Ak Parti ve Siyaset Sosyolojisi

Talat Özyürek

10 Mayıs 2016 Salı 06:00

Bilen bilir, İktidar Partisi veya Ana Muhalefet Partisi Kongre sürecine girdiği zaman sanki memleketin tek sorunuymuş gibi addedilirdi.

Siyasetçiler, basın, yayın, iş adamları yatar kalkar kongreleri konuşurlardı.

Şöyle yakın tarihimizi düşünüyorum, kavgaların olmadığı, sandalyelerin havada uçuşmadığı kongre sayısı parmakla sayılacak kadar azdır.

 

Bu bir kenara, şimdi tek tek saymak istemiyorum lakin her kongrenin sonunda başkan seçimlerinde, neredeyse partinin yarısı küskünler partisi oluşturur.

 

Bir statükoya bağımlı olan partiler, en küçük statüko değişiminde sarsıntı geçirir, yıpranır, küçülür, dağılır ve sonuçta siyasi tarihe gömülür. Kongreler ve genel başkan değişimleri partileri güçlendireceğine kan ve güç kaybına neden olur.

 

Bu olumsuzluğun muhtelif nedenleri olabilir. Ancak en önemli nedeni, bu hareketleri yönlendirecek “siyasi bir deha”nın noksanlığıdır.

Her kongre korkulu bir sürecin başlangıcı olarak yorumlanır.

Bu yorumu tersine çeviren anlayış da AK Parti sayesinde tecelli etmiştir.

 

Çok partili döneme girildiği tarihten bu zamana kadar yaklaşık 14 yıl iktidarda kalmış hiçbir parti yoktur. Olmamıştır… 2002 yılından bu güne kadar geçen safhada neler yaşandı:

Partinin kurucusu yasaklıydı. Hatırlayalım: Genel Başkan seçime giremiyordu.

Partinin Genel Başkanlığı’na Abdullah Gül getirildi.

 

Sayın Abdullah Gül Başbakan oldu. Sayın Erdoğan’ın yasaklı hali çözülünce Partinin Genel Başkanı ve Başbakan oldu.

Sayın Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı oldu; Sayın Erdoğan Başbakanlığa devam etti.

Ardından, Sayın Erdoğan Cumhurbaşkanı oldu ve Parti Genel Başkanı Sayın Davutoğlu oldu.

Dolayısıyla Başbakan olarak görev yaptı.

Şu an ki durumda AK Parti 22 Mayıs’ta Kongre kararı aldı.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu denli değişimleri kavgasız gürültüsüz organize eden hiçbir parti olmamıştır.

Ve bu süreçler örnek alınması gereken bir demokrasi şöleni havasında gerçekleşmiştir.

Sayın Recep Tayyip Erdoğan siyasi bir deha olarak hem her kongre ve seçim sürecinde partiyi büyütmüş hem de Türkiye’de istikrarın sürmesini sağlamıştır.

 

Diğer partilere bir bakın;

Bana kavgasız geçen bir CHP Kongresi söyleyemezsiniz.

CHP, her seçim döneminde ve her kongre sürecinde küçülerek yoluna devam etmeye çalışmaktadır.

MHP’ye gelince daha bırakın kongrede kavga gürültü etmeyi, kongrenin adı bile partide deprem oluşmasına yetmiştir.

Türkiye açısından olumlu görmüyorum.

Bu gün CHP’nin ve MHP’nin yaşadıkları hiç kimseyi sevindirecek durumda değildir.

Güçlü muhalefet, güçlü iktidarı oluşturur. Neyse ki AK Parti güçsüz muhalefetler karşısında bile, işini yapmakta, görevini başarıyla sürdürmektedir.

 

AK Parti’nin önündeki kongre safhası, partiyi biraz daha büyütecek ve biraz daha güçlendirecektir.

Bazı çevrelerin başbakan Davutoğlu’nun küskünlüğünden dem vurarak partiyi olumsuz etkilediğini ima etseler bile, Davutoğlu görevini başarıyla yerine getirmiştir. Bu görevden ayrılırken yaptığı konuşma ders kitaplarına girecek niteliktedir.

 

“Artık partinin önünde değil içindeyim…” tarzında özetlenecek görüşüyle, partiye zarar verebilecek her türlü hareketin karşısında olduğunu alenen açıklamıştır.

Bütün bu yaşananlar gösteriyor ki;

AK parti’nin en uzun süre iktidarda olan parti olması boşuna değil…

İktidardaki bu sürekliliğin alt yapı ve üst yapısı var.

Başarıdaki işin sırrı, karşılıklı samimiyet, güven, önce ülke, sonra partinin çıkarlarıdır.

Bütün bu oluşumların anahtarı ise artık bir siyasi deha olduğu tartışılmaz olan Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Türkiye, parti içi kavgaların demokrasi şölenine dönüşmesini bu siyaset dehasına borçludur.

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.