Kadınlar... Kadınlar...

Sedat MEMİLİ

08 Mart 2016 Salı 06:00

Ve Rab "Adam"ı yarattı.

Bir erkekler öyküsü kitabı olan, "Tevrat" adamın yaratılışını öyle ifade ediyor.

Kadınların dünyaya egemenliği, Tevrat'ın yazılmasıyla son buluyor.

Yunan ve Roma Mitolojileri'nin bütün kadın kahramanları, Tevrat'ta "erkek" olarak çıkar karşımıza.

Tevrat, Mitolojilerin erkekleşmiş halidir.

Milyonlarca yıllık insanlık tarihinde, ancak yaklaşık sekiz bin yıldır erkeklerin egemenliğinden söz edilir. Bu sekiz bin yıl içinde erkekler, bir arabaya koşulmuş at gibi, koşumlara donatılmıştır.

Önce "Erkeklik" koşumuyla yüklenen bu yaratık, kendi doğasına uygun olmayan niteliklerle kendine yabancılaştırılmıştır.

Örneğin "güçlü" denmiştir erkek için. Zamanla gücün pazularda değil beyinlerde olduğu anlaşılınca da foyası meydana çıkmıştır. Tarih sahnesinde görülen erkeklerin, bir kadının parmağına takılı ipleri herkes görmezlikten gelmiştir.

Meryem olmasaydı Hz.İsa,

Hatice olmasaydı Hz. Muhammet,

Firavunun karısı olmasaydı Hz.Musa'dan kaç kişi söz edecekti.

Tarihler Neron'u yazar, ama annesi Agrippa'yı ve sevgilisi Poppea'yı es geçer. Oysa tarih yazan Neron bu iki kadının oyuncağıydı.

Osmanlı Devleti'nin kuruluşu Osman Bey ile anlatılır, peki, Edebalı'nın kızı Mal Hatun'un hiç mi katkısı yoktu?

Devletler tarihinde, hanedanların birbiri ile evlenmesi, dünya tarihini her noktada değiştirebilecek düzeyde olmuş ve kadınlar bu tarihi yazmış erkekler sahnelemiştir.

İslam Dini'nin kadınları ikinci sınıf insanlar olarak görmesi sadece kadınların isteği üzerine gerçekleşmiştir. Erkekler bu düşünceyi kabul ederek tuzağa düşmüşlerdir.

Sorumluluğu erkeğe yükleyen kadın, yaşamda ikinci planda kalarak, erkeği onurlandırma yöntemiyle onu yönetmiştir.

İşte erkeklik koşumunun erkek boynuna taktığı ilk zincir budur.

Erkeği önemseyerek, onun gölgesinde kalarak, gururunu okşayarak onu terbiye etmiştir.

Güçlüsün demiştir örneğin; hangi erkek "hayır ben güçsüzüm" diyebilir ki?

Ama yeri geldiği zaman erkek yaşama karşı kendi güçsüzlüğü ile yüzleşince bunu itiraf etmekten bile çekinir. Çoğu zaman itiraf etmez. Boynuna takılan "erkek güçlüdür" koşumuyla gezer ve çaresizliğiyle yüzleştiği zaman da kişilik parçalanması yaşar.

Erkek ilginç bir yaratıktır; hem boynuna takılan zincirle onurlanır hem de bu aşağılık onuru yüklenmek için ağır bedeller öder.

Erkek korkmazmış, çalışkanmış, sözünün eriymiş, mertmiş! Geçin! Geçin!.

Günümüzde her beş kişiden biri işsiz… İşsiz olan bu erkeklerden kaç tanesinin eşi, işsizliğin gerçek nedeninin iktidarların beceriksizliğinden kaynaklandığını analiz edecek düzeydedir. Bırakın kadınları, erkeklerin kaç tanesi gerçekte bu olayda kendi kabahatleri olmadığının farkındadır? Azdır her halde.

Ama ev hali şu; iş bulmaktan muaf tutulan kadın, çocuklarına bakmaktadır. Boynuna takılan zincirlerden biri de "tedarikçi" olan erkek akşam boynu bükük olarak eve gelmiş. Eli boş ve umutları kırılmıştır. En iyi halde kadın, boynunu bükerek kaderine razı… Ve iş bulmayı başaramamış erkeğine şefkat göstererek bir de onun minnet duygularını teslim alır. Karısının minnet duygusuyla, dış dünyanın alçaklığı arasında kalan erkek, yıkım üstüne yıkım yaşar.

Böyle bir sahnenin en dehşetli yanı; iş bulma görevi olan erkek, iş bulamamıştır ve karısı ona anlayış göstermektedir.

Bundan daha büyük bir dehşet yoktur.

Erkek'de bunun böyle olduğunu zanneder, kadında böyle davranmakla erdemli olduğu kanısındadır.

Kadın erkek karşısında çaresizliğini kabul ederek, sorumluluğunu üzerinden atmış ve onun minnet duygularını teslim alarak onu yönetmiştir.

Rab Adam'ı yarattı, ama adam, adam olamadı.

Bilinçli mi bilinçsiz mi?

Ne? Kadınlar günü mü?

Eh!... Dünya kadınları, ülkemin kadınları, özgürlük, hak, hukuk, kutlu, mutlu vs. vs.

 

Not bu yazı, “08.03.2009” tarihinde yazılmıştır.

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.