(Don Değiştirme)
Tasavvufta Don Değiştirme-Paramorfoz
Kevser Yeşiltaş[1]; "Metamorfoz: Tasavvufta Don Değiştirme" adlı makalesinde Başkalaşma ile Başkasına dönme eylemini tartışmakta ve örnekler getirmektedir.
"Metamorfoz olayı, tüm canlıların içinde, özlerinde, daha sonra başka bir dönüşüme uğrayacağı bilgisi saklıdır.Her tohumun kendi içinde özünde, bir gün karanlık toprak altından gün ışığına çıkarak büyüyeceği, dallanıp budaklanacağı ve yüzlerce meyve verecek olgun bir ağaca dönüşeceği bilgisi saklıdır. Çok küçük bir tane tohum bunu bilmektedir. Özünde bu bilgiyi taşımaktadır. Su içinde bir lavra iken içinde “daha sonra karada yaşayan bir kurbağaya dönüşeceği” bilgisinin saklı olması metamorfozdur."
Buna katılıyorum, bu bir gelişimin, evolüsyonun seyri ve özüdür, zamana tabidir ve doğru yönlü bir gidiştir. Faz atlamak veya geriye dönmek yoktur, doğrusal bir gidiş vardır.
Doğada Metamorfoz vardır, ancak Paramorfizm (Başkasına dönüşme) patolojik bir haldir ve gerçekte yoktur, olunca da hastalık sayılır. Tıpkı Kanserleşme olgusu gibi. Kanserde de normal hücrenin evrim devreleri vardır. Ancak; ölçü, zaman, ritim, yapı ve görev değişmiştir. Normal dışı ve alışılmamış bir şekildir. Bu yeni, farklı ve başkalaşan oluşumun bilinen, beklenen bir düzeni yoktur. Her dokuda ve her insanda faklı bir formda olabilmektedir. Bu oluşumu, süreci Metamorfoz ile karıştıramayız. Öyle ise bu bir Patoform'dur. Bununla görüntüyü patolojik görmek anlaşılmaktadır.
Oysaki mitolojide, efsane ve menkıbede; kişi bir güvercin, kartal, turna donuna girmektedir. Görünen bir kuştur ve normaldir. Ama bu dona/şekle girmiş insan için olağan bir şekil değildir. Öyle ise, bir insanın ve bir canlının kendi formu dışındaki bir şekle girmesine Paramofoz demek isabetli olacaktır. İnsan her forma girmekte ve İlah hariç diğer yaratıklar insan şekline girememektedir.
Mitolojide, masal ve efsanede yaratılmışın derecelendirilmesinde başta İlah ve sonra İnsan gelmektedir. Paramorfoz; yukardan aşağıya ve yatay düzeydedir. Yani İlah tüm yaratılmışların ve insan da alt tabaka yaratılmışların şekline girmektedir.
Mitoloji, efsane ve masallarda İnsan İlah formuna giremez. Diğer varlıklar da İnsan şekline giremez. Bu başkalaşmada kural, yatay ve aşağı doğrudur.
"Türk masallarında, efsanelerinde sıkça anlatılan “donuna girme”, “don değiştirme” kulağımıza hiç de yabancı değildir. Geyik, kuş, ya da herhangi bir hayvanın şekline/donuna girme, Şamanizm ve Budizm inançlarında oldukça yaygındır. Bu da kültürlerin ve inanışların birbirleri ile etkileşim halinde olduğuna kanıttır."
*
Mitoloji ve Masalda Paramorfoz-Pseudomorfoz (Başkasına dönüşüm)
Yunan Rüya Tanrısı Morfeos, nasıl şekilden şekle giriyor, yer, zaman tanımıyor ve lahzalar içinde başkasına dönüşüyor ve ilahi bir güç sergiliyorsa bu Mitolojinin özelliği ve özgünlüğüdür. Bilmediğimiz bir zaman diliminde, şekilden şekle ve bir yerden başka yerlere gidişimiz, zora ve sevdaya düşmemiz, bilmediğimiz durumlara düşmemiz ve bazan sesimizle uyanmamız veya uyandırılmamız bir zihin-bellek seyranıdır. Bilinç kapısı açılmış ve ruh seyrana çıkmıştır. Bu seyirden bazı anılar da aklımızda kalır. Hatta bazı ermişler istiareye yatar, bilinç penceresini açar, gördüklerini yorumlar ve başkası da buna inanır. Bu noktada istiareye yatan şahıs sanki alıcı bir kuştur. Zamana soru sormakta ve cevabını istemektedir. Yahut sorunu fırlatıp gönül kuşunun buna cevap olmasını istemektedir. Giderek bazı şahıslar bu konuda deneyim sahibi olmuşlardır.
Lale Şen[2], “Mitoloji ve Metamorfoz” konusu içinde düşünmenin teorisini açıklarken metamorfozdan söz açmakta ve evolüsyondaki gelişmeleri anlatmaktadır. Hâlbuki Mitoloji ve Masalda söz konusu olan bir Paramorfoz'dur. Yalancı-aldatıcı bir şekle dönüşmektir (Pseudomorfoz).
Bilindiği gibi Mitoloji; bir dinin, inancın içinde veya bir halkın kültüründe bilinen ve inanılan tanrılar, kahramanlar, evren ve insanın yaradılışına, ölüm-ötesine, tarih ve düşüncesine/fikriyatına ait birikimlerin bütünüdür. Ayrıca tüm efsane ve bazan menkıbelerin, hatta destanların yapım, yorum ve örneklerinin kaynağıdır.
Mitolojiler de zaman içinde evrimleşmiş ve nihayet son şeklini almışlardır. Esas dokuya dokunmadan süsleme ve görevlendirmeler, çıkarımlar yapmak mümkündür. Artık bunlar belli bir çapa ulaşırsa bir varyant oluştururlar.
Evolüsyon ve metamorfoz yabancı ve fakat anlatımın ana unsuru olan iki kavramdır:
Evolüsyon, evrim olarak karşılanmıştır. Yumurtanın döllenmesi, can ve cinsiyet kazanması, cinse-türe ait özelliklere sahip olması ve bunun bir süreç içinde gerçekleşmesi demektir. Yumurtadan civciv çıkmakta, larva kelebek ve döllenmiş yumurta insan olmaktadır. Bu bir doğal/ilahi yasadır. Bu gelişim devreleri arasında hata ve kusurlar olabilir, fakat asıl sıra ve devre bilinmektedir. Tür kendi içinde cinslere ayrılmakta ve her birinden kendilerine benzer yavrular oluşmaktadır. Balık suda kalacak, insankarada yaşayıp suda boğulacak, at koşacak ve kuş uçacaktır. Arada geçiş formunda yaratıklar da vardır. Su yılanı gibi, penguen, kaplumbağa gibi. Yürüyen, uçan, yüzen, yeraltında yaşayan yaratıklar vardır.
Yaratığın bu doğal seyri içinde, birbirinden farlı olan hallerine Metamorfoz (başkalaşma) denilmektedir.
Paramorfoz; bir canlının kendi doğal seyri içindeki devrenin şeklinden başka, ileri-geri formlara veya başka bir yaratığa Başkasına-dönüşmesidir. Ama asıl olan kendi form ve işlevidir. Şartlar dönüştüğünde ayrı bir forma girer ve onun gereklerini yapar, sonra yine kendi haline döner ve kalır. Bu, başkalaşım’dan farklıdır ve Başkasına-dönüşmektedir. İhtiyaç olursa bir başkası (Pseudomorfoz)…
Mitoloji, Masal ve Efsanede insan, her cinse dönüşebilir. İnsanda bütün canlıların özellikleri vardır ve bu nedenle insan her forma girebilir. Diğer yaratıklar da kendi türünde kalırlar. Ancak insana muhatap olduklarında, ona hizmet için konuşurlar. İşte bu (paramorfoz) başka olma keyfiyeti, sınır ve olaylara göre Mitoloji, Efsane, Masal ve Menkıbelerde bulunmaktadır. Paramorfoz, mitoloji ve Masalın esas anlatım ve karakter unsurudur.
Mitolojilerde bir inanç ve kutsama vardır. İnsan soru ve sorunlarına cevap olacak örneklemeler vardır: İlahiyat, Tanrılar, yardımcıları, evrenin yaratılması, tüm-yaratıklar, meslekler, cinsiyet ve üreme, ekin, sanat, savaş, aşk, insani karakterler, kıskançlık, öfke, sevgi, açlık ve nihayet ölüm ve sonrası; insanlarda olduğu gibi, tanrılar veya yardımcıları arasındaki ilişkiler, ilahe-insan ilişkileri, sanat, meslekleri sahiplenme ve iletişim, güvenlik, cezalandırma, kültür, yönetim, icat ve daha nice konulara cevap vardır.
Burda, belli olan bir disiplin içinde ve yukardan aşağı bir tabakalaşma-hiyerarşi içinde evrenin idaresi vardır. Üst katman ilahlar Paramorfoz (Pseudomorfoz) ile insan hayal ve tahminlerini aşarak varlık gösterir ve hükmünü icra eder.
Tanrılar arasında Hanedan kavgaları da olmaktadır. Fakat hangisi egemen olursa diğerini devre dışında bırakmakta ve tek hâkim olarak saltanat sürmektedir.
Mitolojik ilahlar/ilaheler bazan insanlara âşık olmakta ve onlardan ünsiyet kazanmaktadır. Doğan bu insanlar yarı-tanrı olmakta ve fakat yine insan kalarak ölmektedirler. Bunlardan bazısı ve nadiren, Tanrılar Kurulunca, ölümsüz kabul edilerek, kendi hizmetlerine memur edilmektedirler.
Bunlar mitolojik kahramanlardır. Sanki devir açan ünlü Resuller/nebiler gibidirler. İlahlar, bunlar eliyle gücünü topluma göstermekte ve insanlar arasında örnekler bulundurmakta, mucizeler göstermekte, insanlardan inanmayı ve itaati istemektedirler.
İnsanlığın en eski destanlarında, bu tema vardır ve şiirle/musiki ile anlatılmaktadır. Mitolojik Tanrılar evreni parçalara ayırarak her birinin başına bir yetkili koymuşlardır. Genellikle Gök-Yeryüzü-Yer altı Tanrıları şeklinde yetki-görev taksimatı yapılmıştır.
Sümer Tanrısı Enuma-Eliş (Gökyüzü) adını taşır. Ea, Enlil, İştar, Zeus, Titan, Baalbek ve Marduk dönemlerinde en güçlü olanlardı. Suyun, hava ve ateşin, toprağın, gökyüzü yeryüzü ve yeraltının ayrı ayrı Tanrıları/hükümdarları vardı.
Semavi dinler, bu dağıtımı değiştirdi ve hepsini Mücerret bir İlaha verdi. Diğer Tanrıçaların işleri de Meleklere dağıtıldı. Bu Meleklerin kimisi, haberci, cennetin bekçisi, mezarda sorgulayıcı, omuzlarda kâtip, ruhları kabz eden (öldüren), rızıkları dağıtan, rüzgâra ve havaya nezaret edenler vb.şeklinde görevlendirilmiştir.
Böylece Semavi dini sistem, maddi sembollerden çıkarılarak zihni tasavvurlara bırakıldı. İlahın artık tek veya hiç bir şekli ve sembolü yoktur. Her şahıs kendisine göre tahayyül etmektedir. İnananların; İlahı ve emirlerini, Resulü, dinin kutsallarını gösteren sembolleri vardır.
Semavi dinde İlah; şekilden, lisandan, mekândan ve zamandan münezzehtir. Semavi İnançta; Tanrı Tek’tir, eşi, benzeri, ortağı yoktur. Ayrıca Esmaları yanında sonsuz fiilleri vardır: Tanrı; görür, işitir, bilir, öğretir, doğmaz, doğurmaz, ezeli ve ebedidir, her şeye kadirdir. Evreni yaratan, olanları ve olacakları bilen O’dur.
Bu anlatımı kavramak için, insanların düşünme gücüne ve becerisine ihtiyaç vardır. Konu standart ötesi olunca, farklı yorumlar, Mezhepler ortaya çıktı. Aradan geçen bunca zamana rağmen, insanoğlu gelişinden beri sahibi olduğu miraslardan kopmuyor ve onları yeni inançlar içinde yine de yaşatıyor. Bilmediklerini bunlarla tamamlıyor.
Semavi her din, kendi standartları dışında gördükleri ve fakat insanların koruyarak yaşattıkları bazı inanç ve uygulamaları “Batıl-Bidat” olarak geçersiz ve yasaklı kılmaktadır. İnsanlar geleneksel olanı unutmuyor ve darda kalınca sahipleniyor, yapıyor.
Bu davranış, ümitsiz hastaların geleneksel tıbba dönüşleri gibidir.
Elbette ki konumuz din felsefesi ve din psikolojisi değildir. Ama Paramorfoz, İlahın kudretine, kurallarına işaret etmektedir. Tanrının muktedirliği, Paramorfoz ile anlatılmaktadır. Hayret ve hayranlık, imrenme, umut ve korku yaratmaktadır.