İki günü bir olan ziyandadır…
İnsanın ana özelliği zihin dünyasıdır… Zihnin dolu dolu çalışması ise ancak bilgi ile olur. Mide nasıl sürekli yemek isterse zihinde bilgi ister. Yoksa aşınır boşa çalışır. Hz Peygamberinde dediği gibi ‘Beşikten mezara ilim ediniz’
Efendimizin gözünde insan bir talebe idi… Beşikte başlayıp mezarda son bulan talebelik.
Yüzlerce penceresi olan bir bina tahayyül edelim. Her pencere ayrı bir yere bakıyor. Kim hangi pencereden bakarsa dünyayı öyle tasavvur eder. Oysa dünya, tek pencereden görüldüğü kadar değildir.
Şükürler olsun inancımızda böyledir. Yüce Allah’ın bir lütfu olan Kuran-ı Kerim’in her ayeti dünyaya ve ahirete bakan bir penceredir. Her ayet ile zihin penceremize dünyanın farklı ışığı yansır.
Hadisler, bu pencerelerdeki ışığın ulviyetini kavramamıza yardımcı olur. Geçenlerde düşündüm; Kuran-ı Kerim’in ayetlerinin kaçında “bilim” kelimesi geçiyor diye. Kısa bir araştırma yaptım. Onlarca ayette bilim, bilimin erdemi, gerekliliği gibi ayetler gördüm.
Sadece birkaç örnek vermek istiyorum.
“De ki: “Sizin yanınızda ilimden bir şey var mı? Öyleyse (varsa) onu bize çıkarın. Siz ancak zanna tâbî oluyorsunuz. Ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.” (6 ENÂM -148)
Öyleyse onlara, mutlaka bir ilim ile anlatacağız. Biz gaibler (onların yaptıklarından habersiz) değildik.(7/A'RÂF-7)
“De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Şüphesiz temiz akıl sahipleri öğüt alıp düşünürler.” (ZÜMER/)
Daha onlarca ayet ilmin değerinden söz eder. Akabinde Peygamber efendimiz: “Çin’de de olsa ilmi arayınız. Çünkü ilim öğrenmek her Müslüman’a farzdır. Melekler, yaptıkları işten hoşlandıkları ilim talebeleri için kanatlarını yere sererler” diye buyurmuşlardır.
Allah (cc) insanı biricik yaratmıştır… Varlıklar içerisinde biricik varlık. Varlıkların en şereflisi, en üstünü, Gözbebeği, incisi… Anadolu insanın deyimiyle Allah insanı özene bezene yaratmıştır… Yüce Kuran’ın ifadesiyle ‘Biz Âdemoğlunu en kıymetli varlık olarak yarattık’ ‘Kuşkusuz biz insanı zirve varlık yarattık’ diyordu Rabbimiz… İnsanların ruh penceresi denilen gözlerine nice şiirler yazılmıştı.
İslam İnancı dünya hayatı için ilme dayalıdır. İlmi temel almıştır. Ve yine Yüce Peygamberimizin bir hadisinden söz etmek istiyorum: “İki günü bir olan ziyandadır…”
Bütün bu gerçekler ortada dururken bir insanın kendini geliştirmemesi doğru değildir.
Cansız maddelerin bile değiştiği birkaç yüz yıl önce ispat edilmiştir. Ancak Yüce Peygamberimiz her şeyin değiştiğini yaklaşık 1500 yıl önce söylemiştir.
Durmak yok yola devam etmeliyiz zira durursak, zihnimiz durursa kaybetmeye mahkûm oluruz. Yunus’un dediği gibi ‘Göçtü kervan kaldık dağlar başında’ duraklarsak dahi gerilerde hemde çok gerilerde kaldığımız kendini gösteri verir… İlmi ihmal eden, zihnini abur cubur şeyler ile dolduran bir insan tahayyül edelim böyle bir insan’ın yaşamını ise Hz Mevlana ne güzel ifade etmiştir: ‘ Gafilâne bir hayat, çocuklukta oyun, delikanlılıkta şehvet, orta yaşlılıkta gaflet, ihtiyarlılıkta ise elden gidenlere hasret, hasret ve nedamet’
Cansız maddelerin bile değiştiği bu dünyada, insanın kendini değiştirmemesi düşündürücüdür.
İnsan değişmelidir; bu günü düne uygun olmamalıdır.
Ama bu nasıl bir değişim…
Dün yalan söylemeyen bir insanın bugün yalan söylemesi de bir değişmedir. O zaman nasıl bir değişimden söz edilmektedir.
İlim, irfan, erdem akan bir ırmaktır. İnsan ancak bu ırmaklarda yıkanırsa arınır ve temiz bir ruha sahip olur.
Allah için, insanlık için, hayır için iyiye doğru yapılmış her türlü değişimden söz etmektedir yüce peygamberimiz.
Burada sözü edilen “ziyan” şüphesiz ki sadece maddi manada ele alınmamıştır.
İlim, irfan ve erdem çoğaldıkça açlığı hissedilen kavramlardır.
Kişi ne kadar ilim, irfan, erdem sahibi olursa bu değerlere o kadar acıkır o kadar arzu eder.
Bunun tersi de doğrudur.
İlimden ne kadar uzaklaşırsanız, ilim o denli itici gelir.
Bu nedenle insan daima iyiye, doğruya, erdeme, hayra ve Allah’a doğru kazancını bir gün öncekinden fazla yapmalıdır.
Aksi takdirde ziyandadır.
Bu melekelere sahip olman için ilim Çin’deyse de gidip almalısın.
Mecazi anlamda “Çin” uzaklığı ve ulaşmadaki zorluğun sembolüdür. Ama bu gün o zorluklar artık tarihe karışmıştır. Uzaklıklar aşılmış, bilgi ayağınıza kadar gelmişken, hala bilimle barışmamak gerçekten düşündürücüdür.
İlme dayanmayan bir amel renkleri olmayan tablo gibidir.
Dünya hayatı için ilme dayalı İslam İnancı
6/EN'ÂM-143:
Eşli (biri dişi, biri erkek) olarak sekiz adet (yük ve kesim hayvanı yarattı âyet-142); koyundan iki, keçiden iki. De ki: “İki erkek mi veya iki dişi mi? Ya da iki dişinin rahimlerinin ihata ettiğini mi haram kıldı? Eğer siz sadıklarsanız, bana bir ilimle haber veriniz.”
6/EN'ÂM-144:
Ve deveden iki, sığırdan iki. De ki: “İki erkek mi veya iki dişi mi? (Ya da) iki dişinin rahimlerinin ihata ettiğini mi haram kıldı? Veya Allah’ın bununla size vasiyet ettiğine (farz kıldığına) şahit mi oldunuz?” Bir ilimleri olmaksızın insanları saptırmak için Allah’a karşı yalan söyleyen (iftira eden)den daha zalim kimdir? Muhakkak ki Allah, zalim kavmi hidayete erdirmez.
6/EN'ÂM-148:
Şirk koşanlar şöyle söyleyecekler: “Şayet Allah dileseydi, biz ve babalarımız şirk koşmazdık ve hiçbir şeyi haram etmezdik.” Onlardan öncekiler de azabımızı tadıncaya kadar işte böyle yalanladılar. De ki: “Sizin yanınızda ilimden bir şey var mı? Öyleyse (varsa) onu bize çıkarın. Siz ancak zanna tâbî oluyorsunuz. Ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.”
9/TEVBE-112: Et tâibûnel âbidûnel hâmidûnes sâihûner râkiûnes sâcidûnel âmirûne bil ma’rûfi ven nâhûne anil munkeri vel hâfizûne li hudûdillâh (hudûdillâhi), ve beşşiril mu’minîn (mu’minîne).
Tövbe edenleri, (Allah’a) kul olanları, hamdedenleri, oruç tutanları veya seyahat edenleri (Allah yolunda hicret edenleri, savaşmak için veya Allah’ın adını yüceltmek, dînini kuvvetlendirmek için, Allah yolunda hizmet için, ilim tahsil etmek için yurtlarından çıkanları, Allah’a ulaştırmak için ruhlarını yola çıkaranları, yeryüzünde ibretle gezip tefekkür edenleri); rükû ve secde edenleri, ma’rufla emredenleri, münkerden nehyedenleri (yasaklayanları), Allah’ın hudutlarını muhafaza edenleri ve mü’minleri müjdele!
12/YÛSUF-22: Ve lemmâ belega eşuddehû âteynâhu hukmen ve ilmâ(ilmen), ve kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne)."
Ve en kuvvetli çağına ulaştığı (bulûğa erdiği) zaman ona hüküm (hikmet) ve ilim verdik. Muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız.
22/HACC-52: Ve mâ erselnâ min kablike min resûlin ve lâ nebiyyin illâ izâ temennâ elkaş şeytânu fî umniyyetihî, fe yensehullâhu mâ yulkış şeytânu summe yuhkimullâhu âyâtihî, vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).
Senden önce gönderdiğimiz (hiç)bir resûl ve nebî yoktur ki; (bir şey) temenni ettiği (dilediği) zaman şeytan, onun temenni ettiği şeye, (yalan) ilka etmemiş (ulaştırmamış) olsun. Fakat Allah, şeytanın ilka ettiği şeyi nesheder (kaldırır, yok eder). Sonra Allah, âyetlerini muhkem kılar (sağlamlaştırır). Ve Allah, Alîm’dir, Hakîm’dir (ilim ve hikmet sahibidir).
27/NEML-15: Ve lekad âteynâ dâvûde ve suleymâne ilmâ(ilmen), ve kâlâl hamdu lillâhillezî faddalenâ alâ kesîrin min ibâdihil mu’minîn(mu’minîne).
Ve andolsun ki Dâvud (a.s)’a ve Süleyman (a.s)’a ilim verdik. Ve (onlar): "Mü’min kullarının çoğundan bizi üstün kılan Allah’a hamdolsun." dediler.
31/LOKMÂN-6: Ve minen nâsi men yeşterî lehvel hadîsi li yudılle an sebîlillâhi bi gayri ilmin ve yettehızehâ huzuvâ(huzuven), ulâike lehum azâbun muhîn(muhînun).
Ve insanlardan bir kısmı boş sözleri satın alırlar, ilimleri olmaksızın Allah’ın yolundan saptırmak için. Ve onu eğlence (alay konusu) edinirler. İşte onlar için muhin (aşağılayıcı) bir azap vardır.
58/MUCÂDELE-11: Yâ eyyuhâllezîne âmenû izâ kîle lekum tefessehû fîl mecâlisi fefsehû yefsehıllâhu lekum, ve izâ kîlenşuzû fenşuzû yerfeillâhullezîne âmenû minkum vellezîne ûtûl ilme deracât(deracâtin), vallâhu bi mâ ta’melûne habîr(habîrun).
Ey âmenû olanlar! Meclislerde size: “(Oturmak için) yer açın!” denildiği zaman, o taktirde yer açın. Allah da size yer açar (genişlik verir). Ve: “Kalkın!” denildiği zaman hemen kalkın! Allah, sizden âmenû olanların ve ilim verilmiş olanların derecelerini yükseltir. Ve Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.s