Kraldan çok kralcıyı kral bile sevmez

Talat Özyürek

03 Mayıs 2016 Salı 06:00

Muhakkak hatırlarsınız, geçen haftaki “İltifata Mazhar Olmak, Kulun İhtiyacındandır” başlıklı yazım vardı. Ancak bazı dostlar yazı için bir sual getirdiler: Kul’a iltifat ama bunun ölçüsü ve sınırı nedir? Gerçekten de bu önemli bir sual.

 

Hakikaten iltifatın sınırı ne olmalıdır? İltifat amacını aşarsa ne olur? Hak edilmeyen İltifatların sonucu nedir? Gibi sorular da peş peşe aklımı meşgul etti.

 

“Yeter ki insan, Allah adına, insanlık için güzel ve doğru işler yapsın.

Doğru işler yapıp da vicdanı rahatsız olan var mıdır?

Cenab-ı Allah’a kulluk nasıl bir yükümlülük ise, hayırlı bir amel de bulunana iltifat etmek de insanın yükümlülüğüdür. Ben böyle anlıyorum.”

 

Demek iltifata mazhar olma gerekçesi, “Allah adına, insanlık adına doğru işler yapmaktır…”

Böyle amellerde bulunan kişiye iltifat etmek kişiye hem güç verir hem de sorumluluk yükler.

Ancak…

Burada hakkıyla bir “ancak”  demek istiyorum.

Kişinin yaptığı işin hayırlı olup olmadığını bilmeden, anlamadan, sadece makamından bir beklenti içine girmek ve ona hoş görünmek amacıyla iltifat etmek, her tarafı kötülük ve şer kokan bir ameldir.

 

Böyle bir amel birincisi bu iltifatı yapan için kötüdür; kendi şahsını küçülten ve değersizleştiren bir harekettir.

İkincisi, iltifat edilen kişiye kötülüktür ki onu yanıltır, yanlışlarını düzeltme imkânının önünü kapatır ve yeniden yanlış yapmasına yol açar.

 

Üçüncüsü ise cemaate bir kötülüktür; makam sahibi insan, cemaate yararlı olsun diye kararlar alır ve uygular. Eğer bu hatalı ve insanlara zarar verecek boyutta ise ona münasip bir lisanla hatırlatmak insanlık görevidir.

 

Sonuçta makam sahibi de bir insandır. İnsan mükemmellikten müstesnadır. Hata yapabilir. Kişinin dostu bu hatasını münasip bir dil ile hatırlatmasıdır.

Sonuçta (tenkit), yerinde, zamanında ve münasip bir dil ile yapılırsa yapıcı bir hal alır ve muhtemel kötülükler önlenir.

 

İltifatın hak ölçüsünde kullanılması esastır.

İltifatı hak ölçüsünde kullanmak, kişinin iyi niyetinin bir aynasıdır.

Hata yapan insan, benim nazarımda hatayı bilerek savunan ve övenden daha masumdur.

Çünkü hata yapan kötü niyetli olmayabilir. İyilik olsun diye bir ameli gerçekleştirmiştir. Ancak bu amelin kötü sonuçlar doğurduğunu bilerek veya bilmeyerek sırf menfaati için öven kimse asla masum değildir.

 

Toplumumuzda bu tür davranışları alışkanlık haline getirmiş insanlar için değişik tabirler kullanılmaktadır; yalaka, dalkavuk, yağcı gibi…

 

Maalesef, yaptıklarıyla yüzleşmek istemeyen veya tenkidi kaldıramayan bazı makam sahipleri, bu tür insanlara meyil vermektedirler. Ama yolları yanlıştır. Eğer yükselmek istiyorlarsa yapacakları ilk iş çevrelerinde güzel işler yaptığında iltifat edecek, kötü işler yaptıklarında da tenkit edebilecek insanları bulundurmalıdırlar.

İyi niyetle tenkit edenler, makam sahibinin dostudurlar.

Yerinde tenkit, insanların yürüyeceği doğru yolun taşlarıdır.

Dalkavukluk ise makam sahiplerinin yürüyeceği yola çukurlar kazmaktır.

                                       

                                     Sana kızdığı halde bir kötülükte bulunmayan insanı kendine arkadaş edin. Çünkü öfke, insanın tıynetini ortaya çıkarır… Hz. Ali

 

                                      Bazı insanlar alçak gönüllüdür, bazıları da alçak olmaya gönüllüdür… Necip Fazıl

 

                                     İktidar, dalkavuklardan hazzetmeye başladığı zaman şeref, daima ayaklar altında ezilmiştir… William Shakspeare

 

                                                                                                             Sevgi Saygı Dua İle

 

 

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.