İrfan halkası

Dr. Ömer ULUÇAY

25 Mart 2016 Cuma 06:00

İRFAN HALKASI

(İlim-Bilim Sohbeti)

 

Kendisini bilen, belli bir yaşam pratiğine sahip, sorumluluk duygusu ağır basan insanlar, bir arayışın içindedirler. Okudukları, konuştukları onları tatmin etmiyor, konup şakıyacak, inleyecek bir güldalı istemektedirler. Bu amaçla da bağ-bahçe gezmekte ve fakat gülbahçesi aramaktadırlar. Vardır şüphesiz, ama nerde?

İnsanoğlu arıyor ve sonunda kendisini buluyor. Delfi mabedinin kapısında yazılıdır:”Kendini bil!”. Bu nasıl olacak ve bulursa kendisine bir giriş kapısı, bu nuru, bu ışığı nereye çevirip bakacak. Bulduklarını nasıl tanıyacak, sınıflandırıp, isimlendirecek? Bunların değerini kim ve neye göre takdir edecek? Hangileri dağıtıma-hizmete girecek? Ne zaman ve nasıl alıp gün yüzüne çıkaracak ve saklı olan bu sırları, hikmetleri kime ve nasıl açıklayacak? Bu akıl ve gönül pazarını nerde ve nasıl açacak?

Saman pazarında lal-cevher satmayacak. Şeker deyip şap yalayanlara sır vermeyecek. Ömründe sofra kenarını açmamış, bir lokma ikram etmemiş kişiler, mihman kadrini ne bilecek. Burdan bir gönül pazarına düşecek ve görecek ki kendi dellal olmuş, bazarbaşı Mevlana ve Yunus Emre olmuştur..

Bu İrfan Halkası, ilim-bilim sofrasıdır. Bu iki sözcük biraz farklıdır. İlm, daha çok teorik ilgileri, bilgi ve fikirleri, felsefe ve teolojiyi içerir. Yani deney ve tekrar yoktur, kurallar vardır, ama izafidir, ikna olmak ve böyle inanmak esastır. Bilim sadece akli-mantıkidir, tekrarlanır, ispat eder, göreceli bir hali yoktur ve mutlaktır.

Bu yöntemlerle oluşan bilgi ve görgüler kültürleri ve uygarlıkları oluşturmaktadır.

Bir han köşesinde konaklamış, görecek ki İbni Haldun oraya gelmiş. Şeyh Sadiyi, Ömer Hayyam'ı, İbn Arabî'yi, Niyazi Mısriy'i, Galilei Galileo'yu, Kopernik'i, İbrahim'i, Musay'ı, İsa'yı, Muhammedi ve İslamın serüvenini, mezheplerini ve çatışmalarını, şamanı, Paganı-Kâhini, Buda ve Mani'yi, Zerdüştî Muğanı ve daha nicelerini orda dinleyecek.

Bu bazarda, insanın ve tüm evrenin her çeşit sorunları dile gelecek. Zaman bölünüp tarih düşecek. Bu İrfan Hanına gelenler, nakışlı, yüksek hünerli halı ve dokumaları üst-üste serip ilgilinin beğenisine sunacak. Herkes kendi nağmesini ve enstrümanını çalacak. Farklı iklimden ve farklı zamanda gelen bu zatlar bir koro oluşturmuşlar, herkes dinleyecek. Meğer hepsinin arzusu-isteği aynı imiş ve biri koro şefi olmuş, gaipten haber getirirler. Biri geçmişten, diğeri gelecekten, olmuştan ve olacaktan, her iklimden ve tüm zamanlardan, insanlığa katkı sunanlardan haber ve eser getirecek.

Kamil insanın her hali tamamdır. Dünyadan kam almış, güngörmüş, bilmenin hikmetini kavramış, bilene saygılı olmuştur. Sözün gücünü, kudretini ve hikmetini kavramıştır. Önce bilim sandığından çıkarıyor kıymetli ilkeleri. Yıllarca bunları denemiş ve sonuç almıştır, üzerinde konuşulmuş ve savunulmuştur. Artık doktorun ilacına dönmüş, derde derman olmuştur. Bir sürek avı gibidir, irfan meclisi. Herkes atışını yapar ve gözlenir. Sonra, uçurur gönül kuşunu, gaipten haber verir de herkes dinler. Böylece kısa zamanda altınların ayarları belli olur. Kırat farkı aynı zamanda suyun sertliğine de işaret eder. Yaşa-başa ve illede söze-hikmete hürmet vardır. Böbürlenmek, kanatlanıp meydanda toz etmek yok, uzun sürmez ıslanır kanat tüyleri. Sırasını bekler konuşmak, karışmak için. Ama bakar ki balon havalanmış, herkes verir yüksek nefesini ve uçsun ister daha yücelere. Herkes birden asılır küreklere, hızlanır gemi. Aşk ateşine sevgi taşınır, mısralar, şiirler söylenir, bakarsın biri solist olmuştur dinlenir.

Yaşın sağladığı bir ayrıcalık vardır elbet. Sohbetin Piri bir işaret verir de sohbet bir başka iklime evrilir. Evrenin her hali, insanların ruh ve eylemleri, işlem ve işlevleri, hayal ve gerçekleri, din ve inançları, bilgi ve efsane-esatirleri ve daha ne varsa hepsi potadadır. Sohbetin kılavuzu bunlardan birisini çıkarır bedestenin sahanlığına. Bir dilbere bakar gibi herkes bakar ona, bir nazar atar, bir hilat atar ve çok severse gönlünü atar ona. Herkes ayağa kalkar ve alkışlar onu. Bundan yüce bir baha olmaz ki.

Bilimin her dalında ve özellikle, tıp, mühendislik, hukuk, ilahiyat dallarında, seyahat ve anılarda, düşünce tarihinde felsefe ve mitolojide-efsanelerde, dinler ve sosyal tarih, edebiyat dallarında bir yoğunlaşma vardır. Memleketin ve komşuların, dünyanın dünü ve günü değerlendirilmektedir. Özellikle Osmanlının son yüzyılı ve Cumhuriyet dönemi hep konuşulmakta ve bu konularda kitap okumaları ve değerlendirmeleri yapılmaktadır.

Biz İrfan Halkası olarak oturduk irfan sofrasına, doyuruyoruz akıl ve gönül açlığımızı. Herkesi de böyle bir sofraya davet ediyoruz. Kaşık kavgası yok, sofra sade, herkes söz ve hal ile mest olmuş, bazan söze karışıyor ve konuşmayı ısıtıp ışıtıyor. Bazan gönüllere su serpiyor. Umutsuzluklar, gaileler geçiyor. Sakin ve makul bir sonuç ile sohbeti noktalıyoruz.

*

Bir kılavuz, şahin gözü keskinliğinde ve bir güvercin uysallığında bir bülbülün gayret ve sebatıyla açtığı irfan meydanına gönüldeşler davet etmiş. Hatta bu amaçla bir gazeteye ilan da vermiş. Gazeteci ilana başlık koymuş:”Beyin fırtınası için arkadaş aranıyor”. Mersinden bir genç aramış ve sonra vazgeçmiş. Birisi İstanbul’dan aramış. Çekirdek grup toplantıları sürdürmüş. İki sene önce benim de haberim oldu ve katıldım. İki senedir her hafta Cuma günleri öğleden sonra toplanıyoruz ve enaz üç saat, rehavete düşmeden konuşmayı sürdürüyoruz.

İrfan halkasının konusu ve usulü, adabı, amacı yukarda belirtildiği gibidir. Burda hepimiz kendimize ve dostlara hizmet ediyoruz. Konuyu ve dikkati dağıtmıyoruz.

Grupta kimler mi var?

İrfan Halkasının kıdem sırası şöyledir:

İş ustasız ve sohbet halkası üstadsız, pirsiz olmaz.

1- Op. Dr. Orhan İzzet Kılıçbeyli bizim üstadımızdır, aynı zamanda toplandığımız güzel, merkezi konumlu, modern donanımlı geniş ve sıcak büronun da sahibidir.

İstanbul Tıp Fakültesinde Kadın ve Doğum Hastalıkları Uzmanı oldu ve yıllarca Federal Almanya’da çalıştı. Yurdumuzun birçok yerinde hekimlik yaptı ve sonunda Adanaya yerleşti. Adana Tabip Odası Başkanlığı yaptı. Başka sosyal kuruluşlara katkı sundu. Türkiyede süregen ve güncel konulara ilgi duydu ve çözüme ulaşması için gayret etti. Sonunda emekli oldu. Yurt içinde ve dışında tetkik gezileri yaptı, elbette ki hep okuyor, arıyor ve soruyor. Farklı okuma gruplarında bulunuyor, sosyal etkinlikler düzenliyor.

Orhan abi, çalışkan bir insan, bize düşünce tarihinden konuştu, Tanzimat dönemini, İttihat ve Terakki Cemiyetinin kuruluşu ve fikirleri hakkında seri konuşmalar yaptı. Cumhuriyetin kuruluşunu ayrıntılı olarak incelemiş, kitaplığında olan kitapları da incelemek ve sonra konuşmak üzere getirir.

Beden, zaman emekli etti ama kafa ve gönül aynı tempo ile çalışmasını sürdürdü. Hep oyun kurucu oldu, sevgi ortamında konuşmaya çalıştı, toplantıları yönetti. Elindeki minyatür tahta çekicini nadiren masaya vuruyor. Hatta bizler arada çekicin sesini talep ediyoruz. “Hele bir dalga geçsin” deyip tolerans gösterir.

Toplantının seyrinden ve arkadaşların durumundan haberdar eder. Konu belirler, görev verir, zamanı yoğun ve doğru kullanmak ister. Yönetimi bize zevk verir ve yol gösterir.

Başkanlığına evet ve hizmetine minnetler olsun.

2- Yüksek Mühendis Turan Uzunyayla inşaatçıdır ama farklı dallarda müteahhitlik hizmetleri yapmış, devlet çarkını iyi tanıyor. Ayrıca Belediye Meclis Üyeliği ile şehrin yönetimin ve eksik-aksak yönlerini tanımış. Bu nedenle siyasi tahliller yapıyor ve biraz fütiristik takılıyor, iki senedir hava tahminleri tutuyor. Bir olaya yorum getirince durup bekliyoruz.

İstanbul’daki Üniversite yılları dolgun ve verimli. Sosyal ve girişken yapılı. Musiki ile yakından ilgili, Tiyatro meraklısı ve bilgilisi, müzeler ve tablolar uzmanı, Av Mustafa Beyle yarışıyor. Sözü bal ile keser ama yaman ve ana noktayı sorar, kaçacak yer kalmaz, "Evet-hayır" denilmek zorunda bırakır, yani yaman sorgular aynı zamanda. Opera ve tiyatro hakkında bir sunum yaptı.

Rahat ve âlicenap yapılı, kolay ve emin olarak “bunu bilmiyorum” diyerek yürek zenginliğini sergiler. Güzel, şık ve model giyinir, içten iltifatlar yapar ve konuşmak için cesaret verir. İyi, böyledir de kolay kolay "evet" demez Turan Bey, bildiklerini savunur ve ikna edici olunca/bulunca hemen hakkını teslim eder.

Tiyatro-opera ilgisi fazladır, hatta bir dernek kuruculuğu da yapmış. Müzik arşivi var, arada bize de klasiklerden bir flaşback doldurup armağan etti, arabada Çaykovski, Mozart vb dinlemek. İbrahim Tatlıses’in, Ruhi Sunun, Neşet Ertaş'ın, Zeki Müren'in kulakları çınlasın ve bunlara inat. Osmanlı Sarayları ve Müzeleri uzmanı, ayrıntılara dokunuyor, eski-yeni Adana'yı biliyor. Rengi, duruşu jestleri Adanalı da dili bağlı. Garip durmuyor, bekledim hep bir anda celallenip seslenecek ve bizi Kuruköprü’ye götürecek diye, ama nafile. Bu kibarlıktan bu nota hiç çıkmaz.

Kadirşinas, hal-hatır soran-bilen bir beyefendi. Saygılar olsun.

3- Avukat Mustafa Canberk, tam bir can dost. İri gövdesi ve güler yüzüyle sempati topluyor. Meslek Avukatlık olunca konuşuyor ve arada söze dalış yapıyor. Hatıraları ile bizi diyar diyar gezdirir. Eski ile yeniyi birleştirir. Dini kutsal-coğrafya anıları yanında Avrupa hatıraları da var. Adana'lı sosyal yaşam şeklini espiri-nükte ve okkalı sözleriyle de anlatır ve iyi bilir. Döşemeden olunca argoya da döşenmiştir, bilir ama demez. Tiyatro kritiklerinde Turan Beyle yarışıyorlar.

Eşinden büyük bir saygıyla bahsediyor ve ortak gezilerde daha çok yararlanmak/görebilmek için ona da görevler verdiğini öğreniyoruz. Muhterem eşine de saygılar sunarız. Mustafa Beyin arkasında böyle bir Hanımefendi olmasaydı ve korumasaydı, Mustafa Bey zor zapt olunurdu. Maşallah atak, jestlerden anlıyorum ki üzerine düşerse “evvel Allah”…

Firma ve Banka Avukatlıklarından kalma zengin bir Anadolu kültürü var, Coğrafyayı, toplumu, ilişkileri ve özellikle alacak-verecek konusunda mümkün olanı iyi kestiriyor ve ona göre muhataba yardımcı oluyor. Hukuk, sosyal bir ilim olarak zaten birçok konuyu kapsıyor. Bunlara ek olarak Mustafa Bey, dini-islami bilgiler yanında, diğer inanışları da ayrıntılı olarak incelemiş ve tartışmaya katkı koyuyor, ana konulara dikkat çekiyor. Yurt içi ve dışı seyahatleri, kongre anıları cami kültürü var.

Yardımsever, âlicenap, bölüşümcü, içten bir can. Selam olsun.

4- Avukat Muzaffer Kaya, sevgi dolu ve sabırlı, kibar bir insan. Çok iyi ve ayrıntılı dinliyor, hangi daldan yemiş düşerse topluyor ve arada sorarak kalan kısmı tamamlıyor. Bize çok güzel bir Devlet Felsefesi ve İdari Rejimler hakkında bir çalışma sundu, zamanın rejimleriyle örnekledi.

Meslek tecrübesi olarak ayrıntıları gözden kaçırmıyor. Mustafa Beyle ikiz gibi sanki boyları da denk. Mustafa Beyle aynı zamanda Büro komşuları, arada dosyaları birlikte değerlendiriyorlar, ortak çalışma kabiliyetleri var. Birbirlerini tamamlıyorlar. Arada söz gelince Mustafa Bey atak “yok Muzaffer onu söyleme” diyor. Ama Muzaffer Bey bildiklerini hiç söylemiyor. Genç insanlar ve büyük şehirler, kim bilir ne acı Adana kebapları yenilmiştir.

Sakin mizacı altında bir Beethoven saklarmış Muzaffer Bey. Turan Bey klasik musiki parçalarını içeren flaşı verince hemen talip oldu, bir kopyasını aldı ve sonra bana verdi. Sanıyordum Dadaloğlu Karacaoğlan, Gündeşoğlu dinleyecek. Meğer bunları da dinler ve olaylarını bilirmiş.

Muzaffer Bey, bana zorlu Alevilik soruları sordu, cevaplamağa çalıştım. Bu yetmedi sonradan davetimle aramıza katılan şair-mutasavvıf Hasan Basri Pekhas’a da bu yönde sorular sordu, sanırım düğümleri çözdü. Konuşmaları bir mutlulukla dinlediğini gözlemledim. Birbirimize sorular sorunca, içinden bunları cevaplayıp sözü meclisten işitince mutluluktan coşuyor.

 Bir de "Çerkez Ethem’in Kişiliği ve Kurtuluş Savaşındaki Rolü" konusunda ayrıntılı bir çalışma sundu. Çok yemiyor ve az içiyor ki formunu ideal kiloda korumuş.

Gezi meraklısı, farklı okumalar yapıyor, yürüyor, sosyal yaşamı ve yönetimleri izliyor ve yorumluyor. Bir dönem aktif ve sorumlu noktada siyaset yapmış, Burdan birçok deneyimi var.

 Pratik ve sonuca varan, kısa özlü soru ve cevaplarla sohbet ediyor. Saygılar sunarım.

5- Hüseyin Atik, emektar ve tecrübeli bir gazeteci, olayları izlemiş, yazmış ve okumuş, bir arşiv gibi sıralıyor. Özverili, âlicenap bir insan. Birkaç oturum birlikte olmuştuk. Sonra gelmedi, Orhan abi söyledi, hanımı hasta imiş onunla ilgileniyor, pek zamanı olmuyormuş ve maalesef vefat etmiş.Eşine rahmetler ve kendisine de sabırlar diliyorum..

Bildiğim kadarıyla torunlar kendisini dinlemesine fırsat vermiyorlar ve yalnızlığa düşmesine engel oluyorlar, ne güzel ve tebrikler. Herkes kendi sırasınca…

Kendisine saygılar sunuyorum.

6- Ben Dr.Ömer Uluçay, Dr. Orhan abinin daveti üzerine önce Turan Beyin de olduğu bir görüşmemiz oldu. Sonrasında toplantı günümüz Cumayı bekledim. Anılan arkadaşlarla birlikte konuştuk.

Tanzimat sürecini ve sonuçlarını konuşuyorlardı. Baktım bir tez jürisi gibi oturmuşlar. Mustafa Bey anlatıyor ve Orhan-Muzaffer-Turan Beylerin üçlüsü saygıyla ve katılarak dinliyorlar. Sırası gelince birbirlerine bakıp araya girerek soruyor veya alternatif bir görüş ileri sürerek açıklamayı bekliyorlar. Eh Mustafa Bey avukat, soruları müvekkil savunur gibi cevaplıyor.

Birden kendimi onun yerinde gördüm ve bu irfan-sohbet halkasının pek sıkı olduğunu ve 3-5 ay devam edilirse bir mezuniyetin olacağı kanısına vardım. Ben de kendimi arkadaşlara tanıttım, yazdıklarımı ve ilgilerimi söyledim. Hazır konular varken bunlar üzerinden sohbete girdik. Sonraki dönemlerde özellikle Alevilik ve Tasavvuf konularında sorulara muhatap oldum ve cevapladım.

Birbirimize ısındık ve arkadaşların ahengine katıldım, mutluluğumu sözcüklerle ifade edemem. Herkese sevgi ve saygı.

6- Mutasavvıf-Şair Hasan Basri Pekhas’ı ben davetle gruba tanıttım. Güngörmüş, topluma katılmış, çeşitli eğitim kademelerinden geçmiş, üstada hizmet etmiş olan Hasan Basri Bey, güzel ve yetkin konuşması, ezbere ve doğaçlama şiir söylemesiyle dikkatimizi, ilgimizi topladı ve sevdik.

Kendi şiir kitabı Oluşum’dan şiirler okuyarak tasavvufu yorumladı, İslam Tarihinin önemli bazı püf noktalarına dikkat çekti. Birkaç oturum birlikte getirdiği bayan asistan çok saygın bir hanımdı, şiirleri tasavvufi bir ruhla okuyordu. Böylece sohbet halkamız Dergâh rengine boyanıyordu.

Basri Beyin Arapça bilmesi, Ayetleri tercüme ve tefsir etmesi katkı sağladı. Yaşamdan anılar aktardı. Geniş tasavvufi bilgisi ile bizi aydınlattı. Birkaç ay devamdan sonra yaz tatiline girdik ve bizden ayrıldı.

Zahmet ve katkıları için kendisine şükranlar sunarım.

7- Yüksek Mühendis Kasım Alkaya, Turan Beyin yakın arkadaşı, birgün birlikte geldiler. Büyük firmaların ve büyük inşaatların şantiye şefliğini yapmış. Yurt içinde ve dışında birçok bölgede kalmış, gezmiş ve tanımış. Bu şantiyeler, birer işletme olduklarından, işçilerin hal ve sorunlarıyla, esnafla ilgilenmiş. Böylece çevreyi, insan davranışlarını da kavramış.

Kasım Bey, hele Türkmenistan’da kaldığı süre içerisinde Türkî Cumhuriyetleri ve dolayısıyla eski-yeni haliyle Rusya'yı ve yönetim ilkelerini kavramış. Onların hayata bakış açılarını ve değerlerini öğrenmiş.

Bizim aydınlanmamış yerküremizin yarısına ışık tutuyor. Eski demirperdenin ekonomik ve sosyal ilişkileri hakkında ayrıntılı bir konuşma yaptı.

Dikkatle dinliyor, delilli konuşuyor, soruyor, ekliyor ve yorumluyor. Nadiren tamam diyor, çünkü peşi sıra bir soru ile ayrı bir pencere açıyor ve manzara değişiyor. Yani "devamlı değişim", bu da bir mühendislik ilkesi zaten. Baraja karar verdik, sonra inşaat, sonra tribünler ve sulama-drenaj, sonra tarlada ekim-hasad ve ila nihaye... Bir süreçtir bu. Bizim toplantılar gibi. Bir konuyu tama erdirdik der demez ikinci önemli konu gündem oluşturuyor.

Kasım Bey, çarpıcı, unutulmaz anı ve özelliklerle sade sade anlatıyor. Geniş bir kültür birikimi içinde ve mafya yöntemlerine işaretle görüşlerini açıklıyor.

Sakin saygılı, özverili, sosyal bir arkadaş. Kendisine saygılar sunarım.

8- Op. Dr. Muzaffer Ayhan Kutsal, ürologdur ve bir sağlık tesissinin sahibi oldu ve uzun süre yönetti, halen etkin bir mesleki uygulama içinde. Adanada birkaç kurumda beraber çalıştık, mesleki ilgimiz oldu. İkimiz de emekli olduktan sonra yine bir sağlık kuruluşunda birlikte olduk. Ama bu ayrı bir özellik oldu. Birbirimizin paramedikal yönlerini öğrendik.

Uzun süredir, Ayhan Beyin farklı okumaları olmuş. Yazdığım kitaplarla ilgilenmiş. Şimdi öğlen saatlerinde birlikte saatlerce konuştuğumuz oluyor. Soruyor cevaplamağa çalışıyorum, ama bazan zor soruyor, bilmediklerimi soruyor. Beni yeniden incelemeye ve araştırmaya zorluyor. Bir hekim sorgulama tekniği içinde, sebep-sonuç ilişkisini net kılıncaya kadar soruyor. Sadece sorarak öğrenmek istemiyor, ille bir de kitabını alacak, böylece ele-dile gelecek. Zaten genel tarih, Bâtınilik, ilahiyat, özellikle Cumhuriyet tarihi hakkında engin bilgisi var. Kitaplığı seçilmiş araştırma kitaplarıyla dolu. Kadirşinas, sevecen bir dost. Bildiklerini dağıtmak, başkasına vermek istiyor.

Birgün Ayhan Beyle İrfan Halkasına birlikte geldik ve sonrasında sevdi ve artık yolu öğrendi. Meğer aynı apartmanda oturuyormuş. Birçok konuya katkı sunmanın yanında, birlikte sohbet konularımızı da belirliyor ve özel bir program uyguluyoruz. Eşinin konulara aşina ve konuşkan olması, çabalarına destek sağlıyor. Hanımefendinin Sohbet Halkamıza açtığı sofra zengin ve lezizdi, bizi mahcup etti, kendisine saygılar olsun.

İlerde yazması umuduyla kendisine sevgi ve saygılar sunuyorum.

9- Avukat Sadullah Kayışlı, bizimle hemdem, sempatik ve konuşkan, Mustafa-Muzaffer Beylerin arkadaşı. Adana'yı ve Türkiye’yi iyi biliyor, farklı okumaları var. Birçok sosyal-siyasal gelişmeyi yakından izlemiş. Günceli takip ediyor. Sosyal yanı ağır basıyor, tiyatro, seyahat, musiki ve derneklerle ilgili. Getirdiği biberli ekmek acı ama kendisi sohbete lezzet katıyor ve katkı sunuyor. Avukatlarla ortak anıları var ve onlara takılıyor.

Kendisine hoş geldiniz diyor ve saygılar sunuyorum. 

*

İşte bu İrfan Halkası, Hak sonrasında, kişilerin, toplumun, dünyanın ve evrenin durumunu, sorunlarını konuşuyor ve çözüm alternatiflerini tartışıyor. Burdaki sohbet adabı ve burdan çıkan “barikat-ı hakikatler” ibretliktir. Parlayan bu halkayı sizlere duyurmak bana düştü, yani göbeğimizi kendimiz kestik. Ne de olsa serde cerrahlık var.

Birikimli insanların bir araya gelmesi, gruplar oluşturarak farklı konuları uzmanlar düzeyinde tartışması ve sonuçlarının değerlendirilmek üzere yetkililere ulaştırılması yararlı olacaktır. Doğrusu Belediye-Vilayet Kültür Müdürlüklerinin buna bir ortam hazırlaması ve bu toplantıları düzenlemesi için bir organizasyona gitmelerinin gerektiğini belirtmek istiyorum.

 Aslında yapmakta olduğumuz bu toplantılar, eğitim ve davranış örneği olarak TV’lerde gösterilecek çalışmalardır. İrfan Halkasının genişlemesi ve suyun derinleşmesi, dinleyici ve izleyicinin artması dileğiyle ilgililerin dikkatine ve hepinize saygılar sunarım.

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.