Servet beyanım

Sedat MEMİLİ

13 Temmuz 2016 Çarşamba 06:00

Uğruna ölünebilecek bir ideal mi yoksa uğruna yaşanabilecek bir servet mi?

İnsan hayatını neye adamalıdır? Servete mi ideale mi?

Belki de hayatımız boyunca bu soruna yanıt bulamadan yaşar gideriz; belki de asla böyle bir soru ile yüzleşmek aklımıza gelmez.

Geçende bir tanıdığım edindiği servetten söz ediyordu. Meslektaşım.

“Allah’a şükür” diyordu “bir ev aldım, bir de Yumurtalık’ta bir yazlık. Arabam var. Vs… Vs…”

Gerçekte beni eleştiriyordu. Benim, mal mülksüz halimin olumsuzluğunu hissettirip edindiği servet ile kendini tatmin ediyordu. Biraz dinledikten sonra:

“Arkadaş” dedim “evin var, barkın araban her neyse her şeyin var. Ne güzel. Benim gibi senin de yaşın altmışı buldu. Yani bu serveti edinmek için yaşamını feda ettin. Şimdi kazandıkların için ölmeye hazır mısın?”

Şaşırdı. Biraz düşündükten sonra;

“Neden öleyim ki? Mal mülk için hele…”

“İyi de kardeşim bunlar için hayatını feda etmişsin. Üstelik gururla anlatıyorsun. Bak arkadaş. Ben mal mülk biriktirmedim. Ama uğruna ölebileceğim değerler biriktirdim. Şimdi ben bu değerler için ölmeye hazırım. Söyle bakalım kim daha zengin?”

Değerli dostlar, insan yaşamı boyunca uğruna kendini feda edemeyeceği değerlerin peşinde koştuğu zaman geride kaybedilmiş bir hayat bırakır. Hani, hayatımı bu denli kolay feda edebileceğim kanısı uyanmasın tam tersine, böyle bir ideali biriktirebilmek,  yaşantının her anını dolu dolu yaşamayı gerektirir.

Toplumların geriliği, feda edilmiş yaşamlar toplamıyla doğru orantılıdır. Çevremi gözlüyorum;

Bir mühendis sadece mühendislikten anlıyor: bir muhasebeci de muhasebeden.

Oysa bir tornacı sadece tornadan anlıyorsa, gerçekte tornacılıktan da anlamıyor demektir. Bir psikolog, dış dünyanın değerleri olan, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel değerlerden anlamıyorsa, insan ruhundan ve davranışından da anlamıyor demektir.

Kişinin kendi mesleğinde uzmanlaşmasına karşı değilim. Olmaz da öyle bir şey. Zaten, kişinin kendi mesleğinde uzman olabilmesi için dış dünyanın nesnel koşullarını iyi saptaması gerekir. Aksi takdirde, birbirinin aldanışını onaylayan insanlar topluluğu olmaktan öteye gidemeyiz.

İdeali olmayan bir mühendis, bir doktor, bir mobilyacı peşinen hayatını teslim etmiş demektir. Doğanın kendisine armağan ettiği hayatı, ölünemeyecek değerlere feda etmek bence haksızlıktır.

Elbette karşımıza şöyle bir soru çıkacaktır: Zamanı değerlendirmek ya da tüketmek. İşte bu ikisinin arasındaki fark, hayatımızı bir ideale mi yoksa servete mi feda edeceğimizin de ipuçlarını verir.

Zamanı öldürmek, ölümü çağırmaktır; değerlendirmek ise yaşamı davet etmekle eş anlamlıdır.

Ben zenginim… Bir çok insanın elde edemeyeceği büyük servetler biriktirdim… Çocuklarım evlendi; hepsi meslek sahibi. Okurlarım, dostlarım, yokluğunu hissettiğim ve yokluğumu hisseden dostlarım var.

Her sabah uyandığımda, kendimle ilgili olarak edindiğim bu birikimler için zengin olduğumu düşünüyor ve şükrediyorum.

Tek sorunum, ülkemin içine girdiği bu karmaşa; onun için de ileride vicdanımın rahat olacağı şekilde görevimi yapmaya çalışıyorum.

Ülkeme karşı yaptığım görevde başarısızlık bile zenginliktir.

Bundan daha büyük bir servet olabilir mi?

Servet beyanım olarak kamuoyuna sunuyorum…

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 09.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.