Ülkemiz için tehlike çanları maalesef her geçen gün sesini yükselterek çalmakta, bizim için yazılmış parçalama senaryoları havada uçuşmaktadır.. Uyanmak, uyanık kalmak zorundayız, birilerinin bizleri uyandırması gerekmektedir. Bakınız Nazım Usta bizi uyandırma görevini kimlere vermiştir;
" Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
siz toprak altında derin uykudayken
düşmanı çağırdılar,
satıldık, uyanın!
Biz toprak üstünde derin uykulardayız,
kalkıp uyandırın bizi!
uyandırın bizi!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!"
Türkiye coğrafi konum olarak çok önemli bir bölgededir. Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağladığı gibi Balkanlarla da komşudur. Ayrıca, Karadeniz ve Akdeniz ülkesidir, zengin enerji depolarının bulunduğu Kafkasya ve Ortadoğu’nun da merkezindedir. Dünyadaki enerji kaynaklarının %70’i bölgemizde, Bor madeninin ise % 75’i ülkemizde bulunmaktadır. Hal böyle olunca hakkımızda kıyamet senaryolarının yazılmasına şaşmamak gerekir.
Planlarının gerçekleşmesinin ancak ve ancak bazı şeylerin değişmesi, dönüşmesi ya da yok edilmesi ile mümkün olabileceğini bilen AB-D ve yandaşları eyleme geçmişlerdir. Yerli işbirlikçiler eliyle öncelikle koruma kalkanının kaldırılması ve bizi biz yapan manevi değerlerimizin yok edilmesi hedeflenmiştir.
İlk bölümde kısmen değinmiş olduğum TSK’nın çökertilmesi ve duydukları kin yüzünden de Atatürk’ün kumpasa dahil edilmesi, yapmış olduğu devrimleri simgeleyen ulusal bayramlarımızın ortadan kaldırılması gerekmektedir. Zira Atatürk’ü ” Terör Örgütü Kurmak ve Terör Örgütü Üyesi” olmakla suçlayan evrak ilk iddianamenin eki 64 No.lu klasöre 304-326. sayfalar olarak konulmuştur.
Üstelik 2. İddianame’de de Atatürk’ü suçlayan cümleler 31. sayfada aynen tekrarlanmıştır.
Yani, görevlendirilmiş mahkemenin görevlendirilmiş savcılarına göre Atatürk bir terörist ve bir terör örgütünün kurucusudur(!).
Abdullah Gül’ün yakın arkadaşı olan Fehmi Koru, Kanal 7'de TSK’ya ve Atatürk’e Ergenekon kumpasının başlatılması 5 Kasım 2007'deki Bush-Tayyip Erdoğan görüşmesinde kararlaştırıldığını belirtmiştir. İlginç olan da Koru’nun bu sözleri hiç kimse tarafından yalanlanmamıştır.
5 Kasım 2007 tarihinde, Beyaz Saray’ın Oval Ofis’inde Bush ve Erdoğan arasında son derece özel bir görüşme yapılmıştır. Bu görüşme öylesine özeldir ki, Oval Ofis’e yeminli özel tercüman ve tutanakları yazacak Dışişleri personeli, alınmak zorunda olunmasına rağmen alınmamıştır. Tercümanlığı Egemen Bağış yapmıştır. Neler konuşulduğu, hangi kararların alındığı bir muammadır.
Bu görüşmenin ardından 35 kişilik CIA- Pentagon heyeti Türkiye’ye gelmiş, bir takım operasyonların ön hazırlıklarını yapmıştır. Bu heyetin TSK mensupları tarafından gömüldüğü iddia edilen silah ve mühimmatların çıkarıldığı bölgede daha önce keşif yaptıkları kanıtlanmış, yalnız bu gerçek iddianeme de belirtilmemiştir.
Atatürk ve ordusu, bu suçlamalarla aşağılanmış ve yıpratılmıştır. Savcıların yüreklerde açtığı bu yara ölümcül olmayabilir ama teröristin kurşunundan daha beter olduğu da kesindir.
İşin en acı tarafı ise Başkomutanı bile terörist ilan edilen Türk ordusunun, hala şehit vermeye devam etmesidir.
Milli bayramlar ve onların kutlanması, toplumlarda birlik ve beraberlik halinde imkansızın bile nasıl başarılabileceğini hatırlatması bakımından önemlidir. Ortak bir mücadelede kazanılan bir zaferin ülkenin tamamında bayram havasında kutlanması, yüzümüzün gülme ihtiyacı bir yana ulus bilincinin oluşması ve yerleşmesi açısından da gereklidir. Millet olarak bu bilince daha çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde bu kutlamaların yasaklanması en masum ifadeyle bir art niyetliliktir.
Kutlamamak için “çok şükür bu bayrama da bir bahane bulduk” diye mutlu olanlar, unutmayınız ki tarih sizler için iyi şeyler yazmayacaktır. Zira, yaptıklarınız ya da yapmadıklarınız yüzünden toplum olarak yastan hiç çıkamıyor, sayenizde uzun zamandır zaten bayram yapamıyoruz.
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk savaş yıllarında öksüz ve yetim kalan çocuklara moral vermek ve sevinmelerini sağlamak için 23 Nisan tarihinde bahar şenliği havasında kutlamalar düzenleyerek bu önemli güne Çocuk Bayramı ismi vermiştir. Esasen ‘egemenlik bayramı’ olan bu günü çocuklara armağan etmiş olması kendisinin ne denli “ BÜYÜK İNSAN “ olduğunu göstermektedir. Şimdilerde de şehitlerimiz ve babasız kalan çocuklarımız vardır. Bu çocukların da morale ihtiyaçları yok mudur sizce..