Uluslararası Akdeniz Karpaz Sempozyumu

Prof. Dr. Yılmaz KURT

25 Nisan 2016 Pazartesi 06:00

Uluslararası Akdeniz Karpaz Sempozyumu (11- 13 Nisan 2016 Lefkoşa) / The Ist International Syposium of Mediterranean Karpasia

Türk tarihinde 25 yıl süren tek savaş Girit Savaşı olarak bilinir. 1974 yılında başlayan Kıbrıs Barış harekâtı ise aradan 42 yıl geçmesine rağmen henüz çözüme kavuşturulamadı. KKTC resmen kuruldu. Ama KKTC Türkleri bugün akıl almaz bir soğuk savaşı bütün şiddetiyle yaşıyorlar. Bu bakımdan KKTC’nde Uluslararası Akdeniz Karpaz Sempozyumu’nun “Tarihte Kıbrıs” konusunda düzenlenmiş olması büyük önem taşıyor.

Sempozyum, Akdeniz Karpaz Üniversitesi, History Studies, Polis Akademisi ve Türk Tarih Kurumu’nun katkıları ile Lefkoşa’da 11- 13 Nisan 2016 tarihleri arasında gerçekleştirildi.

Sempozyumun Yürütme Kurulu Başkanlığını yapan Prof. Dr. Osman Köse’nin en büyük yardımcısı Doç. Dr. Yücel Yiğit oldu. Sempozyumun maddi külfetini ise büyük ölçüde Akdeniz Karpaz Üniversitesi yüklendi. Sempozyuma katılan 100’e yakın bilim insanını, Lefkoşa’nın en güzel otellerinden birisi olan Pasha Hotel’de ağırladılar. Sempozyumun yapıldığı salonlar da her bakımdan sempozyum için uygun şekilde hazırlanmıştı. Sempozyumda görevli sekreterya canla başla çalıştı. Sempozyum bu sayede hiçbir aksaklık yaşanmadan tamamlandı.

Sempozyumun Açılış Konuşmaları’nda KKTC yetkililerinden çok az yetkilinin bulunması dikkatlerden kaçmadı. Elbette ki bu durum 11 Nisanda KKTC’de yaşanan hükümet krizi ile ilgili idi. Ama KKTC yetkilileri dışında diğer üniversitelerden yetkililerin böylesi bir akademik etkinlikte bulunmayışları bizzat kendilerinin duyarsızlığı olarak algılandı ve kınandı.

Kıbrıs Fatihi II. Selim’e ithâfen Sultan Selim Salonu adı verilmiş olan büyük salonda gerçekleştirilen Açılış Oturumu’nda Prof. Dr. Nükhet Adıyeke, Prof. Dr. Nedim İpek, Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Prof. Dr. Mehmet Ali Ünal ve Prof. Dr. Ulvi Keser gibi alanlarında tanınmış bilim insanları tebliğ sundular. Oturum başkanlığını ise bu fakir-i pür taksir yapmak şerefine erişti.

Sempozyum kronolojik temelde ilkçağlardan başlayarak 1960 yılına kadar gelen geniş bir çerçevede 3 ayrı salonda birbirinden kıymetli tebliğlerle devam etti. Elazığ Fırat Üniversitesi Tarih Bölümü ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tarih Bölümü sanki tam kadro olarak sempozyuma katılmışlardı. Hepsi de son derece ciddi, özgün tebliğler sundular.

Sempozyum iki gün boyunca yoğun bir tempo ile devam etti. Bazı arkadaşlar bir-iki oturumu çevre gezisi merakı ile izlememiş olsalar bile büyük bir çoğunluk hem tebliğci olarak hem de dinleyici olarak görevlerini büyük bir titizlikle yerine getirdiler. Bu öyle bir görev tutkunluğu idi ki bazı arkadaşlarımız Lefkoşa’nın en ünlü eseri Selimiye Camii’ni bile göremeden geri döndüler.

Sempozyumda genç araştırmacıların katılarak tebliğ sunmaları onların açısından bulunmaz bir fırsat. Ancak bu genç akademisyenleri yönlendiren hocalarının bu arkadaşlarımızla daha yakından ilgilenmeleri de gerçek bir zorunluluk. 15 dakikalık tebliğ süresini verimli kullanabilmek ve akademik dile dikkat etmek son derece önemli. Ancak çoğu akademisyen sempozyuma orijinal tebliğle katılmış ve yeni şeyler sunmuşlardır. Bu tebliğler kitap halinde basıldığı zaman bu görüşüme sizler de katılacaksınız.

Kıbrıs Türklüğü tarihinde hiçbir zaman yaşamadığı kadar yoğun bir yıkıcı propaganda altında ezilmekte. Kıbrıs TV’lerinde köşebaşı tutmuş halkı aydınlatmaya çalışan kişiler arasında anlamakta zorlandığımız, dost gibi görünen düşman söylemler dinledik. Kıbrıs’ta bu yıl yeterince yağmur yağmamış, ekinler başak tutmadan sararmıştı. Bazı karanlık kafalar neredeyse bundan bile Türkiye Cumhuriyeti’ni sorumlu tutacaklar gibiydi. Türkiye, bazı ekonomik önlemler alınmadığı için bu ay yapması gereken yardımı yapmamış, memur maaşları bu yüzden ödenememiş ve hükümet düşmüştü. Kel kafalı, kısa boylu, kısa görüşlü bir adam TV’de ahkâm kesiyordu: “Biz bağımsız olmak istiyorsak hiçbir devletten yardım almadan ayakta kalabilmeliyiz. Buna Türkiye Cumhuriyeti de dâhil” diyordu. Sanki Türkiye Cumhuriyeti hazinesi fazla vermekte ve parayı harcayacak yer bulmakta zorlanmakta ve bu yüzden Kıbrıs’a her ay para göndermekteydi.

1768’lerde aynı propagandayı Ruslar Kırım Türklerine yapıyorlardı. “Siz Cengiz Han’ın torunlarısınız. Niçin Osmanlı’ya bağlı yaşayacaksınız. Sizin bağımsız bir devlet olmanızı istiyoruz” diyorlardı. Şahin Giray gibi hafif akıllı, dar görüşlüleri de buna inandırdılar. Sonuç: Kırım’ı Rusya’ya kattılar. 1944 yılına gelince Kırım’da bir tane bile Kırım Türkü bırakmayıp hepsini Sibirya’ya sürdüler.

Şimdi aynı oyun Kıbrıs Türkleri üzerinde oynanıyor. Korkunç bir karalama ve iftira kampanyası sinsice sürdürülüyor. Allah’a şükürler olsun ki Dr. Harid Fedai, Prof. Dr. Ulvi Keser, Hava Tekin gibi akıl ve şuur sahibi Kıbrıslı Türkler bu oyunu görüyorlar ve boşa çıkarmaya çalışıyorlar.

Tarihte Kıbrıs Sempozyumu’nun benim açımdan en güzel sürprizi ise 1990 yılında mezun olan öğrencilerimizden Sayın Ahmet Erbaş’ın Akdeniz Karpaz Üniversitesi’nin kurucularından birisi olarak böyle bir sempozyuma fikir babalığı yapması ve çok değerli katkılar sağlamış olmasıydı.

Sayın Osman Köse’yi, değerli kardeşimiz Ahmet Erbaş’ı, sempozyuma destek sağlayan değerli meslektaşlarımızı can ü gönülden kutluyor, Kıbrıs Türklüğünün sonsuza kadar yaşaması dileklerimle saygılar sunuyorum.

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.