(…) Hitit Tanrıları, Babil Tanrıları gibi gibi uysal ve uyumlu değiller. Kendi aralarında bir takım tartışmalar çıkmaktadır. En büyük Tanrılardan biri olan Telepuni (Ki, Babillerin ölüp dirilen Tanrısı Tammuz ile eşdeğer) insanlara ve Tanrılara karşı öfkelenmiş ve kaybolmuştur. Kendisi anynı zamanda Bereket Tanrısı olduğu için ülkede kıtlık ve sefalet baş göstermiştir. Kendi güç ve yetkilerini aşan bu durumla karşılaşan diğer Tanrılar, Telepuni’yi aramaya koyulurlar. (Kışın bitmesini ardından baharın gelmesini istemek) Ne kartal ne de büyük tanrılardan Fırtına Tanrısı bulamaz onu. Ancak Ana Tanrıça’nın görevlendirdiği Arı bulur Telepuni’yi.
Öfkesinin nedenini soran Ana Tanrıça’yı şöyşe yanıtlar Telepuni: “Tanrı olduğumdan beri, kendime ait olamadım. Tanrılık sıfatının ağırlığını duymadan, kendimce olmak istedim.”
Ana Tanrıça sesini yumuşatarak:
Telepuni, sen tanrısın,
Sen yeniden doğuşun, / dirilişin / Can verişin
Taze yapraklara kavuşması / Kurumuş ağaçların,
Koyunların kuzulaması / Toprağın yeniden hayat bulmasısın.
Sen / her doğuşuyla güneşin / Toprağın ısınması / Evrenin bir tohuma sığmasısın…
Ancak / Seninle başlar bereket / Üzümler salkım saçak / Rengarenk süslenir meyvelerinle ağaçlar…
Sen bir bakış / Bir renk / Bir heyecansın
Her yıl yeniden doğuşa / Verilen bir cansın…
Yokluğunla / Kaybeder gelinliklerini / Kuru bir dala dönüşür ağaçlar
Kaybeder ovalar / Çimenden giysisini,
Açlığa mahkum insanlar,/ kaybeder umudunu / Neşesini…
Sen Tanrı telepuni,
Sen tarım / Sen bereket, / Sen yeniden doğuş tanrısı / Ait olamazsın kendine
Devam etmelisin / İnanan insanların hizmetine…
Yakışmaz sana kaybolmak
Doğayı sensiz / İnsanı umutsuz bırakmak.
Bu bir düzendir ancak,
Dün / Bu gün / yarın / Yaşadıkça İnsanlar
İnançları hep var olacak…”
*
1998 Yılında yayınlamış olduğum “Kendini Arayan Tanrı” kitabımdan alıntı yaptığım bu bölüm, insanlığın baharı karşılama törenleri ile ilgilidir.
Zor kış koşullarından kurtulup, yeniden toprağın uyanışı ile yaşamı karşılamak insanlığın evrensel ve ortak bir değeridir.
Farsça adı gündemde olduğu için “Nevruz” demekteyiz.
Oysa, bir Kürt bu benim bayramım derse doğrudur.
Türk’de derse doğrudur.
Bir Alman, Bir Fransız, Bir İranlı… Kim sahip çıkarsa çıksın doğrudur.
Çünkü, Nevruz diye adlandırdığımız bu anlayış insanlığındır.
Üzerinde durmamız gereken şu, efsanelerde, kötülük ile iyiliği barıştıran; olumsuzlukları yok eden, Tanrılar arasında dahi anlaşmanın gerekçesi olan Nevruz’u kana bulamaya kimsenin hakkı yoktur.
Nevruz’u kana bulamak, insanlığın evrensel değerlerine yapılmış bir saldırıdır.