İnsan hakları açısından azınlıklar ve etnisite (2)

Dr. Ömer ULUÇAY

27 Şubat 2016 Cumartesi 06:00

John Milton Yinger[3] üç unsura göre Etnisiteyi tanımlamaktadır: 

‎‎1.‎ Etnik ‏Grup; toplumda başkaları tarafından; dil, din, soy,  geldikleri memleket ve başka kültürel ‎özellikler nedeniyle diğerlerinden ayrılmakta ve  "farklı" görülmektedir.‎

‎2.‎Grubun üyeleri de, kendilerini bu  "farklı gruba" ait-dâhil bilirler(addederler-aidiyet).‎

‎3.‎Grubun kültürel özelliklerini benimser‎, ‎etkinliklerine katılır‎, ‎korur ve yaşarlar‎. ‎Ortak destan ve mitolojik ‏anlatımlar‎, ‎grubun üyelerinde ortak bir heyecan oluşturur‎.   ‎

Üyelerin eğitim durumları başta olmak üzere bunların etkinlik derecesi farklıdır.‎

‎ Irk terimine karşı etnisite daha geniş bir kavramdır. Bir ‎toplumsal yapıdaki özelliği, bireylerin bir özel ‎grupla özdeşleşmesini, grup siyasallığını, ‎bireylerin gruba aidiyetini ifade etmek üzere ortaya atılmıştır, ‎ancak ırk terimini ‎gizlemekle suçlanmıştır.‎

Genel olarak etnik; kendinin bilincinde olan, fakat uluslararası düzeyde egemen siyasal bir ‎bütünlük olarak tanınmayan tarihsel bir ortaklaşmaya aidiyet olarak tanımlanmaktadır. Örneğin ‎İran,   Hindistan, Rusya, ABD, İngiltere'de yüzlerce; Fransa'da onlarca ve Türkiye'de ise 30 civarında etnik ‎grup bildirilmektedir.

Etnik gruplar, tarihsel ve kültürel kimlik yapısı olarak siyasallaşır. Ayrıca; yurttaşlık, ayrımcılık, ırkçılık, ayrılıkçılık, eşitlik, soykırım, toplulukçuluk, çokkültürlülük, öteki, kültür, ulus, ‎uyrukluk, dil, soy, akrabalık, din, sömürgecilik, kölelik, azınlıklar gibi kavramlarla yakından ‎ilişkilidir.

Sosyologlar arasında etnisite giderek, çoğulculuk, ‎asimilasyona karşı siyasal isyan, eşitsizlik ve ayrımcılığa karşı dayanışmayı anlatır olmuştur.‎

Sosyoloji bilimi açısından, objektif bakışla ele alındığında etnik grup, diğerlerinden önemli ‎farklılıklara sahip topluluğu ifade eder. Yani yaşayış ve kültür özellikleri ‎bakımından diğerlerinden farklı öğelere ve uygulamalara sahip topluluk "etnik grup" olarak ‎tanımlanır. 

Ancak bir ya da birkaç özelliği ile diğerlerinden farklı olması bir grubu "etnik grup" olarak ‎nitelemeye yetmez. Bu farklılıkların topluluğun yaşam ve kültürle ilgili tüm alanlarında büyük bir ‎kısmında ve önemli bir tarihsel süreç içerisinde gözlemlenmesi gerekir.

Sanayileşme ve ‎sonrasında gelişen modernleşme süreci, hemen her toplumun etnolojik alışkanlıklarının büyük ‎bölümünü değiştirmiştir.  Buna rağmen, etnik grup ayrımında önemli bazı ölçütler vardır.  ‎Bunlar içersinde en önemlileri, doğum, ölüm ve evlilik törenleri, ailede bireylerin sosyal ‎statüleri, geleneksel giyim-kuşam, mutfak kültürü, düğün ve eğlence, örf ve adet, dil ve lehçe, din-inanç ve mezhep, yaşama biçimleri,iş ve meslek, yerli-göçmen olmak sayılabilir.

 *

Azınlık ve Etnisite Farkları[4]

 Azınlık, yerleşik halk için kullanılmadığı halde Etnisite yerli halk için kullanılır.

 Azınlık, daha geniş bir kavramdır, etniki, dini ve milli olur.

Azınlık, bazan vatandaş olmadığı halde, etnik grup vatandaştır ve bu haklardan yararlanır.

Azınlık, çoğunluk ile kıyaslanırken, etnisitede böyle bir durum yoktur.  

Azınlık, genellikle sonradan gelmiş halktır. Ama bazan göçertme ile yerli halk azınlık durumuna ‎düşmektedir.‎

Azınlık, yerli halka nazaran sonradan oraya gelip yerleşmiş halkı ifade eder.‎

Azınlık ve etnisite‎,‎‏ kimlik‎-‎kişilik belirtir‎.  ‎

*

‎ Anadolu'da azınlık ve etnisitenin olduğu ve bunun da zenginlik kabul edilmesi gerektiği  belirtilmektedir‎.‎‏ ‏Anadolu’daki azınlık-etnisite durumunu tesbit denemeleri ve yayınları yapılmıştır[5]. Bunların kaynakları daha çok Almanya ve ABD’dir, sonraları dar kapsamlı yerli çalışmalar da yayınlandı. Bunlara dayalı olarak din-inanç haritaları da yayınlanmıştır. Bunların hepsi siyasidir. Konu netamelidir.

Bu konuda; aşağıda alıntılanmış ”Profesör Nurullah Aydın[6]ın bir yazısından bilgi sahibi olalım:

 “Türkiye; tarih boyunca birçok ırkın yaşadığı, farklı ırkların gelip geçtiği ‎ülkedir. Yerli ırklar yanında, Moğol ve Timur işgallerinde Asyalıların, haçlı ‎savaşlarıyla Avrupalıların, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Arapların ‎ve Afrikalıların gelip yerleştikleri yerdir. Yüzyıllar boyunca ve şimdi de ‎Türkiye'de hoşgörü ve sevgi ortamında her dinden, her ırktan, her ‎mezhepten insan bir arada yaşıyor.‎ Türkiye'deki Etnik Grupların Dağılım Raporu, ‎Malatya'daki kitapevi cinayeti davası dosyasına konuldu.‎

“Raporda; Kürtlerden Gürcülere, Pomaklardan Lazlara, Boşnaklardan ‎Arnavutlara kadar bir sınıflandırma yapıldı. Sonuçları kamuoyuna ‎açıklanmayan rapor, 2000 yılında Erciyes, Elazığ Fırat ve Malatya İnönü Üniversitesi'ndeki öğretim görevlilerine MGK tarafından hazırlattırıldı.

“Prof. Şaban Kuzgun başkanlığında yürütülen proje kapsamında ‎Türkiye'deki 68 il, ilçe, köy, mahalle ve sokaklar tek tek dolaşıldı. Yapılan ‎çalışmada insanların hangi kökenden, mezhepten ya da tarikattan ‎olduklarının profili çıkarıldı.‎Proje yarım kaldı.‎

“Projenin başkanlığını yürüten Prof. Dr. Şaban Kuzgun, 14 Mayıs 2000'de ‎trafik kazasında hayatını kaybetti. Araştırmada görev alan diğer öğretim ‎görevlileri de Kuzgun'un şüpheli ölümü üzerine aniden projeden ayrılma kararı aldılar”[7].

Anadolu'da özellikle şimdiki durumda; her etnisite‎, ‎farklardan geçelim, kahir ekseriyette ortak özellikleri ‏barındırmaktadır‎.‎‏ Bu, ortak bir kimliğin ve birliğin oluştuğuna işarettir‎.‎

*

Sonuç olarak sorun İnsan Hakları konusudur ve evrenseldir, henüz çözülmemiştir, çatışma nedeni olmaktadır. Her ülkenin iç koşullarına göre şekillenmekte ve ayrışmalar olmaktadır. Rejimlerin Demokratikleşmesiyle sınırlar içinde, çözümün mümkün olacağını göstermektedir.

Konu; gruplara aidiyet, bu kimlik-kişilik durumunu sürdürmek ve korumaktır. Herkes, rıza ile içinde ‎bulunduğu etnisiteyi özgür olarak geliştirmek istiyor. ‎

Etnisite, kişiye doğumdan itibaren verilen bir aidiyettir ve belki de kişinin değiştiremeyeceği tek bağlılıktır.   ‎Yani halkının, ailesinin, dilinin, kültürünün, ananesinin aidiyeti ‎ve devamı, hak ve özgürlüğüdür.‎‎

O yüzden, bir kişinin zaten etnisite talebi ya da bu talep temelinde, coğrafya ya da ülke talebi ‎olamaz. ‎Yalnız ülkesinde ve toplumunda etnisitesini yaşamak ve yaşatmak talebi olur ve bu ‎talep de zaten onun en ‎insani hak ve özgürlüğüdür ve üstelik "insan hakları" olarak evrensel ‎hukuk güvencesindedir. ‎

Ayrıca etnisite,   devletin ve onun sivil kurumlarının konusudur. Yani devletin Evrensel İnsan Haklarına riayetinin test edilmesidir. Bu mücadele, vatandaşın devletten hak talebidir. Devletin modern hukuk devleti olup olamadığının işaretidir. Devletin, çağdaş, özgürlükçü, insan haklarına bağlı bir hukuk devleti olduğunun ölçüsüdür.

‎ ‎Discrimination, yani her türlü etnik ayrımcılık, insan hakları ve özgürlükler olarak evrensel ‎hukukta bir suçtur. Bunun karşıtı olarak "ayırımcılık", bir-birkaç etnisitenin öncelenmesi ve diğerlerinin devlet eliyle bu haktan mahrum bırakılmasıdır.

Her gruba eşit hak tanımamak, ayırımcılık olmaktadır, yasaktır ve suçtur. Devlet kanunlarında yazılmış olması bir ilerlemedir, fakat yetmez. Bunun uygulanır olması esastır. Bu amaçla uluslararası ilişkilerde, BM'ye üye devletlerde bu hakkın kontrol esasları belirlenmiştir.

Bu bilimsel ve siyasi verileri, gerçeği doğru anladığımız zaman çatışma yerine barış iklimi egemen olacaktır. İstenen de budur. Devlet tüm vatandaşlarındır. İçlerinden bir etnisitenin baskın çıkıp, devlet erkini kendi yararına kullanması isabetsizdir. Devir ve çark değişmiştir. Eşitlik esastır. Uluslararasında "Mutlak egemenlik" gitmiş yerine "kontrollü egemenlik" gelmiştir.

Ayrılığı bırak ve Birliğe bak!

 

 

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.