Amerika Hollywood Film Endüstrisi ve Algı Operasyonu

Talat Özyürek

19 Mayıs 2016 Perşembe 10:06

Hollywood endüstrisinin temel felsefesi, toprak kazanmaktansa, algıları kazanın mantığıdır…

Aşağıda anlatacaklarım, gözlemler sonrasında bilinçaltını nasıl daha derin ve etkili kullanabilirize yöneliktir…

Dünyada film endüstrisinin iktisadi, politik ve yönetsel anlamda geldiği noktada oluşan dönüşümleri globalleşme vetiresi ile ilişkilendirip ortaya koymaktadır. Yenidünya düzeni dediğimiz illuminati ile küresel imaj oluşturma çabaları gerek fotoğraf gerek sinema gerekse de televizyon ve internet aracılığı ile yürütülmeye başlanmıştır…

İnsanlara görsel olarak iletilen mesajların daha etkili olduğu anlaşılarak film sektörü ana merkeze konulmuştur. ABD, bu yolla belki de küresel hiçbir istihbarat örgütlerinin bile ulaşamadığı alanlara ulaşmayı ziyadesiyle başarmıştır…

 Toplum sosyolojisini derin travmaların, mutsuzluk ve hoşnutsuzluk göstergelerini sinema filmleri üzerinden analiz eden bir takım uzmanlar, filmleri kategorize ettikten sonra sinemanın toplumsal değişim ya da mutasyon artık ne derseniz birebir illiyetli olduğu kanaatine varmışlardır. Bu minvalde bakıldığında Hollywood sektörü düşünüldüğünde, bu ilişkinin belirleyicisi olan Amerika duruşu ideolojisi ile ilgili direk paralelliklere sahip olduğu göze çarpmaktadır…

Stanford Üniversitesinin yapmış olduğu araştırmada insanların yalnızca %6 mantıklı karar verirken  %94 ise şuur yahut bilinçaltı denilen mantıksızlık çukurundan beslenmektedir… Üst lopun bir saniyede kaydettiği bilgi 400,000 bayt iken alt lop yani bizleri ikna eden alt beyin saniyede 202 milyon bayt kayıt yaptığı saptanmıştır.

Yani: Basit tanımla TV ekranı 25 eşit ekrana bölünmüş bir sistem içermektedir… Biz ise bu parçalardan yalnız 24 parçasını görür ve onu algılarız. 25. Kareyi ise yukarıda belirttiğim alt lop sessiz sedasız algılar ve şuur altımıza yerleştirir… Gözlerimiz bu detayları sezemez bile. Lakin bilincimiz algılar ve kaydeder, depolar ve uygular…

Algı yönetimi:

Örneğin, ırak işgali algı yönetimi açısından gayet başarılı bir örnektir:

Irak işgali öncesinde ABD kamuoyunu ikna etmek için Irak’ın elinde kitle imha silahı olduğu, şayet müdahale edilmezse bu silahların masum insanlar üzerinde kullanabileceği algısı ziyadesiyle yaratılmıştır… Böylece Irak’a yapılacak müdahale ilk etapta ahlaki açıdan zaruri bir görünüme kavuşmuş akıbetinde ise BM kararıyla uluslar arası hukuka uygun hale getirilmiştir… İşgal sona erdiğinde ise hiç kimse ama hiç kimse kitle imha silahlarının nerede olduğunu sormamıştır…

Sinema salonlarında, insan beynini yönlendirecek şekilde mikro düzeylerde objeler yerleştirilerek insanların film arasında nescafe isteklerini uyandırarak tüketime yönlendirdikleri ve bunu da %70 başardıkları psikanalistler ve psikologlar tarafından kanıtlanmıştır… Aynı yolu coca cola denemiş tüketiciler tarafından fark edilip mahkemeye verilmiştir…

Bu minvalde algı oluşturma ticari kuruluşların araçları haline dönüşmüş, nihayetinde ise kitlelerin kapsama alanına girmiş, siyasetçilerin olmazsa olmaz araçlarından biri haline gelmiştir. Mutlaka işitmişsinizdir tanınmış ya da ünlü olmak için çaba gösterenlerin ‘image-maker’ olarak kullandıkları profesyoneller, temsil ettikleri kişilerin kamuoyu nezdindeki algılarını yönetmektedirler…

Bir NATO generali anlatıyor: ‘Yaptığımız hatalar için oldukça etkili bir taktiğimiz vardı… Çoğunlukla bu hataların neden ve sonuçlarını kestirebiliyorduk… Lakin kamuoyunu etkisizleştirebilmek için, bir tahkikat yürüttüğümüzü, çeşitli varsayımların olduğunu söylüyorduk. Gerçeği ancak 10 gün sonra, artık kimseyi ilgilendirmediği zaman açıklıyorduk’.

Bir örnek de kendimden vermek gerekirse, ben her Pazar TRT’nin istisnasız verdiği western film denilen kovboy filmini çok acil bir şey olmazsa kaçırmam yakın dostlarımda bunu bilirler… Yine bir sabah izlerken Taner Talaş aradı… Sanırım kovboy filmi izliyorsun, dikkatimi çeken tüm iptidai tüm feodalliğe rağmen evlerin içi gayet şık, özellikle hanımlar çok bakımlı ve mutlaka erkekler fularlı… Ve tüm kovboylar bütün Vandallıklarına rağmen mahkeme salonunda hâkimin tüm kararlarına itirazsız uyuyorlar dedi… Adamların bilinçaltına yolladıkları ABD adaleti mesajlarını düşünebiliyor musunuz?

Çizgi Filmler:

Şirinler: Şirin köyü komünist bir köyü andırır. Para yok, değiş-tokuş ile ticaret yapıyorlar. Her şey herkesin… Kolektif bir anlayış var… İthalat-ihracat yok. Her şeyi kendi köylerinde üretiyorlar vs… Şirin baba dikkat ettiniz mi bilmem? Tıpkı Karl Marx gibi sakalı var. Aynı zaman da komünizm rengi olan yalnızca kendinde olan kırmızı bir başlıkla dolaşıyor…

Red Kit: Red Kit adaletli olmasına rağmen yalnız, Daltonlar çete olmasına rağmen başlarında çok korktukları, karşı gelmedikleri anneleri ve her ne olursa olsun birbirine bağlı dört kardeş...

Temel Reis: Temel reiste ilk algı; üzerinden hiç çıkarmadığı, Amerikan deniz piyadesi üniformasıdır. Sözüm ona topluma, yeşil oyu sevdirmeyi amaçlamış olan temel reis neden ağzından hiç düşürmediği piposu ile tütün içer? Bu ne paradokstur…

Kabasal figürünü ise şark insanına benzetmiş, her türlü gayri ahlaki davranışları kabasakala yakıştırmışlardır.

Durum gerçekten bu kadar vahim mi yoksa benmi aşırı kurgusal ve şüpheci yaklaşıyorum?

ABD’li siyasetçi Kissinger’in konu ile alakalı şu sözü sanırım algı meselesini daha da netleştirmektedir; ‘Bir şeyin gerçek olmasından daha önemli olan o şeyin gerçek olarak algılanmasını sağlamaktır’

İzah etmeye çalıştığım endüstri haline gelmiş bu sistem, ilk 1900’lü yılların başlarında bir illüzyonist aynı zamanda psikoloji profesörü olan bir bilim adamı tarafından keşfedilmiştir

Sevgili arkadaşlar ben, biz kuşkucu değiliz, kesinlikle uzaktan hemde çok uzaktan duygularımızla oynuyorlar…

                                                                                          Sevgi ile Kalın

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.