Anne bedduasındaki şefkat

Talat Özyürek

10 Haziran 2016 Cuma 06:00

Birçok alışkanlığın hayatımızdan çekildiğini teessür ile izlemekteyiz.

Bazı alışkanlıklar, bir pazılın parçaları gibi bizim hayatımızı oluşturuyorlardı.

Her sabah sütçünün evin önünden geçmesi;  sabahın erken saatlerinde yanık bir türkü seslendirir gibi, “simitçinin” bağırması- aynı sesleri ikindi ile akşam arasında da duyardık.

Tablacı diye nitelediğimiz sebzecilerin “sebzeci” diye geldiklerini haber vermesi ve daha onlarca ses hayatımızın birer parçasıydı.

 

Bu seslere karışan annelerin sesi karışırdı.

Duyduğumuzda bir yandan tüylerimizi diken diken eden bir yandan da bizi şefkatle saran annelerimizin sesleri.

Gündüz bir şey…

İstediğimiz toprak veya kum tepelerinde yuvarlanır, çamura batar, arkadaşlarla birbirimizi kovalardık.

Biz sokaktaki arkadaşlarımız ile kavgayı, dostluğu, fedakârlığı, toplumsallığı, düşünmeyi, gülmeyi ve ağlamayı öğrenirdik.

Kendimizi kaybettiğimiz oyunların sonunda annemizin sesi bizi kendimize getirirdi…

Annelerimiz, Yüce Allah’ın ‘Tebbet yeda ebi lehebin ve tebb- diyerek devam eden ve mealen; Ebu lehebin elleri kurusun ki dediği ve kuluna Âlemlerin Rabbi beddua ederken, kanaatimce Rabbimiz annelerimizin hiçbir zaman hesaba katmadığı bedduaları sokakları çınlatırdı;

“Halil, gözün kör olmayasıca…”

“Lan İbrahim! Allah canını alsın! Koş gel bakalım buraya!”

Bu öfkeye gizlenmiş, şefkatli ve sahiplik dolu sesler, akşamın çöküşüyle birlikte sokaklara dolardı.

Bunlar her gün alışkın olduğumuz seslerdi.

O sesin insana verdiği huzuru, bestelenmiş hiçbir eser veremezdi.

Çünkü bu sesin bestecisi, şefkat ve analık duygusuyla yoğrulmuş annelerimizdi.

“Pencereler kapanıp, kapılar sürmelenirken; bir kömür dumanıyla tütsülenen akşamlarda” hepimiz evimize girer önce dayağımızı sonra da yemeğimizi yerdik…

 

Şimdi o sesler yok...

Mahalle arasındaki sokaklara bakıyorum, bir sitenin çocukları hemen komşu sitenin çocuklarına yabancı.

Hiçbir anne “Bir kömür dumanı ile tütsülenen akşamlarda” çocuklarını çağırmıyor…

Hayatımızdan annelerimizin bizi beddua ederek çağıran o sesleri çekildi.

Sokak simitçileri,

Sebzecileri ve hallaçların sesleri gibi…

 

Neler kayboluyor hayatımızdan.

Öyle yavaş çekiliyorlar ki, gittiklerini bile fark edemiyoruz.

Gürültüler, sokak kavgaları, dostlukları yeşerten ilişkiler, kovalamaca ve sokakta gördüğümüz börtü böcekler…

Hepsi tek tek çekiliyor hayatımızdan.

Çocukluğumuzun en büyük cezası ve felaketi olan “yalnızlık” şimdi çocuklarımızın yaşam şekli oldu… Hepsi adeta fanusa hapsolmuş durumdalar…

 

Bu kader midir? Fıtrat mıdır? Yaşamın oluşturduğu şartlar mıdır?

Ne olursa olsun!

Bir annenin sokaktaki çocuğunu beddua ederek çağırdığı sesteki şefkat ve güveni özlememek mümkün mü?

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.