Adanalılar hiçbir şeyden yılmaz, sonuna kadar mücadele eder, zorluklardan kaçmaz, Allah’ına kadar delikanlıdır, kimseyi de yarı yolda bırakmaz.
45 yıllık Adanalı’yım; doğma değil ama büyüme Adanalıyım. Düne kadar Adanalı’yı yukarda yazdığım gibi tanıdım, benimsedim. Ama dün bu inançların biraz sarsıldı.
2 günde pes etti Adanalı...
Önce Afrika sıcakları dendi ama bana göre Adana sıcağıydı. Gündüz güneşin kavurduğu sıcaklık, gece de asfaltın emdiği ısıyı yüzeye vurmasıyla devam etti. Önceki gece 22.00 sıralarında bile 35 derece sıcaklık gösteriyordu.
Ve sonsuz nem...
Açık hava saunasına dönen kent, elektrik kesintisiyle cehennem provasına dönüştü. Sonrasında ara ara elektrik gelse de güneşin sonsuz enerjisi karşısında çaresiz kaldı.
Yerel yönetimler üstüne düşeni yapmaya çalıştı; Seyhan Belediyesi uyardı önce;
“Mecbur kalmadıkça dışarı çıkmayın, kanallarda çimmeyin, güneşe ateş etmeyin.”
Çünkü Adanalı geçtiğimiz yıllarda mecbur kalmasa da dışarı çıkıyor, kanalda çimme alışkanlığından vazgeçmiyor ve kafasının tası atarsa güneşe ateş ediyordu.
Ama dün öğleden sonra her şey değişti.
Adanalı pes etti.
Sosyal medya üzerinden “Güneşten özür diliyorum” başlığı ile mesajlar atıldı. Bir nevi insaf beklendi. Güneşin insafına kaldıysak yandık zaten!
“Siniri geçince geri gelirim” diyerek Adana’yı terkedenler de oldu. Örneğin: Murat Özkardeş...
Yerine göre kavurucu, yerine göre haşlayıcı sıcak karşısında pes eden Adanalı çareyi güneşten özür dilemekte bulduğuna göre tamamen çaresiz ve teslim olmuş demektir. Direnecek gücümüş kalmamış demek ki!
Oysa daha yazın başındayız. Bu işin temmuzu var ağustosu var. Şimdiden özür dileyip, el etek öpersek sonra ne yaparız?
Bence yaşamak için direnmeliyiz. “Diren Adana” diyerek güneşe meydan okumalıyız. Elinden geleni ardına koymasın. Daha ne yapabilir ki! Bundan ötesi ne olabilir ki! Güneş Adana’yı içine çekecek değil ya! Eğer öyle bir hata yaparsa da kendisi bilir.
Yeter ki Adana aslına dönsün...
Güneşin Adana karşısında ne hükmü olabilir ki!