Bir adama gülmek bu kadar yakışır mı? yakışır be kardeşim... Adamın normal hatları bu. Düşünsene anormal güldüğünü. Karşısındakinin duygularını. Kötü ruh hali varsa alır götürür. Bambaşka olursun. Hele bir sohbete koyulda gör. Ohoooo nerde alırsın soluğu kimbilir. Bitmesin dersin o adam gibi sohbet. Sıkıntılı bir durumda, dedikodu, laf girdimi, boşver boşver işimize bakalım der. Der de ne der. Laf üretmez, iş üretir. Eyvallah abim. Varlığın daim olsun.
Hatay Kırıkhan'da doğdu. Sado Ağa'nın oğlu. Yani bilinen adıyla öyle. Çocukları okusun diye köyündeki bir karış toprağını, kardeşlerine bırakıp şehre göçen Sait ÖZGÜR'ün oğlu. Ailenin en büyük oğlu olduğu için değil gönülden Ağa olduğu için Ağa'ydı der babası için. Yetiştiği yerleri, yaşadığı evi, çocukluğunun geçtiği yerleri gördük. Gittik gezdik de. Hele 20 yıldır gelirim bir gece fotoğrafım yok demesi var ya. Bir dinleyin derim. Çan, Ezan, Hazzan sesleri ile büyüdü. Kilise bahçesinde top oynaması mı dersin, cami bahçesinde misket oynaması mı? Papaz "Bre yaramazlar haydin bre burdan" , İmam ise "Allah'ın evinde oyun oynanır mı? Sizi bir yakalarsam der kovalar durur. Hele o çocukluk aşkı yok mu? ah o Ermeni kız ah, ah ki ne ah. Arkadaşlarıyla bahçelerden portakal çalmasına ne dersiniz ya. Çocuk ruhu işte. Hep öylede aslında. Kalacakta sevgili abim.


Hep hayali olan mesleği yaptı . Gazeteci ve Televizyoncu. 1981 yılında Hürriyet Gazetesinde başladı mesleğe. 1984 yılında Adana Hürriyet'e geldi. Yıllarca Güneş ve Günaydın Gazetelerinde de çalıştı. 34 yıllık meslek hayatında 30 yılı dolduranlara verilen sürekli Basın Kartı sahibi. Türkiye'de ilklerden, Adana'da ise ilk yerel televizyon olan Metro TV kurucusu. Kanal A ve Mersin SUN TV'de yıllarca emeği olanlardan. Bir nevi şu anki haliyle meslektaş. Ama daha ötesinde gönüldaş. Tam bir gönül adamıdır. Adam gibi adamdır. Radikaldir. Alır karar ve uygular. O kadar ortak yön var ki. Çıkışları, dik duruşu. Onur duydum ilk tanıdığım günden beri. Öğretme dostu. Öğretmeden bırakmaz. Canı gönülden yapar. Vallahi yapar. Mütevazi ve örnek bir fotoğraf yaşamı var. Hep mücadele, hep mücadele. Nereye kadar bre bu mücadele. Sonuna kadar der hep. Her sofrada hep üretim konuşur.
Yıllarca fotoğrafı haberde unsur olarak gördü. Bir de baktı ki, "Fotoğraf Yaşamın Ta Kendisi". Hem de en gerçek haliyle yaşamın kendisi. Fotoğraflarıyla Uluslararası arenada çeşitli ödül ve madalyalar kazandı. Hiç hırs edindiğini görmedim. Zonguldak'da maden ocaklarında çektiği Madenci Fotoğrafları UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası ilan edilen ve dünyanın en saygın müzelerinden birisi olan Ruhr Müzesi'ne kabul edildi ve müzenin kataloğunda 7 adet fotoğrafı yer aldı. Ve yine Dünya'nın en büyük sanatsal materyal üreticisi olan Hahnemuhle'nin 425. kuruluş yıldönümü nedeniyle düzenlediği uluslararası yarışma da koleksiyonlarına kabul edildi ve Dünya Fotoğraf Fuarı Photokina'nın açılışı başta olmak üzere 12 ülke de sergilendi. Ansel Adams'e ithaf edilen ve en yüksek katılımlı fotoğraf yarışmalarından birisi olan BAE / Emirates yarışmasında FIAP Altın Madalya kazandı ve Grand Prize seçildi. Sorarsın, yetmez der. Sevgili Niyazi bunlar başarı, daha ne olsun ama kalıcı belgeler bırakmak gerekir der. Bir sergide fotoğrafın asılması, fotoğraflarının sergi oluşturması daha da önemli der. Yarışma kültürünün bir eğlence olmaktan öte gitmediğini söyler durur. Kalıcı işler bırakmak gerekir.
Kalıcı işlerinden birisi olan ve yine bu alanda Türkiye'nin gerçek anlamdaki son göçerleri olan Sarıkeçililer'in hayatını uzun süren çalışmalardan sonra (90'ların başından beri) foto öykü yaptı. Sarıkeçililer; Yarınsızlığa Göç. Bu çalışma İle National Geographic Fotoğraf Yarışmasında ikinci oldu. 3 turdan oluşan bir prestij yarışması olan Sami Güner Kupasını, önemseyerek aldı. Hayatımın en anlamlı ödülü dediği AFAD Altın Kamera yarışmasını 5 kere kazanarak kupa ödülünün sahibi oldu. Yurt içi ve Yurtdışında 40'ın üzerinde sergi açtı ve gösteri yaptı. Kültür ve sanat bienallerinde yer alıp, birçok karma sergide katıldı. Uluslararası Fotoğraf Sanatı Federasyonu (FIAP) tarafından EFIAP ünvanına layık görüldü. Lakin hep ekler, gerçek başarı kalıcı işler bırakmaktırı.

Öykülerin, insanların, yaşamların fotoğrafını çeker. Hiç boş durmaz. İçi içine sığmaz. Sınır tanımaz. Biz bu satırları yazarken kendisi şimdilerde yine sınır tanımayan ufuklara yelken açtı. Uzun süreliğine. Amaç mı? yine FOTOĞRAF. MFD üyesi. Bununla birlikte kurduğu küçük ama yürekleri kocaman fotoğraf grubu Rota Fotoğraf Evi ile sadece Türkiye değil Dünyayı geziyor. Ayaklarının tozuyla Hindistan'dan geldiler. Şimdilerde yeniden gitmeye hazırlanıyorlar. Bu defa Vietnam'a. Seyyah olup dolaşmak, merhaba ile bütünleşmek, kucaklaşmak en önemlisi yüreği sevgi dolu olup hayatı kucaklamak Tahir ÖZGÜR'ün özelliklerinden bir kaçıdır. Hadi başım sıkıştı be abi desek koşar gelir. Gelir de nasıl gelir. Dolu dolu gelir. Abi bak böyle bir durum var ne yapalım danışalım deriz, gerek yok tüm kullanım hakkı ve davetleri senindir. Saat zaman söyle der. Ortada ne var, sadece fotoğraf. İşte oda fotoğraf dedin mi yüreğini ortaya koyanlardan. Yüreğine sağlık abim.

Bok temizle ama boktan adamlara muhtaç olma diyebilecek karakterdeki, onurlu bir babanın oğlu. İbret alınacak olan, aynı başlıktaki gazete yazısını okumanızı tavsiye ederim. Kıymetli dostlar bu hafta hayat dersi olacak nitelikte özelliklere sahip kısaltılmış bir yaşam öyküsüyle birlikteydik. Devamını tanıyıp görün derim. Önerimi ? evet öneri hem de en ciddisinden. Sevgi, saygı, hakkaniyet ve muhabbetle...