Nutuk-söylev nedir?
Nutuk[1] kelimesi Arapçada “nutk” kökünden türetilmiş ve dilimize girmiştir, günümüzde “söylev” olarak adlandırılmaktadır. Bu kelime; coşkun söz, tiradlı söz, kuvvetli söyleyiş anlamlarında kullanılmaktadır.
Konferansla söylevi bir birinden ayıran en önemli özellik sesin olanaklarıdır. Sesin olanaklarının kötü kullanılması iyi bir söylevi konferans havasına sokabilir. Bunun için sesin olanaklarının iyi kullanılması gerekmektedir.
"Söylev (nutuk / hitabet): “Bir topluluğa düşünceler, duygular aşılamak amacıyla söylenen, uzunca, coşkulu ve güzel söz, nutuk, hitabe.” “Bir topluluğa, bir konu üzerinde görüş ve inançlarını aşılamak amacıyla yapılan konuşma; bilimsel konular üzerindeki konuşmalara göre kişisel biçem ve coşku taşır. Konularına göre siyasal, dinsel söylev, hukuk söylevi, tören söylevi… olarak çeşitli adlar alır.
"Bir gerçeğe inanan bir insanın toplumu bu gerçeğe inandırmak için özünün bütünü ile yaptığı telkin sürecine hitabet; bir fikri, bir davayı karşısındaki insanlara dil ustalığı ile açıklamaya hitabet sanatı; toplum önünde bu konuşmayı yapana hatip; bir insan topluluğuna bir fikri vermek bir ülküyü aşılamak amacıyla söylenen sözlere ise nutuk veya söylev denir."[2]
Nutuk aynı zamanda; Pirlerin ve mürşitlerin, tarikata yeni giren dervişlere tarikat derecelerini ve tarikat adabını öğretmek için söyledikleri şiirlerdir. Daha çok Bektaşi tarikatında söylenir. Türün en önemli temsilcisi Kaygusuz Abdal'dır. Şekil yönüyle koşmaya benzer. Genellikle hece ölçüsü ile ve dörtlüklerle söylenir. Didaktik bir özellik taşır[3],[4]
Küçük ya da erişkin, bir insan topluluğu önünde coşkulu bir dille konuşmalara, bu konuşmalara ait metinlere “söylev” denilmektedir. Söylevler, amaçlı konuşmalardır. Nutukta amaç, kalabalıkları coşturarak nutukçunun düşüncesini ve inancını insanlara kabul ettirmektir.
Söylev türü, hitabet sanatından ayrı düşünülemez. İyi bir söylev iyi bir hitabete bağlıdır. Böylelikle söylevlerde konuşma, ifade gücü, hitabet yeteneği konunun önüne geçmektedir.
Söylev türünde ifade özgürlüğü, söylevin etki gücünü artıracaktır.
Hatip, bir sosyal psikolog gibi davranarak, toplumun davranışını ve vardığı ruhi kademeyi görmeli-kavramalı ve amacına göre yönlendirebilmelidir. Herşeyden önce, hitabetin bir sanat, kabiliyet ve deneyim işi olduğu unutulmamalıdır. Hatip, rolünü oynayan, kostümlerini hazırlamış, konuşma metnine göre hareket eden, seyirci-dinleyicilerini kendisine bağlamış bir "aktör" gibi davranmalıdır. Yani bedenine, hareketlerine, sözlerine dikkat etmelidir. Aktörün davranışına ek olarak, dinleyenlerin heyecan ve reaksiyonlarına göre bağımsız olarak değerlendirmeli ve esen havaya göre de yelken açabilmelidir ve bazan da buna engel olabilmelidir. Hatip dinleyenlerin dilinden konuşmalıdır.
Söylevler genellikle önceden hazırlanır, nadiren metin dışına çıkılır. Ezberlenmiş metinler ezbere irad edilir, ilaveler yapılır, ustalık ister.
Nutuk metinleri, dinleyenlerin zekâ durumlarına, hayal güçlerine, duygularına, ilgilerine göre hazırlanır. Dinleyenleri düşündürür, onlarda ilgi uyandırır, onları coşturur, onlara beklenen davranışı yaptırır.
Hitabette; aceleye getirmeden düşünerek konuşmak, dinleyenlere karşı iyi niyet beslemek, dinleyenlerin inanmasını sağlayacak biçimde dürüst konuşmak, dinleyicilere karşı yaşının verdiği olgunluk içinde konuşmak, dinleyenleri kıracak biçimde konuşmamak, gerekirse kendini dinleyicilerin yerine koymasını bilmek, basmakalıp sözler kullanmamak, abartarak konuşmamak gibi ahlâk ölçülerine önem verilmeli, özen gösterilmelidir.
Hatip olmak isteyen kişi; iyi düşünen, çok okuyan, çok tecrübeli, gözlemi kuvvetli, içerisinde bulunduğu toplumu çok iyi bilen, bilgili, ileri görüşlü, söz kurallarına gerektiği kadar önem veren kişi olmalıdır. Hatip, gür sesli, özgür yaratılışlı, sevimli ve cana yakın olmalıdır. Derin hissilik, canlı hayat, sağlam yapılı bulunmak, inanç ve fikirlerde içtenlik, gür bir anlatım şekli hatibin başlıca özellikleridir.
Hatip; konusuna iyi hazırlanınca, kağıda göz ucuyla baktığı zaman konuşmasını hatasız yapacaktır. İçten konuşma yapmak kolay değildir. Büyük hatiplerin bile daha önceden konusunu hazırladıkları ve yanlarındaki küçük notlarından faydalanır ve ahengine göre konuşmalarını değiştirebilir.
Nutukta, "Giriş Cümlesi" toplumun dikkatini çekecek türden olmalıdır. Hatta ilk cümleler şiirsel bir üslupta olabilir. Düşüncelerin planı iyi yapılmalı ve kullanılacak üslup iyi seçilmelidir."Gelişme Bölümü"nde konu her türlü belgelerle açılır, örneklendirilir ve ispatlanmaya çalışılır. Dinleyicinin tansiyonunu yükseltecek fikirlerle sorulu cevaplı cümlelerle sonuç bölümüne geçiş sağlanır. "Sonuç Bölümü'nde ise işlenen konunun önemi ve toplumdaki tesirleri kesin ve etkili bir dil ile anlatılır.
Hatip, işleyeceği konuyu çok iyi savunabilmelidir. Bunun için de konuşma sanatının inceliklerini ve toplum psikolojisini çok iyi bilmelidir. Seçtiği kelimeleri ve kurduğu cümleleri en tesirli şekilde kullanmalıdır. Ses tonu, jest ve mimikler konuşmasının akışına uygun olmalıdır.
Görülüyor ki "Nutuk"; bir savunmadır, iddia ve haberdir, müjdedir, davettir. Hatip ruhuyla, bedeniyle, söz ve hareketleriyle bunu savunmalı ve inandırıcı olmalıdır. Hatip, sadece göze, kulağa değil tüm hafızaya, bir kişiye değil bir topluma, bir millete hitap etmektedir. Sözü, o gün için değil hemen hergün içindir, kalıcıdır, yeniden güncelleşir, taraftarlarına savunma metni, siper, kılavuz ve güç olur.
Söylev Türünün Özellikleri:
NUTUK VE ÖZELLİKLERİ (2)
Dr.Ömer Uluçay
Nutuk Çeşitleri
a- Askeri-Siyasi söylev:
Meclislerde, toplantılarda, vakıf, dernek, birlik, oda, baro gibi toplumsal ve ekonomik kuruluşların toplantılarında yapılan siyasi, yönetimsel içerikli konuşmalardır. Bu söylev türü en yaygın olanıdır.
b- Dini söylev:
Kalabalıkları coşturmak için yapılan konuşmalarda kavram, olgu ya da olayların din ile temellendirilip aktarıldığı konuşmalardır. İbadethanelerde, dini vakıf ve dernek benzeri mekânlarda yapılan konuşmalardır.
Halide Edip Adıvar’ın Kurtuluş öncesinde “Sultanahmet Mitingi”nde yaptığı konuşma bir ilk ve en ünlüsüdür.
c- Hukuki söylev:
Hukuksal davalarda hâkim ve savcıların ya da sanık ile avukatların yaptığı konuşmaların bazıları hukuki söylev olarak değerlendirilir. Özellikle sanık avukatlarının olay ve durumları açıklarken kullandıkları hitabet şekli bir nutuktur. ne denilmektedir. Edebiyatta da bu üslup kullanılmıştır.
d- Akademik söylev:
Üniversitelerde, eğitim-öğretim kuruluşlarında, bilim derneklerinde yapılan konuşmalardır. Sempozyumlar, kabul, devir teslim, mezuniyet, açılış, ödül gibi törenlerde coşkulu konuşmalar bu türdendir.
Söylev Türünün Gelişimi:
Eski dönemlerde topluluklar karşısında konuşmak pek rastlanan bir olay değildir. Bu sebeple eski metinlerde söylev türünün dili daha yalındır. Birçok felsefi eser, söylev türünün özelliklerini kısmi olarak taşımakla birlikte bu isimle anılmıştır. Descartes’ın "Metod Üzerine Söylev", Rousseau’nun "Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev" ve Mustafa Kemal Atatürk'ün "Nutuk-Söylev" adlı eseri buna örnektir.
Eski dönemlerde özellikle Yunan ve Roma medeniyetlerinde, söylev türüne büyük önem verilmiştir. Roma saraylarında yapılan siyasi toplantılarda, hitabet gücü yüksek insanlar "sözcü" olarak seçilirdi. Grek edebiyatında Demosthenes; Latin edebiyatında Cicero; Frenk Edebiyatında Bossuet ünlü nutukçulardır.
Söylev türü, Türk Edebiyatında ilk defa Cumhuriyetle ve Milli Edebiyat döneminde görülür. Bu dönemde siyasal söylevler ağırlıklıdır. Ömer Naci ve Hamdullah Suphi önemli söylev yazarlarıdır. Cumhuriyet yıllarında türün en büyük yazarı, bilindiği üzere Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Hz. Muhammedin "Veda Hutbesi", insanlığa bu türün özelliğini kullanarak mesaj vermiştir.
“Göktürk Yazıtları"nda da söylev özelliği vardır.
*
Nutuk-Hitabet Örnekleri[5]
MK Atatürk: Türk Gençliğine Hitabet
Muhterem efendiler, sizi, günlerce işgal eden, uzun ve teferruatlı beyanatım, en nihayet, mazi olmuş bir devrin hikâyesidir. Bunda, milletim için ve müstakbel evlâtlarımız için dikkat ve tayakkuzu davet edebilecek bazı noktalar tebarüz ettirebilmiş isem, kendimi bahtiyar addedeceğim.
Efendiler, bu beyanatımla, millî hayatı hitam bulmuş farz edilen büyük bir milletin; istiklâlini nasıl kazandığını ve ilim ve fennin en son esaslarına müstenit, millî ve asrî bir devleti nasıl kurduğunu ifadeye çalıştım.
Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir".
*
Halide Edip Adıvar (1884-1964), özellikle Mondros Mütarekesinden sonra İstanbul ve İzmir’in işgal edildiği sıralarda, 16 Mayıs 1919′da İstanbul Sultanahmet’te düzenlenen protesto mitinginde şöyle der: “Kardeşler, Vatandaşlar! Yedi yüz yılın şerefi, göğe yükselen bu minarelerin tepesinden Osmanlı tarihinin yeni faciasını seyrediyor, bu meydanlardan çok zaman alay hâlinde geçmiş olan büyük atalarımızın ruhuna hitabediyor, başımı bu görünmeyen ve yenilmez ruhlara kaldırarak diyorum ki: Ben İslâmiyet’in bedbaht bir kızıyım ve bugünün talihsiz fakat aynı derecede kahraman anasıyım. Atalarımızın ruhları önünde eğiliyor, onlara bugünün yeni Türkiyesi adına hitabediyorum ki, silâhsız olan bugünkü milletin kalbi de onlarınki gibi yenilmez kudrettedir, Allah’a ve haklarımıza iman ediyoruz.”
Hamdullah Suphi Tanrıöver (1885-1966) de 30 Mayıs 1919′da İkinci Sultanahmet Mitingi’nde İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalini protesto konuşmasını şöyle bitiriyordu: “Sevgili millettaşlarım! Dualarınızı, dileklerinizi, iradenizi kendi sesimde toplayarak bütün dünyaya haykırıyorum: Esarete razı değiliz. Biz esir olamayız, Türk vatanına karşı hazırlanan su-i kastı biliyoruz ve reddediyoruz. İstanbul ve Anadolu Türkkalacaktır!” Hamdullah Suphi Tanrıöver’in hitabeleri Dağ Yolu 1,2 (1987) adlı kitapta toplanmıştır.
Mehmet Emin Yurdakul, 23 Mayıs 1919 günü Sultanahmet Meydanı’nda 200.000 kişiye şöyle hitap ediyordu: “Kardeşler, Keşke asırların geceleri ve dünyaların mezarları gözlerime dolarak bir kör olsaydım. Sokak sokak dilense idim de milletimin, kulağımı parçalayan bu felâket seslerini işitmeseydim, bu kara günleri görmeseydim. Keşke göğün yıldırımları, yerin canavarları birleşerek beni kanlar içinde topraklara yuvarlasaydı da vatanımın bu musibeti huzurunda bulunmasaydım ve bu azapları çekmeseydim. Zira bugün uğradığı felâket ve musibetler o kadar acı!…”
Ayrıca; Rıza Tevfik Bölükbaşı, Süleyman Nazif, Behçet Kemal Çağlar, Selim Sırrı Tarcan, Osman Bölükbaşı, Fazıl Ahmet Aykaç Hitabeler (1934), Hamdullah Suphi Tanrıöver (1885-1966), Necip Fazıl Kısakürek Müdafaa (1946), Sahte Kahramanlar (1976), Yolumuz Halimiz Çaremiz (1977) Osman Yüksel Serdengeçti (1917-1983) başarılı hatiplerdir.
Söylev Örnekleri
[1] www.turkedebiyati.org/yazi_turleri/nutuk.html
www.bilgicik.com%2Fyazi%2Fsoylev-nutuk-turunun-ozellikleri-tarihi-gelisimi-ve-temsilcileri%
https://tr.wikipedia.org/wiki/Söylev
[2] http://www.cokbilgi.com/yazi/soylev-nutuk-nedir-ozellikleri-tarihsel-gelisimi-ve-temsilcileri/
[3] edebiyatkitabi.com/c-tekke-tasavvuf-edebiyati-nazim-bicimleri.html
aregem.kulturturizm.gov.tr/TR,12785/tekke-siirinde-turler.html
[4] www.diledebiyat.net/...edebiyati...edebiyati/...edebiyati/...edebiyatinin.../t.
[5] http://www.cokbilgi.com/yazi/soylev-nutuk-nedir-ozellikleri-tarihsel-gelisimi-ve-temsilcileri/
http://www.aof.edu.tr/