Kaybedilmiş renkler

Sedat MEMİLİ

29 Haziran 2016 Çarşamba 06:00

Nisan’ın habercisi ilk yağmurlar pencere camlarına vurduğunda doğanın orkestrası yine kendi bestesini çalmaya başladı.

Yağmur sesinin hangi makamdan olduğunu düşündü.

Rast mıydı, Nihavent miydi?

Ya da Klasik Türk Müziği Makamından olmayabilirdi. Belki de bir konçerto veya sonattı.

Rodriges, İspanya’da bir gecede öldürülen kırk yurtsever için o Gitar Konçertosunu bestelemek için notaları kullanacağına yağmur damlalarının ezgisini kullanamaz mıydı?

Adam bunları düşündü.

Rodrigo, insan olarak doğmuş ama notalarla hayat bulup ölümsüzleşmişti.

Rodrigo’nun elinden notaları alın geriye milyarlarca insan gibi yaşayıp giden canlılar topluluğunun bir üyesinden başka bir şey kaldı.

Nazım’dan dizeleri, Dino’dan renkleri alın. Ne kalır geriye?

Doğadan yağmuru çekin geriye kalan felakettir.

Bazen yağmurlar da felakettir; tıpkı, Orf’un Carmina Burana’sı, Van Gogh’un sarıya tapınması gibi.

Bunları düşündü adam.

Önce yağmurun sesi çekildi kulaklarından, sonra gökyüzünün griliği.

Toprak ne renkti?

Az önce yağmurdan neşeyle kaçışan çocuğun sesi kaç yüz yıl ötelerden gelmişti?

Gerçekten her ses sonsuzlukta yankılanır mıydı?

Gri kayboluşlara aldırmadı adam.

Zihninin griliğinden geçen onlarca yüzlerce insan yüzü geçti.

Çocuk iken yağmurun altında oynadığı diğer çocukların hayali bile kalmamıştı. Onlar, az önce kaybolmuş grilik gibi yaşamından çekip gitmişlerdi.

Ne çok şey gidiyor insan yaşamından.

Hevesler ve coşkular ne çabuk ihtiyarlıyor.

Daha düne kadar “dede”, “baba” diye peşinden koştuğumuz insanlar…

Nereye kayboldu gökyüzünün griliği.

Yağmur yağmaya devam ediyor mu?

Seslerde kayboldu.

Arkadaşlarımızın bağırtısı çağırtısı, annelerimizin sitem dolu kızmaları, babamızın sert otoriter ama sevecen sesi neredeler?

Kaybettik o sesleri. Sokaktan geçen kalaycılar, pamuk attırancılar ve çokçokçuların sesi ile birlikte kayboldu.

Anılar Dünyamız gerçekten Pandora’nın Kutusu mu?

Bu kutu açılınca neler saçılır ortaya?

Renkler gerçekten anlamsız mıydı yoksa gerçek anlamlarını mı kazanıyor?

Peki ya yağmur, elli yıl önce, bin yıl önce de yine böyle yağmıyor muydu?

Adam yağmura daldı.

Gözbebeklerine damlayan yağmur tanecikleri altında, kaybettiği griliğin peşine düştü.

Hayal meyal anımsamaya çalıştığı sesleri duymaya çalıştı. Kaybettiği grilik ve seslerin ardına düştü. Yol kısaydı ama bir ömürdü. O arayışlarda yok olurken grilik ve seslerde yeniden var olacağını biliyordu.

Rodrigo’nun notalarda, Nazımın dizelerde, Çallı’nın renklerde var olduğu gibi.

 

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.