“ÇOCUKLARINI MAHVEDİYORSUN…”
İnsanları hangi şey daha kolay mahveder: Fakirlik mi? Zenginlik mi?
Bence zenginliğin verdiği tahribat, fakirliğin verdiği tahribattan daha büyüktür; Özellikle çocuk yetiştirme konusunda,..
Fakirlik eğitir; zenginlik bozar…
(Kesinlikle “zenginler bozulmuş” gibi saçma sapan bir yargıda bulunmuyorum. Konuyu bir ebeveyn olarak çocuklara yansıma şekli olarak ele alıyorum.)
Zengin olmuş insanların en onurlu öyküleri, fakir iken nasıl zengin oldukları konusudur.
Bu konulu bir öykü, onur, direnç, yaşama karşı bir duruş, çalışkanlık, fedakârlık içerir.
(Ben dahil), çektiği sıkıntılar karşısında nasıl direndiğimizi onurla anlatmışımdır. Ancak biliyorum ki bu anlattığım hatıraların çocukların anlayışında hiçbir önemi yoktur.
Çünkü çocukların bu günkü sahip oldukları yaşam, senin hatırana çok yabancı…
Biliyorum, yokluklar içinde büyüdün…
Ama seni var eden bu yaşadığın yokluklardı.
Babanız sizleri erkenden uyandırır, işe sürer; anneniz sizi elinizden tuttuğu gibi mahalledeki bir ustaya götürür; “eti senin kemiği benim” der. Daha çocukluğu yaşamadan kendini hayatın içinde görürsün. Yaşam felsefen, çocukluğun ile yaşamın ağırlığı arasındaki terazinin kefelerinde oluştu.
Şimdi zengin oldun. Çocuklarını okula belediye otobüsü ile göndermeye kıyamıyorsun; eşin bir anne olarak çocuklarını hangi ustaya götürüp de; “bu sokakta kalmasın. Beleş çalışsın aylak dolaşmasın” der.
Demez… Diyemez… Demiyor da…
Yani güzel kardeşim, seni böyle hayata karşı dirençli ve güçlü yapan bütün imkânları çocuklarından alıyorsun.
Bunun adına anne baba sevgisi diyorlar…
Biliyorum, yokluklar içinde büyüdün. (Bizim nesil hep öyleydi.)
Biliyorum aynı tabaktan onlarca kişi yerdin. Doğru dürüst bir ayakkabın olmadı ve çoğunuz büyük fedakârlıklar altında okula gitti.
Şu çok önemli; yaşam seni öylesine pişirmişti ki, okula giderken bile bunun ailenin bir fedakârlığı olduğu bilincindeydin.
Ama senin çocukların okula göndermeyi, anne ve babanın bir görevi olarak algılıyor.
Sen sahip olamadığın ve gözünde kalmış olan şeyleri çocuklarına vererek kendini tatmin etme yoluna gittin.
Kolay kolay ayakkabı elde edemediğin için, şimdi çocuklarını – hak etmedikleri halde – markalardan oluşmuş ayakkabı koleksiyonu veriyorsun…
Sen üreterek öğrendin. Ve şimdi çocuklarını tüketim canavarı yaptın.
Baban seni üreterek tatmin olacak bir ruhla yetiştirdi; sen ise “vererek” kendini ve çocuklarını tatmin yolunu seçtin.
İyi anne baba olmanın ölçüsü, çocuklarına çok vermek değildir.
İyi anne baba, çocukları ile birlikte yaşamı oluşturup yine çocukları ile birlikte paylaşmaktır.
Bu yazıyı kısa keseceğim…
Şimdi başa dönüyorum…
Zengin olmak hayatı bazı yönleriyle kolaylaştırır. Ancak çocuk yetiştirme açısından her zaman olumlu sonuç vermeyebilir.
Bu arada başka bir zaman detaylarını işlemek üzere; “zengin olmak” ile “paralı olmak” arasındaki farkı işleriz.
Ve çocuk yetiştirme hakkında şunu ekleyebilirim: Sen olumsuz koşullarda yaşadığın halde, hayatının mahvolmasına izin vermedin, ama kendi çocuklarının hayatını kendi elinle mahvediyorsun…