İnsanı kaybettim, insan nerede?

Sedat MEMİLİ

14 Temmuz 2016 Perşembe 06:00

Bir ülkede herkes despot ise o ülkede hiç kimse despot değildir…

 

Bir ülkede herkes ahlaksız ise hiç kimse ahlaksız değildir.

Ortak kabul edilen hiçbir şey yalan değildir.

Bir şeyin yalan olması için onun gerçekle yüzleşmesi gerekir; gerçekle yüzleşmek için ise o şeyin gerçek ile yüzleşmesini istemek gereklidir.

Herkesi mutlu eden bir yalanı kim gerçekle yüzleştirmek ister ki…

Bu insan anlayışının gerçeklere yabancılaşması demektir.

İnsanların değerlere yabancılaşması toplumları içten çürüten bir kanserdir.

Yabancılaşma, bir anlamda uzaklaşmadır.

Şimdi size yabancılaşma ve bürokrasi üzerine yazılmış görüşü paylaşmak istiyorum.

Alman düşünür ve sosyolog Max Weber:

“Modern devlet ve bürokrasi bir karınca yuvası ya da arı kovanı gibidir.

Yetkisi son derecede sınırlı küçücük “böcek-memurlar” gözlerini kaparlar ve vazifelerini yaparlar. Zekâ yerini “kolektif zekâya” bırakır. Vicdan toz zerrecikleri gibi atomize vaziyettedir. Ahlâkî endişe taşımayan böceklerin işlettiği kocaman bir sistem… Böyle bir sitem içinde meselâ bir soykırım yapmak çok kolaydır. Bu diğer “teknik” işler gibi küçük parçalara bölündüğünde artık kimsenin hiç bir şeyden sorumlu tutulamayacağı kesindir. Özetle “modern devlet” sahip olduğu teknik-bürokratik yapı sayesinde yukarıdan verilen emir ile o emiri icra eden memur arasına bir mesafe koymuştur.

Emirlerin ahlâken hatalı/kirli/kusurlu olması memur için bir endişe kaynağı olamaz.

Zaten memur da “teknik” sebeplerle kendi eylemleri ile o eylemlerin ahlâkî sonuçları arasına mesafe koyar. Bir soykırım emrini telgrafla başka bir büroya iletmek kadar masum(!) bir işin neresi “kötü” olabilir ki zaten?

Bürokrasi bu bağlamda devlet kaynaklı şiddeti kamufle eden bir yapıdır. Eski tiranların şiddetini taşıyan unsurlar onların askerleri, zindanları, zincirleriydi. Modern devlette ise bu şiddetin taşıyıcısı bürokrasiydi; renksiz ve kokusuz:

  “[…]şahsa/hanedana biat etmeye dayanan feodal düzenlerdekinin tersine modern devlet makinası, tıpkı endüstriyel bir makine ya da bir fabrika gibi kişisellikten arınmıştır. Bürokratik bir mekanizma onu denetlemesini bilen herkesin elinde kolaylıkla çalışabilir. Düşman bir ülkeyi işgal ettikten sonra rasyonel düzene sahip bir memurlar sistemi pürüzsüz işlemeye devam edebilir. Müdürlerin değiştirilmesi yeterlidir. Kalan memur ordusu çalışmaya devam edecektir. Zira bu herkesin çıkarınadır, en başta da düşmanın.”

Bu kadar ahlaksızlık, vahşet, tecavüz, çocuk tacizi, kadın şiddeti, aç gözlülük, şaşkınlık…

Sorumlusu kim? Hiç kimse.

Çünkü hepimiz biraz bu çürümüşlüğün parçasıyız.

Ne demiştim? İnsanı arıyorum…

Sistemin çarkları arasında ezilmeden, başkalaşmadan, değerlere, topluma ve kendine yabancılaşmayan insanı arıyorum.

Nerede?

 

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 08.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.