek dozunu arttırmaktadır.

Ülkemizde de yaşanan bu sıkıntıların tedavisinde gerçek ve yaygın bir de zorunlu yöntem BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde vardır.

*

İnsan hakları, tüm insanların doğuştan, insan olmaktan dolayı, sahip olduğu temel hak ve özgürlüklere denir. İnsan hakları, ırk, ulus, etnik ‎köken, din, dil ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin tüm insanların yararlanabileceği haklardır. Bu hakları ‎kullanmakta herkes eşittir ve bunlar vazgeçilmezdir.

Ancak belirlenen hakların gerçeklik durumu farklıdır. Bu bir idealdir ve fakat gerçekleşmelidir.  

İnsan hakları, tüm insanların hak ve saygınlık açısından eşit ve özgür olarak doğduğu anlayışına dayanır. ‎İnsan hakları, her bir bireye, bağımsız seçim yapma ve yeteneklerini geliştirme özgürlüğü sağlar.

Bu ‎özgürlükler, başkalarının haklarına saygılı olmak ve bu hakları çiğnememek şartıyla dengelenir, sınırlandırılır.

İnsan hakları, aynı zamanda sorumluluk da getirir.

*

İnsan Haklarında Anabaşlıklar

İddia Hakları ve Özgürlük Hakları, Bireysel ve Grup Hakları, Doğal ve Yasal Haklar, Negatif ve Pozitif Haklar, Sivil ve Politik, Ekonomik, ‎Toplumsal ve Kültürel Haklar. ‎

Sahibine Göre Haklar: Anneler, Azınlıklar, Babalar, Ceninler ‎Çocuklar, Engelliler, Bitkiler,  ‎Hayvanlar, ‎Erkekler,‎ Gençler,‎ ‎İşçiler, ‎Kadınlar, ‎LGBT, ‎Öğrenciler, ‎Tüketiciler, ‎Yazarlar‎, Yerliler.

  •  

İnsan Haklarında Kısa Tarihçe[6]

İnsan ve insan haklarına ilişkin felsefi düşünceleri ilk defa sofizm dile getirdi. Uzun tarihi süreç içinde bu hareket; dinsel, kültürel, felsefi ve yasal anlamda gelişmeler ‎gösterdi.‎‎ 18. ve 19. yüzyıllarda Thomas Paine, John Stuart Mill ve Hegel gibi düşünürler, insan hakları felsefesinde ileri noktalara vardılar. "İnsan hakları" terimini önce T. Paine kullandı.

20. yüzyılda ‎Batı Avrupa'da ve Kuzey Amerika'da sendikalar, grev hakkını garanti altına alan, asgari ‎çalışma koşullarının oluşturulmasını sağlayan, çocuk işçilerin çalışmalarını düzenleyen veya çalıştırılmalarını ‎yasaklayan yasaların çıkarılmasını ve Kadın hakları hareketi birçok kazanımlar sağladı.

Ulusal bağımsızlık hareketleri, sömürgeci güçleri ülkelerinden çıkarttılar. Hindistan'ı İngiltere'nin sömürgesi olmaktan çıkaran Mahatma Gandhi'nin bağımsızlık hareketi özel ve örnek hareketlerden birisidir. ‎Dünyanın birçok yerinde, uzun süreli ırkçı ve dini baskı altındaki azınlıkların hareketleri başarılı oldu.

Milletler Cemiyeti, I. Dünya Savaşı'nı takiben 1919'da ‎yapılan Versailles Barış Antlaşması'nda yapılan görüşmelerde kuruldu. Cemiyet'in hedefleri ‎şunlardı: Silahsızlanma, ortak güvenlik çerçevesinde savaşı önleme, diplomasi ve görüşmeler yoluyla ülkeler ‎arası anlaşmazlıklara çözüm bulmak ve küresel refahı artırmak. Yalta Konferansı'nda-1945, Müttefik Güçler, Cemiyet'in rolünü oynamak üzere yeni bir yapı kurma kararı ‎aldılar. Bu kurum, Birleşmiş Milletler Teşkilatı'dır. 

*

İnsan Hakları Mücadelesinde Safhalar[7],[8]

İnsan hakları, dinamik bir kavramdır. İnsanlığın sürekli ilerlemesi, toplumsal yapıların ve gereksinimlerinin gelişmesi, değişmesi insan hakları taleplerinin çeşitlenmesi ve zenginleşmesini beraberinde getirir. Hakların kazanımı, geri dönülmez bir kazanımdır ve daima ileriye doğrudur, haklar bu sürecin ürünüdür.

Birinci aşama; 17-18 yüzyıllarda, İngiliz, Amerikan ve Fransız devrimlerinin klasik hak ve özgürlükleri getirmesidir. Daha çok bireysel nitelikli olan bu haklar arasında yasal eşitlik, kişi güvenliği, bireysel özgürlük, düşünce ve inanç özgürlüğü, siyasal haklar ve mülkiyet hakkı en önemlileriydi. Kapitalizmin yükselişine denk düşen ve burjuvazinin taleplerini dile getiren bu “birinci kuşak” insan hakları karşısında devletin işlevi, genellikle karışmama ve seyirci kalma ile sınırlıdır. 

 İkinci aşama, yükselmeye başlayan kitle hareketleri-(19. Yy) sosyal eşitlik eksenine yöneldi. Bu dönemde, sosyalist ve reformcu düşünceler, yol gösterdiler. Böylece;  insan hakları listesinin genişledi, devletin tutumu değişti, ”sosyal haklar“ ve “sosyal devlet” gerçeği oluştu. Bu kuşakta varılan haklar(20. Yy) yasalara ve anayasalara, daha sonra da uluslar arası belgelere girdi: Bu haklar; ekonomik, sosyal ve kültüreldir. Çalışma; adil ücret, sosyal güvenlik, sendika ve grev, sağlık ve eğitim gibi hakları kapsıyordu. Böylece “bekçi devlet” ya da “jandarma devlet”, yerini “sosyal devlete” ve müdahaleciliğe bırakıyordu.

Üçüncü kuşak insan hakları hareketi ve kazanımları (20.yy) sonlarında ortaya çıkan ve   üçüncü dünya ülkelerinin taleplerini yansıtan yeni bir halkayı oluşturur. Ulusların siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel geleceklerini belirleyebilme hakkının, sosyal gelişme ve kalkınma hakkının, doğal kaynaklardan yararlanma hakkının dile getirildiği bu aşamada ezilen ulusların ve hakların bağımsızlık, dünya nimetlerinden eşit ve hakça yararlanabilmek için verdikleri mücadelenin izleri açıktır. Üçüncü kuşak hakların, örneğin barış hakkı, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı gibi bütün insanlığı kucaklayan biçimleri de vardır. Kolektif özelliği dolayısıyla bunlara ”dayanışma hakları”  denildi.   

İnsan Hakları kazanımları Evrensel düzenlemelerde; insan hakları, hak bildirileri, anayasalarda başlangıç veya metin şeklinde tanındı.

‎İnsan Hakları, politize edilmiş ve siyasi-ekonomik menfaat teminine alet edilmiştir. Dolayısıyla insan hakları siyasetinin kötüye kullanılmasını önlemek de zorunlu olmuştur.

 İnsan hakları ihlali, günümüzde ulusal bir sorun ‎olmaktan çıkmış ve diğer devletleri de ilgilendirir olmuştur. İttifak devletleri, bu amaçla birbirlerini kontrol edebilmektedir (AB örneği). 

‎Devletler‎‎‏, vatandaşlarını insan hakları konusunda bilinçlendirmeli ve ‏bir‎‎ otokontrol mekanizması oluşturmalıdır. Ne var ki bu ihlallerin çoğu devletler tarafından ‏yapılmaktadır. Bu nedenle dış destek zorunlu olmaktadır. ‏ ‏ ‏

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.