"AKP kendi yavrularını yedi! Sinemalarda"

Hasan Çevik

11 Mayıs 2016 Çarşamba 06:00

Ülkemizde maalesef akla ziyan işler olmaktadır. Adrese teslim bir oylama bile olsa, sonuçta seçimle parti genel başkanlığına gelmiş, genel seçimlerde tek başına iktidar olmuş bir Başbakan “Ben bu oyunda yokum” diyerek gitme kararı aldı ya da birileri bu kararı aldırttı.

Kimin kararı olursa olsun ülke adına bu sorumsuzluğu yapmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Sormazlar mı adama “Milletle dalga mı geçiyorsunuz,  aklıyla alay mı ediyorsunuz? “diye. “Sayenizde ülke yangın yeri, Allah’ın her günü şehit veriyoruz,  ülkede mutlu insan kalmamış ‘Ben oynamayacağım, gidiyorum’ diyorsunuz öyle mi?

Eğer ki; Giden suçlu ise yaptığı yanına kâr mı kalacaktır, her hangi bir soruşturma geçirmeyecek midir?  Yok, eğer giden suçlu değil ise bu oyunda başrolü kim, kimler adına onamaktadır, nihai hedefi nedir?” Bu soruların yanıtı millete verilmek zorundadır.

DAVUTOĞLU’NUN GİDİŞİ SENARYODUR

Sizler emperyalistlerin kucağına oturmasaydınız şimdi ülkemizde terör olmayacak, tüm komşularımızla aramız normal olacaktı. Kilis’e her gün bomba düşmeyecek, orası hayalet bir kent olmayacaktı.

Siz nereye gidiyorsunuz Sn. Davutoğlu, bu gidişinizin sebebi nedir? Başkalarının aklanması için ‘günah keçisi’ mi oldunuz yoksa işin içinde başka işler mi vardır?

Evet!  Bu işin içinde başka işler vardır, bu bir senaryodur aslında. Birileri tarafından yazılmış, birileri tarafından sahneye konmuş ve birileri de figüranlığını yapmış ‘oyunun içinde oyun’un olduğu bir dramadır bu.

Görüntüde kendini padişah olarak görmek isteyen, tüm yetkiler bende olsun diyen siyasi ile  O’nun adamı arasında geçen bir olaymış gibi görünse de gerçek bu kadar basit değildir. Perde önünde bize böyle görünen şey, esasen perde arkasında Ortadoğu için AB-D, İngiltere ve Rusya kapışmasıdır.

Peki, bu devletlerin niyeti nedir, ne istemektedirler? 

ABD; Suriye’de Sünni ve yandaş bir iktidarı iş başına getirmek, Suriye’yi parçalamak ve İran’dan uzaklaştırmak istemektedir.  Sonrasında İran’a müdahale etmek ve Türkiye için düşündüğünü İran için yaparak onu da bölmek arzusundadır. Devamında Türkiye, İran, Irak ve Suriye’den alınan topraklarda kukla bir Kürt Devleti kurdurmak, onu taşeron olarak kullanarak İsrail’in güvenliğini sağlamak ve büyüterek bölgede daha etkin hale getirmek istemektedir.

İngiltere, 1919 öncesindeki Ortadoğu planından vazgeçmemekte, kendisine yeni sömürge devletçikler yaratmak, dolayısıyla haritayı yeniden çizmek istemektedir.

Rusya ise ‘oyunda ben de varım’ demekte bölgeye yerleşmek istemektedir.

Hal böyle olunca ülkemizin üst yönetiminde de strateji savaşları kaçınılmaz olmaktadır. Doğal olarak ABD ‘ye biat edenlerle İngiltere’ye biat edenler çarpışmaktadır. Görünen o ki şimdilik kazanan ABD’dir. Zira İngiltere’de yetiştirilenler tasfiye edilmektedir.

Yeniçağ gazetesinde Arslan Bulut bir makalesinde şunları yazmıştır.

“İngiltere’de  Exeter Üniversitesi vardır. Üniversite kendi bünyesinde ‘Kürt Araştırmaları Enstitüsü, Arap ve İslami Araştırmalar Enstitüsü’ nü barındırmakta başında ise Abdullah Gül’e fahri doktora unvanı veren Tim Niblock bulunmaktadır.

Exeter Üniversitesi; İngiliz istihbarat servislerinin yurt dışı görevlerine gönderilecek ajanları eğitmekte, İngiltere adına misyonerlik yapacak ‘İslam ülkelerine yönetici’ yetiştirmekte ve ‘dinlerarası diyalog ’un kurgulanmasını yapmaktadır.

Exeter Üniversitesinden mezun olanlar, İslam ülkelerinde çok önemli ekonomik, siyasi kuruluşların yönetimine, devletin de en tepesine getirilirler. Nevzat Yalçıntaş, Abdullah Gül, Durmuş Yılmaz, Fehmi Koru,  Şükrü Karatepe,  Ahmet Davutoğlu, Ekmeleddin İhsanoğu, Mehmet Şimşek gibi bazı isimler, yüksek yargıdaki tetkik hâkimleri,  özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde çalışan Kaymakam ve Valiler bu üniversitede eğitim almışlardır.”

Davutoğlu Stratejik Derinlik(!) kitabını yazdığı zaman henüz bakan değildi. Siyaseti iyi bilenler, bakan olduktan sonra kendisini uyarmış “bu yazdıklarını uygulamaya kalkarsan, ülkeyi bölersin” demişlerdi. Dinlemedi, dinleyemezdi!  Zira arkasındaki güç O’nu vekil bile olmadan bakan yapmıştı, başka türlü davranmak elinden gelmezdi.

Zahide Uçar bir yazısında şöyle demektedir “ Ve Davutoğlu’nun stratejik derinliğinden; kabaktan bir araba, fareden iki at çıktı. Onu prenses sananlar da, Barzani’nin kucağında kaybettiği ayakkabının öteki eşini arıyor..

Yakayı, paçayı Amerika’ya kaptıran Menderes, Amerikan isteklerini yapamayacak hale gelince, can havli ile yeni bir kucak aradı ve soluğu Rusya’da aldı. Mafya devlet ABD durur mu? İntikamını aldı. Kurşunu sıkamayınca, darağacında sallandırdı. Yasını tutmak da kazık yemeye doymayan gariban milletimize kaldı. Kore savaşında yaralanan, evlatlarını kaybedenler bile ağlamıştır. Oysa oturup kendi haline ağlasa, daha isabetli olurdu…

Film gene aynı film… Erdoğan köşeye sıkıştı. Açığı çok, hırslarının tuzağına düştü. ABD’nin kucağında iktidar olmak, çok korktuğu Ordu’yu Amerika sayesinde topuk selamına durdurmak, zindanlara tıkmak, bu arada krallarla anılan zenginliğe kavuşmak iyiydi de, fatura ağır geldi.

Amerika saltanatının faturasını sürekli artırıyor. Ve bu faturalardan Erdoğan’ın fena halde canı yanıyor. Elinde iki ucu b.u bir değnek.”

Hep mağdur, hep mağdur… Milletimiz O’nun haline de çok ağladı ve ağlamaya devam ediyor.

Şimdi de Davutoğlu’nun bu şekilde gidişine ağlıyor bu yüce millet…Yazık, çok yazık!

 Besleme ve yalaka basın “Türkiye Cumhuriyeti’nin son Başbakanı kim olacak acaba?” demektedir. Biri çıkıp ta “Bu ne demektir, Türkiye Cumhuriyeti yıkılıyor mu ki son Başbakanı olsun?” demiyor, diyemiyor.

Alman yazar Georg Büchner 'in Fransız ihtilali'nden yıllar sonra yazdığı 'dantons tod' (danton'un ölümü) adlı kitabında  şöyle der : "İhtilal ve İktidar Satürn gibidir, kendi evlatlarını yer"  

Bu nedenle sonuna 5 kala AKP KENDİ EVLATLARINI YEDİ!

Hasan Çevik

09.05.2016 – Adana 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.