Bir koşu bandında koşar gibi insan…
Koştukça hayat ayaklarının altından kayıp gidiyor.
Bant hızlandıkça insan koşuyor; insan koştukça bir yere varamıyor.
Sanal amaçlar uğruna feda edilen bir yaşamı gözledim İstanbul’da…
Koşu bandı çok hızlı…
Ve insanlar hızlıca bir yere gitmiyorlar…
Adana’da ise daha yavaş olarak bir yere gitmiyorlar…
Çelişki, çelişkidir; kısırdöngü kısırdöngüdür…
Hep, bir yere gittiklerini sanan insan denizi ile yan yanayım.
Kendileri ile birlikte başkalarını da sürükleyen bir çaba ve amaçsızlık.
*
Davut ile Golyat’ın dövüşünü çağrıştırır bu çabalar.
Her insan, -farkında olmadan- bir Davut, ve her zorluk zırhlar giyinmiş bir Golyat.
Davut, düello edeceği Golyat’ı görüyordu.
Devasa ve zırhlarla korunan bir beden, bir elinde kılıç, diğer elinde mızrak olan vanavar boyutunda bir dev.
Bu yenilmez Golyat…
Davut ise kendi halinde bir çoban, ne zırhı var kendisini tehlikelerden koruyacak ve mızrağı var savunacak.
Cebinde üç beş çakıl taşı… O kadar.
Böyle başlar, devleri temsilen Golyat ile amaca inanmış sıradan insanÇoban Davut’un düellosu…
*
Şimdi hepimiz Golyat’lar karşısında yalnız bir düello içindeyiz.
Şirketlerin Kar Hırsı ile mücadele ediyoruz.
Boyunlarımızı banka kılığına girmiş Golyat’tan kurtarmaya çalışıyoruz.
Amaçlarımız altımızda kayan koşu bandı gibi, yapmaya çalıştığımız tek şey hayatta kalmak.
Kutsal Kitapların Gplyat’ı da onurluydu.
Onuruyla yenilip, onuru ile başını teslim etmişti çoban Davut’a…
Günümüzün Golyat’ları sinsi… Kalleş ve tuzaklı…
Hangi kılıkla karşımıza nasıl çıkacağı belli değil…
Bazen bir müttefik, bazen terörist…
Bazen, imanını ölçemediğimiz bir din adamı, bazen cahilliğini gizlemiş bir öğretim görevlisi…
Golyat, Golyat olduğunun farkındaydı; Günümüzün Golyat’ı bunun daha farkında değil…
Bir dozer gibi yol kavşaklarında engel, donandığı yetkilerle baş belası…
Ama biliyorum; Her Golyat, kendi Davut’unu oluşturur.
Ve henüz, düello bitmedi.
Şimdi Golyat’ların vadide meydan okuma zamanı…
Henüz Davut’lar lşimdi kendi varlık derdinde ve yaşam savaşındalar…