Dünya şiir günü bildirileri (1)

Dr. Ömer ULUÇAY

08 Nisan 2016 Cuma 06:00

Yılın Dünya Şiir Günü Yarışmasına (21 Mart 1999 yılından beri) katılmış veya kurumların seçtiği şairlere yılın ödülü verilmiştir. Bu şairler kendi poetika'larını açıklayan birer Bildiri yayınlamaktadır. Böylece ortaya bir Şiir Felsefesi-Poetika çıkmaktadır.

Dünya Şiir Günü Ödülü almış şairlerin Bildirileri-Poetikaları'nın toplu halde sunulması, okunması ayrı bir anlam kazanmaktadır ve aynı zamanda sözün gücü, şiirin işlevi, tanımları, serüveni de dile gelmektedir.

Aşağıda, ödül almış ve Şiir Bildirisi yayınlamış şairlerin (Fazıl Hüsnü Dağlarca, Ataol Behramoğlu, Arif Damar, Cevat Çapan, Kemal Özer, Ahmet Oktay, Özdemir İnce, Sait Maden, Sennur Sezer, Refik Durbaş, Eray Canberk, Afşar Timuçin, Güven Turan) açıklamaları (kısmen kısaltılarak) alıntılanmıştır.

Bu bildirilerin ortak vurgusu şöyledir. Dile değişmekte ve fakat söz gücünü kullanmaktadır. Konuşma ve yazı dilinde kullanılan sözcük sayısı azalmakta ve elektronik iletişimde daha çok semboller öne çıkmaktadır. Şiir her ne kadar daha etkin ve işlevli ise de onu anlayan sayısı okuma-yazma oranındaki artışa paralel değildir, azdır. Şiir sözün vurgusudur. Bu bir çiçek olur, hançer olur ve bazan kurşundan beter olur. Ama bunun şartı var, sözü anlamak, sanatı bilmek/tanımak. Değilse davul-zurna az gelir.

Bilinir ki herşey dilde saklanır ve gizlenir, dil ile iletişim olur. Yazı da dili ifade eder.Her dilin kendi özellikleri-güzellikleri ve ilkeleri vardır. Maddi şeyleri isimlendirmek gibi, manevi ve düşünsel fikirler ayniyle anlatılıp aktarılamaz. Bu nedenle bir o kadar da her dilin özgünlüğü vardır. Bir dil sanatı olan Şiirin çevirisi bu nedenle zor olmaktadır. Sözcüğün melodisi, anlamı, çağrışımı, nüansı ve sırrı vardır. Bunların hepsini amaç dilde ayniyle ifade etmek zordur. Bu nedenle çeviriler sınıflandırılmaktadır. Zor çeviri metinlerin başında şiir gelmektedir. Yazıldığı dilde dahi, sırlı anlatımlar, telmihler, çağrışımlar ayrıca açıklamayı zorunlu kılmaktadır.

Bilinen ve saptanan ortak nokta şudur: Şiir vardır ve devam etmektedir, Felsefi, siyasi, inanç boyutlarındaki anlatımlar şiir ile yayılmakta, öğrenilmekte ve toplumlar kolayca ezberlemektedirler. Şiirin sözleri, dizeleri, bir kolye gibi saklanıp korunmakta ve yeri geldikçe herkes, en etkili ve kestirmeden bir dize söylemektedir.

Her şair kendi üslubunu yaratmakta veya bir şairi izleyerek, yöntemini alarak bildiği temada konuşmaktadır. Herkes sözün gücünde birleşmiştir. Kalem erbabı ve konuşanlar arasında şair, sözcüklerle oynama, anlam verme, şekillendirme, önerme konusunda özel bir konuma sahiptir. Şair dili ve sözü ameliyat edebilmektedir. Umarım hepten kesip lal bırakmaz ve bunda da bir üslup yaratmaz.

  •  

Fazıl Hüsnü Dağlarca: Dünya Şiir Günü Bildirisi-1991

Şiirler, nereden geldiği belli olmayan, tanımı yapılamayan, bütün yaşamımızı etkileyen boyutları evrence ‎süren o ateşböcekleridir. Şiir yazan sözcüklerin "yeri" vardır. Bu yerler sandığımızdan büyüktür.‎

‎Şiirler yerlerini birbirlerine katarlarken bir başarıya da ulaşırlar. Yazın evrenindeki genel yeri ‎genişletmiş olurlar. Bugün bir Rus Edebiyatı, bir Fransız, bir İngiliz Edebiyatı alanları varsa bu kazanç, o ‎ülkeler şiirlerinin kazandıkları, bize kazandırdıkları özel yerlerle oluşmuştur.‎

Çeviri olayı, bütün yönleriyle anlaşılmamıştır. Bir dildeki bir yapıtın dile dönüştürülmesi ne yazık ki ‎çeviri gerçeğinin tek örneği sayılmıştır. Dilden dile aktarma, çeviri gerçeğinin belki de milyarda biridir ya ‎da dışındadır.‎

Burada anlatmak istediğimiz gerçek çeviridir."Gökyüzü"nün "yeryüzü"ne çevirisi bugüne dek yaşanan ‎tek çeviridir.

Şiir, günü geleceğe çevirirken öylesine zenginleşir ki telefon derler ona, gramafon derler ona, radyo, ‎televizyon, bilgisayar, internet derler ona, yine de bütün gücünü dile getiremezler.      Şiirin bütün ‎özdeklerde görünümü başka başkadır. Kuşun sesinde görünen odur, maviliği sese dönüştürmüştür. ‎Demirin ateşte dövülürken kıpkırmızı olması odur; dışarı çıkmayı kırmızıya dönüştürmüştür.‎

Yaşlı bilginin avuçlarındaki harfler odur; evreni umuda dönüştürmüştür. Gelin olan kızın ilk gecesi odur; ‎ipeği sevişmeye dönüştürmüştür. Birbirimize yakınlığımız odur; ekmeği özgürlüğe dönüştürmüştür.‎

  • ‎ ‎

Ataol Behramoğlu: Dünya Şiir Günü Bildirisi-2002[1]

(1995-1999 arasında Türkiye Yazarlar Sendikası Genel Başkanlığını yaptı. Türkiye P.E.N. Yazarlar Derneği "Dünya Şiir Günü Büyük Ödülü"'nü aldı.)

 

Şiir, Yaşam Ve Sözcükler

Size büyük bir onur sunulduğunda söylemeniz gereken sözler hem düşüncenin süzgecinden geçmeli, hem duygunun terazisinde tartılmalı, hem beğeninin imbiğinde damıtılmalı, hem imgelemle beslenmeli ve bütün bunlarla birlikte de tümüyle içtenlikli olmalıdır...

Böylece şiiri de tanımlamaya yaklaşabildiğimi düşünüyorum... Bu özelliklerden herhangi birine sahip oluş, bir söz ya da yazı ürününü şiir olarak adlandırmaya yetebilir... Fakat öyle sanıyorum ki şiirin her gerçek işçisi, kendisine şair olmak onuru ve sorumluluğu verilmiş kişi, daha üstün, daha derin, daha farklı bir ustalık düzeyine özenmiştir, özenmelidir de...

Bir gün bir yerde, şairliğin meslek değil yazgı olduğunu işitmiş ya da okumuştum... Kendi yaşamım ve deneyimlerim bana bunun gerçekliğini kanıtlıyor...

Bununla, soya çekim, kalıtım, yetenek gibi, yaşamın ve yaratıcılığın hiçbir alanında yadsınamayacak gerçeklerden çok; bir yazgıyı kabul etmek, hak etmek ve taşıyabilmek erdeminden söz ediyorum... Yeteneğin parıltısını yadsımamakla birlikte, çalışkanlığın, içtenliğin ve kibirsiz olmanın erdemine her zaman daha çok değer verdim... Yetenek bize kalıtımsal olarak gelen bir eğilimdir... Böyle bir özelliğe sahip olmaktan kendimize bir övgü payı çıkarmamız anlamsızdır... İnsan tekinin ve insanlığın yazgısını yaratan ve yönlendiren ise bilinçli emektir... Böyle bir çabanın gerektirdiği güçlükleri, sıkıntıları, çileleri göğüsleyip yapıta dönüştürebilmektir... Yazgıyı kabul etmek, hak etmek ve taşıyabilmek derken söylemek istediğim buydu...

Şair olmayı kendi ana dilimin ve gelmiş geçmiş bütün dillerin şiir ustalarına, şiire emek vermiş herkese karşı hem bir sorumluluk, hem bir sevgi ve saygı bağı olarak, diyebilirim ki bir kan bağı gibi duyumsuyorum... Şiir ana dilde bir derinleşme, aynı zamanda da insanlığın ortak dilidir... Onu ne sadece sözcüklere, ne sadece ses, kurgu, mecaz ya da imgeye, ne sadece düşünce ya da duyguya indirgeyebiliriz... Bütün bunların toplamı ve böylece de basit bir toplama işleminin sonucundan çok daha fazla bir şeydir...

Çünkü bütün bunları birleştiren harç, maya, töz, öz su, yaşamın kendisidir...

Sözcükler ne sadece araç, ne de amaçtır... Amaç, yaşamı kirinden, pasından arındırmak, onu anlamlı, yaşanır, yaşanası kılmaktır...

Yaşam, yaşamlarımız, yalanla, kötülükle, baskıyla, zulümle, cinayetle, bozulmuş, kirletilmiş, yaralanmış ve tümüyle bir yok oluş uçurumunun eşiğine getirilmişse ve tek savunu aracımız sözcüklerimizse eğer, insan oluşumuzun değerlerini savunabilmek için onları daha büyük bir sorumluluk, bilinç ve duyarlılıkla kullanmamız gerekiyor demektir...

Beni böyle bir sorumluluğu taşımakla ödüllendiren yazgıma, dostlarıma ve okurlarıma teşekkürlerimle...

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.