Osmanlı yıkılırken cemiyetler/fıkralar (1)

Dr. Ömer ULUÇAY

11 Temmuz 2016 Pazartesi 06:00

İTTİHAD-I OSMANÎ CEMİYETİ VE JÖN TÜRKLER

Dr.Ömer Uluçay

"Tarih tekerrürdür"ü yaşıyoruz, tam yüzyıl öncesini. Ortadoğu ve diğer adıyla Osmanlı coğrafyası savaş ve ölüm, tehcir alanıdır. Kan ve barut kokusu içinde figan sesleri yükselmekte, can havliyle insanlar denize açılarak boğulmakta, şehirler viran olmaktadır. Binlerce savaş mağduru kamplarda eza görmekte ve hak etmediklere zulümler reva görülmektedir. Yazıktır. Başkalarının kazancı için pazarlık unsuru yapılmaktadırlar.

Bunda zalim-mazlum, ezen-ezilen, sömüren-sömürülen, haklı-haksız ikilemi vardır.

Memalik-i Osmanî'de bunlar olurken Başkentte kurtuluş çareleri aranmakta. Ama asıl olan dümeni elde tutmak olmuştur. Günümüzde "Halaskar Zabitanlar" taklit edilmiş ve fakat Hükümet devrilmemiştir.

İktidarı güç kazanınca İttihat ve Terakki, sürgün-tehcir ve ayıklamaya başlamış, muhalefet artmış ve fakat etkisiz kalmıştır. Şimdi de muhalefet yine yetersizdir ve hepten silinmek istenmektedir. Tablonun tek eksiği Jön Türklerin yokluğudur.

II. Abdülhamit, Muhalifleri dizgine almak için Serhafiye Ahmed Celaleddin ‎ Paşayı fevkalade yetki ile Paris'e göndermiş ve Jön Türklere teslimiyet esasına dayalı tekliflerde bulunmuştu. Bunların büyük çoğunluğu itaat altına alınmıştı, bunlara ikbal ve görevler verilmiş, suçları bağışlanmış, af edilmişlerdi.  

Bu dönemde siyasi cemiyet/fırkalar birleşip güçleniyordu. İttihat ve Terakki Cemiyeti de bu şekilde siyasi ve askeri bir odak olmuş, önce siyaseti belirlemiş ve sonra da tamamen ele geçirmişti. Ha keza parti yönetimi de bir grubun elinde kalmıştı. Dar bir kadro karar almaktaydı ve gizli bir anlaşma ile Osmanlı Devleti üçlü İttifak tarafında harbe girdi, Çanakkale ve ardından Sarıkamış faciası, sonuçta kesin yenilgi ve liderlerin yurt-dışına kaçmaları.

*

Memleketin zor duruma düştüğü hallerde, herkes kendi halince kurtuluş çaresi aramakta ve cemiyetler oluşmakta, toplantılar, tartışmalar, kongreler yapılmaktadır. Günümüzün teknik olanaklarına göre bunlara görüntüler, sesli yayınlar, yazılı basın, örgütler de katılmakta ve haber hızla yayılmaktadır.

20.yy başında Osmanlı toprağı bölüşülüyordu, mücadele bu esasta sürüyordu. Şimdi ise, Cumhurbaşkanı ve Başbakan tarafından hemen her konuşmada "Ülkeyi-Türkiye'yi böldürtmeyeceğiz" denilmektedir. Bu duruma gelmiş olmak çok hazin ve vahim. Kendi iç sorunlarımızı çözememiş olmak çok yazık. Yüzyıldır, dünyadaki gelişmeleri izlememiş, tedbir almamış ve geleneksel savunma ve iddialar/ısrarlar içinde bulunuyoruz demektir.

Dünün reçetesi bugün geçersizdir. Biliniyor ve görülüyor ki "yeni bir dünya kurulmaktadır".Türkiye yer aramak şöyle dursun başkalarına yer ve rol biçmek durum ve görevindedir. Bu nedenle de omurgasını kendisi düzeltmek zorundadır. Henüz vakit vardır. 2023 daha uzaktır, fakat hedef güzel, takat eksik görünmektedir.

Gayret bizden ve tevfik Allahtan…

*

Kulağımıza küpedir, biraz dünün gelişmelerini anımsamakta yarar vardır:

1-Sürgünde ve Osmanlı toprağında Kurulan Cemiyetler ve Yapılan Kongreler

a-  İttihad-ı Osmanî Cemiyeti'nin kuruluşu (2 Haziran 1889,İstanbul)

İttihat ve Terakki, 19. yüzyıl sonunda Osmanlı İmparatorluğu'nun içinde bulunduğu bunalımdan ‎kurtulması için Kanun-ı Esasî'nin yeniden yürürlüğe konmasını isteyen öğrenciler ‎tarafından 1889'da Askeri Tıbbiye Mektebinde İttihad-ı Osmanî Cemiyeti adlı gizli bir örgüt olarak ‎kuruldu. Daha sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti adını alacak örgüt, aynı devirde kurulmuş irili ufaklı diğer ‎pek çok örgütle birleşerek Osmanlı coğrafyasının en güçlü teşkilatı haline geldi.‎

İttihad-ı Osmanî Cemiyeti Kurucular Heyeti (2 Haziran 1889):

  1. İshak ‎Sükûti,
  2. İbrahim Temo,
  3. Abdullah Cevdet
  4. Çerkez Mehmed Reşid
  5. Hüseyinzade Ali Bey
  6. Konyalı Hikmet Emin Bey
  1. Cevdet Osman
  2. Kerim Sebatî
  3. Mekkeli Sabri ‎Bey
  4. Selanikli Nazım Bey
  5. Şerafettin Mağmumi
  6. Giritli Şefik

 

 

 

 

 

 

Genç öğrenciler, devletin içinde bulunduğu durumdan çıkması için; II. Abdülhamid yönetimine son verilmesi ve acilen Meşrutiyet yönetiminin kurulması fikrinde birleşerek örgütlendiler.Sayıları 12 olunca, gençler piknik süsü vererek, Haziran 1889'da Edirnekapı dışındaki bir bağda toplandılar: bağ bekçisi Aluş Ağa'nın başkanlığında, başkanlığa Ali Rüşdî'yi, sekreterliğe ‎Şerefeddîn Mağmûmî'yi, saymanlığa Âsaf Derviş'i seçtiler.Bu ‎toplantıya, "İnciraltı Toplantısı" veya "On İkiler Toplantısı" denilir.

Bu gizli Cemiyetin, İtalyan Karbonari Mason ‎Teşkilatı'nı örnek alarak hücreler halinde yapılanması kararlaştırıldı. Birinci hücrenin birinci üyesi İbrahim Temo oldu. Cemiyet toplantılarını her ‎Cuma farklı yerlerde sürdürdü.‎Tıbbiyelilerin kurduğu İttihad-ı Osmanî, İstanbul'daki sivil ve askeri diğer yüksekokul öğrencileri arasında ‎taraftar kazanarak hızla büyüdü.

Sultan II. Abdülhamid, cemiyetin varlığından ve faaliyetlerinden 1892 yılında haberdar oldu ve üyeler izlendi.  

İstanbul'da Ermeni eylemlerinin gerçekleştiği 1895 yılı, ittihatçıların ‎daha sert eylemlere yöneldiği yıl oldu. 30 Eylül 1895 tarihinde başkentte düzenlenen büyük Ermeni ‎yürüyüşünde Müslüman halkın Ermenilerin karşısına çıkmasıyla 3 gün kanlı çatışmalar yaşanmıştı.

Bu ‎gelişme karşısında eyleme geçen cemiyet üyeleri olanların yönetimin basiretsizliğinden kaynaklandığına, ‎halkın yönetime karşı harekete geçmesi gerektiğine dair bildirgeleri dağıttılar, duvarlara yapıştırdılar. Yapanlar yakalandı hapsedildi,sürgüne gönderildi.Kaçanlar Avrupaya ve Mısıra gittiler,bulundukları yerde cemiyet merkezleri oluşturdular ve örgütlenip propaganda yaptılar.

b- Muhalif Osmanlı Aydınları-Sürgünde çalışmalar: Ahmet Rıza Bey-Meşveret, Mizancı Murat Bey-Mizan Gazetesi

 

i- Ahmet Rıza Bey (Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti'nin kurulması-Meşveret Gazetesi)

Tıbbiye'nin üçüncü sınıfındaki Selanikli Nâzım, öğrenimini tamamlaması ve bir yandan da örgüt için ‎faaliyet göstermesi için 1894 yılında cemiyet tarafından Paris'e gönderildi, Paris Tıp Fakültesi'ne ‎kaydoldu. Kendisinden, o sırada Paris'te bulunan ve Jön Türkler arasında etkin bir isim olan Ahmet Rıza ‎Bey’i cemiyete üye yapması istenmişti.

Ahmet Rıza Bey, 1889 yılında Bursa Maarif Müdürü iken bir ‎görevle Paris’e gitmiş ancak geri dönmeyip Paris'e yerleşmiş bir Osmanlı aydını idi. Ülkeyi ve halkı ‎kurtarmanın ancak pozitif bilimleri ve eğitimi yaymakla mümkün olacağını düşünüyor; düşüncelerini ‎padişaha layihalar halinde sunmanın yanı sıra bastırıp dağıtıyor ve "La Jeune Turque" gazetesinde siyasi ‎yazılar yazıyordu[6]. Yazıları Paris’e kaçan öğrenciler arasında yankı uyandıran Ahmet Rıza, Selanikli ‎Nazım’ın teklifini kabul etti ve cemiyetin Avrupa teşkilatı kuruldu.

Avrupa’da faaliyet gösteren ‎muhalifler Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti adı altında birleşti. Avrupa teşkilatının başkanı Ahmet ‎Rıza, üyeleri Selanikli Nazım, Şerafettin Mağmumi ve Milaslı Halil Bey (Menteşe) idi[7]

Terakki ve İttihat, ‎Aralık 1895’ten itibaren Türkçe “Meşveret" gazetesini çıkardı[6].‎

ii- Mizancı Murat Bey-Mizan Gazetesi

Mülkiye Mektebi'nde tarih hocası olan Murat Bey de 1895 sonunda İstanbul'dan kaçarak ‎Paris'e gitti. İstanbul'da çıkardığı Mizan Gazetesi'nde yönetime yönelttiği eleştiriler sonucu gazetesi ‎‎1890’da kapatılmış; hazırladığı reform teklifi padişahtan ilgi görmemişti.

İstanbul’dan kaçıp geldiği ‎Paris'te Ahmet Rıza Bey’den beklediği ilgiyi göremeyince Londra'ya ve ardından Kahire'ye giden Mizancı ‎Murat Bey, düşüncelerini yaymak üzere Ocak 1896’dan itibaren gazetesi “Mizan”’ı Kahire’de yayımladı. ‎Anayasanın yürürlüğe konulmasını, İslam dünyasını birleştiren bir meşruti yönetim kurulmasını istiyordu.

‎ Mizancı ‎Murat Bey, yazıları nedeniyle idama mahkum edildi; İngiliz yönetimi tarafından Mısır’dan çıkarıldı ve tekrar Paris’e ‎geldi. Faaliyetleri ile Jön Türk düşüncesinde ve gruplaşmasında önemli rol oynadı[7].‎

Bu çalışmalar üzerine içerde geniş çaplı tutuklamalar oldu, 320 kişi "Şeref Vapuru" ile Fizana sürgüne gönderildi.İstanbul dışındada muhalefet gittikçe yayıldı.

II. Abdülhamid'e darbe girişiminden sonra   ‎İttihatçılar Avrupa'da toplandılar. Merkezleri Paris idi; ancak Osmanlı sarayının baskısıyla cemiyet ‎Paris'ten çıkarıldı ve yayın organları Meşveret kapatıldı ve gittikleri Brüksel'den de ‎çıkarıldı.‎

Cemiyetin 1896 yılında Paris'te gerçekleşen olağanüstü toplantısında Mizancı Murat Bey cemiyet başkanlığına ‎getirildi. Ahmet Rıza, Paris şubesinin başkanı olarak siyasi faaliyetlerini Dr. Nazım Bey ile birlikte Paris'te ‎sürdürdü. Cemiyetin merkezi ise Cenevre'ye taşındı; Mizancı Murat, Mizan dergisini Cenevre'de ‎çıkarmaya başladı. Abdullah Cevdet ve İshak Sükûti de Cenevre'ye gelerek Osmanlı Gazetesi'ni çıkardılar.‎

Padişah, Avrupa'daki İttihatçıları mücadeleden vazgeçirmek için Serhafiye Ahmed Celaleddin Paşa'yı ‎görevlendirdi. Paşa, 1897 yılı Haziran ayında Paris'e gitti.

iii- Hafiyebaşı Ahmed Celadettin Paşanın Cemiyet Üyeleri İçin Paris Hükümet Bildirisi (10-22 Temmuz 1897):   

a- İttihatçılara yurda dönmeleri halinde affedilecekleri ve memuriyet ‎verileceği

b-Avrupa’da eğitimlerine devam etmek isterlerse maaş bağlanacağı

c-yayınlarına devam ‎ederlerse vatandaşlıktan çıkarılacakları,

d-yurda dönmelerine izin verilmeyeceği bildirildi.

 İlk olarak ‎Mizancı Murad, Ahmed Celaleddin Paşa ile anlaştı ve yurda döndü. Onu diğer bazı ittihatçılar izledi. Bir ‎kısmı öğrenimlerini sürdürdüler; bir kısmı ise elçiliklerde görev kabul ettiler.

 Cemiyetin Cenevre merkez ‎komitesi dağıldı. Ahmet Rıza, Dr. Nazım ve Halil Ganem ise Ahmet Paşa ile hiçbir teması kabul etmedi.[5].

iv- Prens Sabahattin Ali: Teşebbüs-i Şahsî ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti

1899 yılında II. Abdülhamid'in eniştesi ve eski adliye nazırı olan Damat Mahmud Celaleddin Paşa'nın ‎oğulları Lütfullah ve Sabahattin'in birlikte Avrupa'daki İttihatçılara katılması cemiyete güç verdi. Paşa, ‎Osmanlı Gazetesi'ni İshak Sükûti'den devralıp Londra'da çıkarmaya başladı[5].‎

*

  I. Jön Türk Kongresi (4-9 Şubat 1902,Paris)

Osmanlı Terakki ve İttihad Cemiyetinin Cenevre şubesinin kurucusu Tunalı Hilmi, 1898 yılında Mısır'a giderek Kahire merkezini ‎yeniden kurmuştu. Bir kongre düzenleme düşüncesi rağbet görmedi.

Damat Mahmut Paşa ve oğulları baskılar neticesi Londra'dan ayrılarak Mısır'a gitmişlerdi. Mısır'da Prens Lütfullah ve Sabahattin, "Umum Osmanlı Vatandaşlara" hitaplı ‎iki beyanname ile Jön Türkler'in bir kongre düzenlemesini önerdiler. Bu çağrı sonucu 4-9 Şubat 1902 ‎tarihleri arasında Paris'te "Birinci Osmanlı Liberaller Kongresi" adıyla bir kongre toplandı.‎

Sonradan "I. Jön Türk Kongresi" diye anılan kongre, Fransız senatosu üyesi Lefévre-Pontalis'in evinde 47 ‎kişinin katılımı ile gerçekleştirildi[9].

Bu kongrede cemiyet, "âdem-i merkeziyet"-Prens ‎Sabahaddin öncülüğündeki grupla, "merkeziyetçi"- Ahmet Rıza öncülüğündeki grup arasında ikiye bölündü. ‎Düzenlenecek bir ihtilal için başka devletler ile işbirliği yapmak düşüncesine Ahmet Rıza grubunun ‎katılmaması üzerine kongre bir karar alamadan dağıldı.‎

I.Jön Türk Kongreden-1902 sonra Ahmet Rıza Bey Grubu, Terakki ve İttihat Cemiyeti adıyla ‎faaliyetlerini sürdürdü; Mısır’da Şura-yı Ümmet dergisi çıkarıldı[5].

Prens Sabahattin’in ve onun liderliğinde kurulan Teşebbüs-i Şahsî ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti faaliyetlerini sürdürdü[9]; yeni cemiyetin yayın organı olarak Terakki gazetesini çıkardılar[5].‎

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 10.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.