Emperyal devletlerin Ortadoğu’daki çıkarları için yapmak istediği, hükümetin de taşeronluğunu üstlendiği yeni anayasanın asıl hedefi, Atatürk ve Anayasa’mızın değiştirilemez ilk üç maddesidir. Özellikle 3. Madde hedef tahtasına oturtulmuştur...
Hatırlayalım.. Neydi 3.madde: “Türkiye Devleti, ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Milli marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır.”
TEHDİT ŞERİAT DEĞİL; BÖLÜNMEDİR
Olaylara bu zaman görüyoruz pencereden baktığımız ki, ülkemiz için en büyük tehlike “şeriat devletine dönüşmek” değil, bütünlüğün bozulması yani “bölünmek”tir. Zira Emperyalizm bir ulus devleti yıktığı zaman yerine başka bir devlet kurmak istememektedir. Daha çok eyaletler, bölgesel yönetimler ve şehir devletçikleri oluşturmaktadır. Sonuç olarak nihai hedefleri Türkiye’yi bölmektir.
Anlattıklarımın daha iyi anlaşılabilmesi için 2010 yılında Taraf gazetesinde yayınlanan bir haberi sizlerle paylaşmak istiyorum. O haber şöyle idi ; ” BDP’li Belediye Başkanlarının, İl Genel Meclisi üyelerinin ve belediyelerin ‘merkezi hükümetten bağımsız’ hale gelmesi yönündeki çalışmalar için ilk aşamada 9 pilot bölge belirlemiştir. Bunlar:
“Van ve Tunceli merkez, Urfa’nın Viranşehir, Dıyarbakır’ın Bağlar, Mardin’in Nusaybin, Muş’un Varto, Kars’ın Digor ilçeleri, Bitlis’in Hizar ilçesine bağlı Kolludere beldesi ve Muş’a bağlı Erentepe beldelerinde demokratik özerklik projesinin ilk uygulamaları yaşama geçirilecektir.”
Böylece açıkça ifade edilmese de demokratik özerklik ilan edilmiş ve eyalet sistemine zemin hazırlanmıştı. Dikkat edilecek olursa bu yerler şu anda terörün yoğun olduğu bölgelerdir.
İlginçtir o dönem ” Özerklik temelinde devletle müzakere ederek bu sorunu çözeceğiz ”diyen sonrasında Selhidanların ( kalkışma ) geliştirilmesi de tamamen ilan edeceğimiz özerkliği korumak, geliştirmek, yaşatmak ve onu yaşanılır kılmak içindir.” Şeklinde konuşan PKK’nın lider kadrosundan Cemil Bayık’a savcılar dahil hiç kimse sesini çıkarmamıştır. “Sen nasıl böyle konuşuyorsun, devlet terör örgütü ile müzakere etmez. Üniter devlette eyalet olmaz kalkışma anayasa ihlalidir” diyen olmadı ya da diyemedi. İşte bu aymazlık “Terörle iç savaş yaratma, şehit, cinayet, bomba, hendek ve barikat, yurttaşlarımızın evini terk etmesi” şeklinde karşımıza çıktı.
Peki, bu günlere nasıl gelindi?
ABD Başkan’ı Wilson’u hatırlıyorsunuz değil mi?
18 Ocak 1919'da, Paris’te 1. Paylaşım Savaşı’nın galipleri ”Paris Barış Konferansı” adıyla bir araya gelmiş ve tam yedi buçuk ay süren bir çalışma yapmışlardı.
O dönemin “büyük”leri(?) ABD, İngiltere ve Fransa barış maskesi altında Dünyayı, özellikle de petrol zengini Ortadoğu’yu sömürge yapıp paylaşmak istiyorlardı.
BM, ABD’NİN ÇIKARLARINA HİZMET ETMEKTEDİR
ABD Başkanı Wilson bu konferansa 14 maddelik kendi adını taşıyan prensipleri, Ermenistan-Kürdistan haritaları ve bir teklifle gelmişti. O teklif “Milletler Cemiyeti’nin kurulması idi. BM’yi kurma düşüncesinin asıl nedeni de ABD’nin dünyayı yönetmesinin ileriye dönük planlamasıdır. Ki bu konuda başarısız olduklarını söylemek de mümkün değildir. Wilson’ın prensiplerin 12. Maddesi şu an yaşamakta olduğumuz sorunların temelini oluşturmaktadır. Bu madde; “Osmanlı yönetimindeki uluslara da her türlü kuşkudan uzak, yaşam güvenliğiyle özerk gelişmeleri için tam bir özgürlük sağlanmalıdır” diyordu. İşte o haritalar bu madde esas alınarak çizilmişti.
İKİZ YASALAR BİRER SAATLİ BOMBADIR
Wilson’nın ilkeleri daha sonra ”Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi” ve “Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi” olarak geliştirilmiş ve 1976'da ABD’nin baskısı ile Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmiştir.
Türkiye bu sözleşmeleri imzalamamış meclisten de geçirmemişti, dolayısıyla yasal bir dayanağı yoktu. Ne zamana kadar? AKP iktidara gelip ABD’ ye olan diyet borcunu ödeyene kadar. Tarih 4 Haziran 2003 tür. Bu tarihte AB’ye uyum gerekçesiyle bu ikiz yasalar TBMM’den geçirilerek AKP tarafından yasalaştırılmıştır. Özellikle “Halklara kendi siyasal statülerini tayin hakkını” ve “Bir halk sahip olduğu tüm doğal kaynakları kullanma hakkına sahiptir” ile ilgili maddeler, ülkemiz için birer saatli bombadır.
Ayrıca AKP bu sözleşmeyle ” taraf olan devletlerin müdahale hakkını” da kabul etmiş olmaktadır.
GİZLİ ANLAŞMALAR
Bunların dışında 9 Madde ve iki sayfadan oluşan bir gizli antlaşma daha vardır. Hani şu bir milyar dolar hibe karşılığında ABD Dışişleri Bakanı Powel ile o dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül arasında imzalanmış olan… Bu antlaşma esasen üniter devletin satış protokolüdür. Devletin, ülkesi ve milleti ile olan bölünmez bütünlüğü bir milyar dolara satışa çıkarılmıştır. Peki, kim tarafından? 2003 te Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı ve 28 Ağustos 2007'de Cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül tarafından...
Söz konusu bu antlaşmanın 7. Maddesine göre ;“Güneydoğu belediyelerine özerklik verilecek ve federasyona geçilecektir.”
Bir de aynı antlaşmanın 5. Maddesi; “Irak’ın kuzeyinde kurulmuş olan Kürdistan resmen ilan edildikten sonra Türkiye tarafından resmen tanınacaktır. Türk Devleti’nin bu oluşumu ” Savaş Nedeni” sayan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ve bu politika ve kararlar kaldırılacaktır” demektedir.
Her iki madde de çok tehlikelidir ve vatana ihanetin belgesidir. TBMM’de yasalaştığı için “İkiz Sözleşmeler” bağlayıcıdır ve sözleşme şartlarına uyulmadığı takdirde taraf devletlere ” denetleme ve müdahil olma” hakkı tanınmaktadır. Bunlar yetmezdi, yapılması gereken çok önemli bir operasyon daha vardı. O’da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çökertilmesi, saygınlığını yitirmesi ve hatta ortadan kaldırılıp, paralı askerlerin gündeme gelmesi gerekliydi.
Bu plan dahilinde o dönem, dış basında Türk ordusunu hedef alan aşağılamalar yapılmış içerde ise 5 Kasım 2007'de kararlaştırılan plan yürürlüğe konmuştu. Bu kapsamda, MİT ve Emniyet’teki işbirlikçilerle şimdilerde isimleri “Parelel yapı ya da Fetullah Terör Örgütü” diye anılan insanlar bir araya gelip, adına “Ergenekon ve Balyoz” denilen senaryo sahneye konmuştu. Hedef Türk Silahlı Kuvvetleri’nin emekli veya muvazzaf yüksek rütbeli subaylarıydı. Toplumumuzun kendi ordusuna olan güveni, saygısı ve sevgisi yok edilmeli, TSK devlete karşı hareket eden bir suç ve terör örgütü olarak tanıtılmalıydı. Öyle de yapıldı. Plan tıkır tıkır işledi…
Anlaşılan o ki ABD şöyle emretti: “Ey İşbirlikçiler; Hedefiniz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu felsefesi, tam bağımsızlık anlayışı, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüdür.
İLERİ !”
Hasan Çevik (09.04.2016)