Türkiye'de siyasi partiler (1)

Dr. Ömer ULUÇAY

04 Haziran 2016 Cumartesi 06:00

TÜRKİYE'DE SİYASİ PARTİLER (1)

Dr.Ömer Uluçay

 

Dünyanın içinde bulunduğu duruma göre Türkiye'nin de bir siyasal yetmezlikte olduğu görülmektedir. Birçok kişi ve kuruluş, akademisyenler ve siyasetçiler buna çözüm aramakta ve önermekte, ancak henüz bir karara varılamamıştır.

Herkes ilgi sahasına ve olanaklarına göre bir arayışın içindedir. Bir süreden beri, devlet ve yönetim tarzlarını araştırıyorum. Türkiye'de kurulmuş siyasi partiler listesini inceliyorum. !950'den sonrasını yaşadığım için net olarak biliyorum.Birinci Dünya savaşından önce Osmanlı Devleti bir değişim ve dönüşümün içindedir. Aslında bu olay 1939 Tanzimat Fermanı ile başlamış 1876 Islahat Fermanı ve nihayet 1908 II. Meşrutiyet ile devam etmiştir.

Bu dönemlerin fikir akımları ve hizipleşme tortuları Milli Mücadelede var olmuş ve TBMM'nin açılmasıyla (23 Nisan 1920) siyasi kümeleşme ve kadrolaşma netleşmiştir. Bilindiği gibi, bu dönemde Osmanlı Devleti yenilmiş, İngiltere, Fransa, İtalya Osmanlı topraklarını işgal ile bölüşmüşler, Padişah teslim alınmıştır.

Mustafa Kemal Paşa (umutlar Sarı Paşada denilerek) yetki ve destek, görev verilerek Anadolu'ya gönderilmiştir. İşgal altındaki "Memalik-i Osmaniyeyi halas etmek" , "rehin alınmış Osmanlı Padişahını ve Halifeyi Ruyi Zemini kurtarmak için", "Bismillahirrahmanirrahim" denilerek tamimler gönderilmiş,19 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal Paşa Samsuna çıkmış, Beyannameler açıklanmış, Kongreler akdedilmiş, bölgelerin etkili kişilerine davetler yapılmış ve böylece "Milli Mücadele" başlamıştır. Memaliki Osmaniyenin her tarafından harekete katılmak için Anadolu'ya gelinmiş, bölgesel örgütlenmeler, temsiliyetler olmuş ve nihayet Ankara'da dualarla, kurbanlarla TBMM açılmıştır.

Bu İlk Mecliste askerler, aydınlar, Mebuslar, kurulmuş Müdafaayı Hukuk Dernek temsilcileri, ağalar, şeyhler, aşiret Reisleri yer almıştır. Bu toplum, bu Meclis Osmanlıdan tevarüs etmiş her fikri barındırmaktadır. Bu Mecliste "Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir".

*

Bu "namüsait şartlar" içinde 1918 Mondros Mütarekesi imzalanmıştır. Birçok cephede savaşılmış ve nihayet 26 Ağustos 1922 tarihinde Başkumandanlık Meydan Savaşı ile düşman İzmirden denize dökülmüştür. Nihayet 24 Temmuz 1923 tarihinde müstevlilerle yapılan antlaşmayla Türkiye Devleti kurulmuş, 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyetin ilanı ile Türkiye Cumhuriyeti var olmaktadır.

Birinci Dünya Savaşında Osmanlı-Alman ittifakının yenilmesiyle Avrupa'da bir dizi Antlaşma yapıldı ve sonuçları ağır oldu, Osmanlı ile yapılan Sevr Anlaşması bu cümledendir:

"Almanya'ya 28 Haziran 1919'da Versailles'da (bu ağır hükümlere karşı Almanya'da Hitler sahneye çıkacaktır. Versay'da bu antlaşmanın imzalandığı masayı müzede görmüştüm-1982), Bulgaristan'a 27 Kasım 1919'da Neully'de, Avusturya'ya 10 Eylül 1919'da Saint-Germain Antlaşması'da, Macaristan'a da 4 Haziran 1920'de Trianon'da anlaşmalar imzalatılmış ancak hesaplaşılmayan tek mağlup Osmanlı İmparatorluğu kalmış, 10 Ağustos 1920'de Sevr'de gerçekleşti. Üç Türk murahhası Paris'in banliyösü Sevres'de anlaşmayı imzaladılar. Ankara'da TBMM'nin Sevr Anlaşmasına tepkisi çok sert oldu. Ankara İstiklâl Mahkemesinin 1 numaralı kararı ile anlaşmaya imza koyan üç kişiyi ve Sadrazam Damat Ferit Paşa'yı idama mahkûm etti ve vatan haini ilan etti".

*

Osmanlı Devletinde memleketin selameti için çalışan, mücadele eden birçok gruplar vardı: Yusuf Akçuraoğlu bunları şu şekilde sınıflandırmaktadır: İslamcı teşekküller, Osmanlı olmayı ve kalmayı önerenler, Osmanlı topraklarında bir Türk Devleti kurmak isteyenler (İslam ümmetçisi, Osmanlıcı, Türkçüler) olarak bildirmektedir. Bunları, siyasal gelişmelerin ışığında inceleyerek (Üç Tarz-ı Siyaset adlı eserinde) Türk kavmine/Milletine dayalı bir devlet kurmakta karar kılmaktadır (Türkçülük, sonra Milliyetçilik olarak anılacaktır. Milletten kastın Türk Milleti olduğu bildirilmiştir. Bu dönemde Türk Ocağı kurulacaktır).

Amacımız bu dönemi özetlemek değildir. Ancak bu dönemdeki fikir akımları sonrasında Türkiye'nin rejimini ve teşkilatlanmasını, öncü grupların mücadelesini belirleyecektir.

Bu anlatımlar gösteriyor ki Osmanlı Devlet bakiyesi üzerinde yeni bir devlet kurulmakta ve farklı gruplar arasında bir rekabet yaşanmaktadır. Nihayetinde Mustafa Kemal Paşa ve ekibi galip gelecek ve yeni devleti bildiğimiz şekilde örgütleyecek ve temel ilkeleri belirleyecektir. Bundan sonra da yapılanları tartışmak ve başka şeyler önermek yasaklanacak ve sistem tabulaşarak kutsallaşacaktır. Bu düzen Ordunun vesayeti altında korunacak ve değişmeler halinde asker inkılâplara, devlete sahip çıkacak, ebediyete akıp giden her on senede bir bu rejim daha büyük bayramlarla kutlanacaktır. İşte bu miras ve emanetle Ordu, 1960 ve 1980 yıllarında iki darbe ile siyasileri devreden çıkarıp cezalandırarak yönetime elkoymuş ve bu tarihleri resmi bayram olarak kutlamıştır. Arada başka çekişmeler/kalkışmalar olmuş ve Talat Aydemir idam edilmiştir.

Cumhuriyet idaresi altında Doğuda isyanlar olmuş, 1950'ye kadar sıkıyönetim altında yaşamıştır. Rejimin Tek tip vatandaş, Tek Adam, Tek Millet dayatması sorunları çözmemiş ve günümüzde yaşanan çatışmalara zemin/ortam hazırlamıştır.

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.