Türkiye, Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasındaki görüş farklılıklarından zarar gördüğü dönemler yaşamıştır.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Başbakan Bülent Ecevit’e fırlattığı Anayasa’nın Türkiye’de yıktığı kurumlar ve kuruluşlar hala hafızalardadır.
Devletin Zirvesi diye nitelenen Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın yetkileri bazı durumlarda yasal olarak kesişmese bile olayların akışı birbirlerine müdahaleyi gerektirebiliyor.
İşte bu özellikli durumda aralarında uyum olmadığı zaman deyim yerindeyse “filler çarpışıyor otlar eziliyor…”
Bu ülkenin yeni krizler ve anlaşmazlıklara tahammülü yoktur.
Yukarıdan şöyle bir fotoğraf görülmektedir;
Terör olayları adı altında neredeyse 1. Dünya savaşında ki gibi müttefik bir Avrupa ve ABD ile silahlı çatışmaya girme aşamasında bir Türkiye,
Aynı Türkiye dünya ekonomisinde ilk 10. Sırayı hedeflemiştir.
Dünyanın sırt çevirdiği milyonlarca kişiye kucak açmış, eğitimde, sağlıkta, sosyal hizmetlerde sorunları büyük ölçüde çözmüş bir Türkiye…”
Böyle bir Türkiye’nin kısır siyasi çekişmelere harcayacak enerjisi de yoktur gücü de.
Şimdi burada ünlü bir sözü hatırlatmakta yarar var:
“Aslanların idare ettiği ceylanlar ordusu, ceylanın idare ettiği aslanlar ordusunu yener…”
Elbette sözdeki hikmeti, “güçlü, kararlı ve ne yaptığını bilen bir lider halkını zafere ve selamete götürür” olarak anlamalıyız…
Bunca seçim, kongre ve uluslararası boyuttaki olaylara baktığımızda AK Parti’nin daha önceki partiler gibi yıpranmış ve siyaset sahnesinden çekilmiş olması gerekmektedir.
Ancak tam tersi durum yaşanmıştır;
Her tehdit, her karmaşa ve partiye yapılmış her saldırı AK Partiyi bir öncekinden daha da öteye taşımıştır.
Geçen yazımda söz ettiğim gibi bunlar kendiliğinden olmamış, siyasi dehanın engin görüşleri ve gücü sonucu meydana gelmiştir.
Türkiye’nin çıkarları, kararlılık ve güç…
“Ben alışılmış bir cumhurbaşkanı olmayacağım” diyen ve tıkanan sistemin açan bir siyasi duruşla karşı karşıyayız.
Bu günlerde sık sık telaffuz edildiği gibi, “Güçlü Cumhurbaşkanı ve Güçlü Başbakan” uygulaması, tıkanan sistemi açar ve Türkiye’de icraatı hızlandırır.
Bu formül, birçok siyasi polemiği ortadan kaldıracağı gibi, birçok sorunun da çözümü olarak karşımızda durmaktadır.
Ortada fiili bir durum vardır.
Basit bir örnek vereyim; AK Parti’nin MYK’sında, Başbakanın ataması ile ilgili bir karar alınacak sadece üç fire ile karar alınıyor. Neden 3 fire? Çünkü o üç kişi de Başbakan ile birlikte yurtdışı gezisinde idi…
Cumhurbaşkanının fiili olarak bu gücü artık toplum tarafından benimsenmiş ve içselleştirilmiştir.
Eksik olan, fiili durumun hukuki çerçeveye oturtulmasıdır.
Çok partili döneme girildiğinden bu güne kadar Türkiye ilk kez bir siyasi dehanın önderliğinde “Güçlü Cumhurbaşkanı – Güçlü Başbakan” formülüne bu kadar yaklaşmıştır.
Bu tarihi fırsatı herkesin görmesi gerekmektedir.
Sevgi Saygı Dua İle…