Demokrasinin teminatı hukuktur

Osman PALAMUT

07 Mart 2016 Pazartesi 06:00

Siyaset sistemiyle ilgili ilk sınıflandırma çabaları, 2500 yıl önce Antik Yunanlı tarihçi Herodotas ile başlamış,  tanımlamayla ilgili teşhisler ise Aristo ile devam etmiştir.

Aristo;

Yönetenlerin sayısal durumuna göre;

Tek kişi yönetimini Tiranlık,

Azınlık yönetimini Aristokrasi,

Ve tüm halkın yönetimini Cumhuriyet olarak sınıflandırarak, siyaset bilimine armağan etmiştir.

Aristo ayrıca bu saydığı yönetim biçimlerinin bozularak, iktidar sahiplerinin çıkarlarına hizmet eder duruma gelebileceğinin altını çizmiştir.

Yapılan bu siyasal sistem sınıflandırmalarının, İslam dünyasında ne ölçüde incelendiğini ve hangi temele dayandırıldığını en çarpıcı yönüyle ele alan ise İbni Haldun’dur.

İbni Haldun milletin ve devletin ikbalinin tek şartı olarak kabul ettiği siyaset ilminin temelinde hukukun olduğunu, gerek iç siyasette ve gerekse uluslararası diplomaside atılan adımlarda, ülkenin çıkarları doğrultusunda hukukun referans alınmasını bilhassa vurgulamıştır.

Tıpkı,

 Osmanlı siyasetinin temelinde var olan İslam hukuku gibi.

Osmanlı, hukukun öngördüğü siyaset anlayışını hakim kılarken, buradan hareketle dünyaya bir medeniyet anlayışını getirmişti.

Ya bu gün?

Bu gün ülkelerin siyaset anlayışına baktığımız zaman, güçlü olanın hukuku bir tarafa kaldırarak bir ülkeyi işgal edebildiği, insanların mal ve canına ortadan kaldırmakta bir beis görmediği anlayışın hüküm sürdüğünü görüyoruz.

Batı zaman zaman evrensel siyaset ahlakını bir kenara bırakırken, İslam coğrafyası ise evrensel hukuk ve halkın ikbalini gözetleyen siyaset anlayışından uzak bir yönetim anlayışını sergilediği için, batı karşısında her zaman hezimete uğramaktan kurtulamıyor.

İşte günümüzde devam eden Suriye, geçmişte Irak ve Libya örneklerinde olduğu gibi,

Dün Irak’ta, Libya’da ve bu gün Suriye’de devam eden felaketi, ölen ve yaralanan milyonlarca masum sivili, insanın kutsalı olan mülkünün tahrip edilmesini, bu ülkeyi yönetenler hangi siyasi literatürle izah edecekler?

 Edemezler çünkü;

Her üç ülkenin yönetim şekline baktığımız zaman, halkın iradesinin yansıdığı bir yönetim yerine, Aristo’nun ifadesinde yerini bulan Tiranlık la ülkeyi idare ettikleri için milyonlarca insan öldü, milyonlarca masum yerlerini yurtlarını terk etti ve bu ülkeler bu gün bir harabeye dönüştü.

İslam ülkelerine karşılık batı alemine baktığımız zaman, iktisadi ve içtimai hayatları, İslam ülkeleriyle kıyaslanamayacak kadar huzur ve güven içerisindedir.

Neden?

Çünkü bu ülkeler demokrasinin ışığında İbni Haldun’un ön gördüğü hukuk ve eğitim çok titiz ve hassas bir şekilde hayata geçirdiği için sorun yaşanmamaktadır.  

Oysa tarih ders almak içindir ama ne hikmetse tarihten pek ders alma zahmetinde bulunmadığımız için, Osmanlının mazlumun yanında yer alan siyaset anlayışını aklımıza bile getirmediğimiz için sıkıntılar silsilesi hızla yol alıyor.

SONUÇ OLARAK

 Şeyh Edebali’nin Osmanlı’nın kurucusu Ertuğrul Gaziye yaptığı nasihatında olduğu gibi millet öfkelenecek, millet gücenecek, millet suçlayacak ama ülkeyi yönetenler gönül alacak, hoş görecek ve sabredecektir.

Bu gün siyaset anlayışımızdaki en büyük eksiklik bu olsa gerek,

Toplumsal bütünlüğümüzü en güçlü şekilde koruyup payidar etmek istiyorsak, öncelikle İslami prensiplerin bir gereği olan evrensel hak ve hürriyetlerden yana derhal tavır koymamız gerek.

Ne basını susturmakla ve ne de işadamlarını gözaltına almakla, birliğimizin ve bütünlüğümüzün temeli olan kardeşlik hukukunu payidar edemeyiz.  

Dünyanın kuruluşundan bu yana bu  kural hiç değişmemiştir.

 

 

 

 

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.