İslamiyeti düşünmek (3)

Dr. Ömer ULUÇAY

26 Haziran 2016 Pazar 06:00

İslami literatürde bazı kavramlar

Yukardaki bilgiler ışığında, bu konuda kullanılan bazı kavramları şöylece sıralamak mümkündür:

1-Nebevi İslam - Sufyani İslam: Hz. Peygamberin ve Ehl-i Beytin uygulamaları ile Ebu Sufyan oğlu Muaviye'nin uygulamaları ve öncelikleri ayrıştı. Muaviye Kur'anı asıl kabul etti ve fakat kendisine göre bir tefsir ve İslamiyet geliştirdi. Kendilerini Sünni olarak isimlendirdiler. Böylece ümmet Ehl-i Beytçi-Alici (Şii) ve Muaviye'ci (Sünni) olarak ayrıştı. Bu derin ayrılık halen yaşanmakta ve bu eksende gruplaşma devam etmektedir.

2-Kur'an İslamı - Hadis+Siyer İslamı: Hadisler çoğaldıkça güvenirlilikleri azaldı, sayıları binlere varıldı. Ayetler isteklere göre yorumlanır oldu. Muaviye bu yönde özel gayret gösterdi ve adeta Kur'an Hadislerle kuşatıldı. Hadislere göre Ayetler yorumlanır oldu. Rivayet edilen Hadisler arasında farklar oluştu, Kur'an-la uyuşmayanlar oldu. Bunlardan ayıklama ile "Kütub-ul Sitte" oluşturuldu. Giderek sadece Kur'anı esas alan bir akım gelişti. Bu çekişme devam etmektedir.

3-Cihadi İslam - Tasavvufi İslam: İşgal-istila ve talan esaslı savaşlara karşı, itikadi gelişmeler ve Mezhepler oluştu. Tasavvuf ehli ve Bâtıni İslami anlayış, cihadı benimsemedi. Bunun yerine sevgi esaslı, insanı önceleyen ve kemalat isteyen yorumlar öne çıktı. Bâtıni İslamiyet, daha bir barışçıdır, hoşgörülüdür, çeşitlidir, hak isteklidir, direnişçidir. Hucurat/13'e göre farklı inançları hak görmektedir.

4-Tahkiki İslam - Taklidi İslam: Âlimin ve cahilin iman derecesi farklıdır. Bu şahsın bilgisine ve ilgisine göre olmaktadır. Okuyarak, kıyaslayarak, anlayarak kabul etmek ve yorumlamaktır. Taklid, bir safiyeti içerir. Bilinen kişiler taklit makamı olarak (başta Peygamber) alınır ve onların yaptıkları gibi yapmağa gayret eder.

5-Yenilenen İslam - Sabit İslam (Modern İslam - Geleneksel İslam): Dünyada sabit ve değişmez bir şey yoktur, herşey ölümlüdür. Yenilenen her şey, bir esasa göre değişmekte, tekâmül etmektedir. İki an bir değildir. İtikat ve diğer esasa ait olanlar sabittir. Fakat dünya ihtiyaçları değişmekte ve bunlara cevap istenmektedir. Bu nedenle sabit ve yorumlanır olanları ayırmak gerektir.

6-Şekilde İslam - Özde İslam: Bazı insanlar, İslamda şekle bağlı kalmakta ve onu sakal-tespih ve misvaktan ibaret sanmaktadır. Bu eksiktir. Bunun gereklerini arayıp öğrenmeli ve özüne vakıf olunmalıdır. Tüm ibadetlerin amacı, "iyi insan" olmaktır.

7-(Bazı Kavramlar): Müceddit-Mukallit farkı, Mü'min-Müslim farkı, Aklen-naklen<Tefsir-iman, Muhakeme ve teslimiyet, Direnmek ve itaat etmek, Din insan içindir-insan din içindir, Cüz'i-insani irade<ilahi-külli irade, Dindar olmak- iyi insan olmak. Bu kavramlar birbirini tamamladığı gibi bazan zıtlık da olmaktadır. Bu kavramların bir kısmı yukarda anlatıldı.

*

"Savaş sürecek kıyamete kadar".

Yani yeryüzü yıkılıp dümdüz oluncaya kadar. Dağlar çukurları doldurup dümdüz olana kadar. Dağlar hallaç pamuğu gibi atılana, un-ufak olana kadar. Yani Doğuya konulmuş Batıdan görünene kadar savaş sürecek. Güneş Batıdan doğacak. İnsanlar, bedenler çürüyüp, kuyruk sokumundaki cevher üzerinden bedenler yeşerecek ve insanların herbiri kendi ayakları üzerinde duracak. İsrafil'in Suruyla kıyam edecek (ayağa kalkacak). O zamana kadar savaş sürecek. Bu, Hak-Batıl savaşıdır.

Sonra insanlar toplanacak ve Mahşer olacak. Mahkeme-i Kübra yani Ulu Divan kurulacak ve hesaplar görülecek. O zaman haklı haksız belli olacak, hak yerini bulacak. Böylece İlahi Adalet tecelli edecek. Yüce Rabbimin rahmeti boldur, biraz cezadan sonra hepsi kurtulacak, nar-ı Cehennem sönecek. Bazılarına göre bir kısım insan hep Cehennemde kalacak.

Muaviye zamanında bir tarikat reva olmuştu. "Sen işi Allaha bırak, o sorgusunu yapacak. Sana itaat düşer. Sual öbür dünyada sorulacak, cevap verilecek ve hak yerini bulacak. Kul bu dünyada ulul-emre itaat edecek. Hak ve adalet isteyip gürültü etmeyecek, fitne fesat çıkarmayacak. Bu kuralların dışına çıkanlar baği/şaki olup bertaraf edilecek. Yani kula düşen itaat etmektir. Yanlışın hesabı ahirete kalacak".

"Mülk Allahındır".

"Adalet mülkün temelidir".

Herşey Hükümdar elindedir. En iyisini ve zamanı o bilir. Hükümdar İlahın kendisidir. Ama ölüyor, oysa İlah ölümsüz olmalı. Madem öyledir, cevap hazır: Hükümdar İlahın Vekilidir, Gölgesidir(Fizilullahu vel Erd). Her halü-karda o masumdur, Halifedir, ulul-emr dir.

Gerçekte insanlar "Allaha Kul"dur (Abdellah). Ama gel-gör ki dünya nizamı İlahi nizama ters düşmüş, insanlar "Abdel-Abd" olmuşlar. Yani insan, insana kul. Hükümdar, İlaha Halife-vekil olunca sonrasında insan "Sultana-kul" durumuna getirildi.

Hâlbuki İslamda Kelime-i Şehadet şöyledir: Ben Şehadet ederim ki; "Lailaheillellah"-Allahtan başka ilah yoktur, "Muhammeden abduhu ve Resuluhu"-Muhammed Allaha-kul ve Allahın (elçisi)Resulüdür. Mümin-Müslim, "Muhammedin Ümmetidir". Dinin tebliğcisi Hz. Peygamber dahi, diğer Nebiler, Resuller gibi Allahın kullarıdır. Ama Sultan ferman ediyor "benim kullarım"…

Adalet, hürriyet, eşitlik, güvenlik ve selamet kavramları anlamını yitirmiş, herşey Sultana göre işlemiş. Cahiliye döneminde de zaten böyle idi. Hz. Muhammed bunu değiştirdi, "İlahi Nizama göre" olmasını tebliğ etti ve gerçekleştirdi.

Anlaşılıyor ki İslamiyet; meskenet ve kula teslimiyet dini değildir. Evet, teslimiyet vardır; yalnızca adil ve haklı olana. Elbette ki başta Allaha teslimiyet vardır. İslamiyet insanı, kendisinden mesul tutmuştur. Yani insandan hak ve hukukunu korumasını, talep etmesini istemiştir.

 

Hani nerde!?

Bir vaiz bekliyor cemaat!

Bir lider bekliyor toplum!

Bir münci/kurtarıcı bekliyor mazlumlar ve mahrumlar!

Bir müjde bekliyor ezilmişler!

Karanlıklar bir şafak bekliyor!

Selam olsun!

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.