(Özerklik/Eyalet Veya Federasyon)
1921 Anayasasında Prens Sabahaddinin fikirleri de vardır. Hedeflenen "Eyalet Sistemi" böyle bir şeydir. Ancak rejim yerleştikçe, merkezileşti ve Türkleşti, Sünnileşti. Prens Sabahaddinin fikirlerini bugün HDP savunmaktadır ve aynı eleştirilere maruz kalmaktadır.
Prens Sabahaddin, sosyal ve siyasi görüşlerini önceleri Meşveret gazetesinde, 1906 yılından sonra da Terakki gazetesinde yayınlamaya başladı. 1908 yılında Meşrutiyet’in yeniden ilan edilmesinin ardından İstanbul’a döndü ve ‘’Osmanlı Ahrar Fırkası’’nı destekledi.
Ahrar Fırkası, İttihat ve Terakki’nin oluşturduğu devlet baskısı altında seçimde bir varlık gösteremedi. Kurtuluş Savaşı’nı, yazılarıyla destekleyen Prens Sabahaddin, Cumhuriyetin kurulmasından sonra hanedan mensuplarının yurtdışına çıkarılması üzerine İsviçre’ye gitti, 1948 yılında burada vefat etti. 1952 yılında cenazesi Türkiye’ye getirildi ve Eyüp Sultan mezarlığında babası Mahmut Celaleddin Paşa’nın yanına ve adıyla söylenen anıtmezara gömüldü.
Osmanlı Devleti’nde baş gösteren hareketlenme ve karışıklıktan çıkış için Prens Sabahaddin ‘’adem-i merkeziyet’’ fikrini ortaya attı. Teşebbüs-ü şahsi ile ilgili olarak İkdam Gazetesi’ndeki yazısında şöyle demektedir:
"Şahsi menfaatimizi, servetin üç kaynağını teşkil eden ziraat, sanayi ve ticaret ile temin etmekten daha çok, baskı ve zulme alet olmakta arıyoruz. Kazanmadan yaşamak, çalışmadan zenginleşmek istiyor ve tabii olarak memurluğa göz dikiyoruz. Gereğinden yüz kat fazla memur çalıştıran hükümete memur olarak girmek için liyakatten ziyade himaye (torpil ve iltimas) gerekir. İşte bu suretle büyük-küçük tekmil rical-ı devlet, koltuk değneğiyle yürür ahlak düşkünlerinden toplanıyor.’’
Prens Sabahaddin ortaya çıkan milliyetçilik hareketlerini önlemek için, ‘’özerklik’’ diyebileceğimiz bir yönetim modeli olarak (Âdem-i Merkeziyetçilik) önerdi. Buna göre; her milletin kendini idare etmesini, yerel meclislerin oluşturulmasını, gelirlerini harcama yetkisine sahip olmasını, merkezi idarenin kaldırılmasını, fakat bu şekilde oluşturulan yönetimlerin hilafet makamına bağlılığının ve itaatinin devam etmesinin sağlanması düşüncesini ortaya attı. Vilayet merkezindeki Vali ile mali ve adli amirler, hükümet tarafından atanacak, ancak vilayetin yönetimi vali başkanlığında yerel halkın seçtiği meclis tarafından yürütülecekti.
Bir toplumun sorunlarını çözmek için onun sosyal yapısını bilmek gerektir. Yani din-inanç, folklor, yaşama biçimi, üretim, bölüşüm, coğrafya, doğal zenginlikler, savaş, istila, insan yapısı, karakteri ve adetleri, gene ve özelde eğitim, yetişmiş personel, askeri güç, endüstri, ticaret, ziraat, el sanatları, geçim yöntem ve araçları, ulaşım, yönetim şekli, insan ilişkileri gibi birçok verinin bilinmesi ve değerlendirilmesi gerekir. Ancak bundan sonra hastalık doğru tanınacak ve çare aranacak, öneriler yapılacaktır.
Bir sosyolog olarak Prens Sabahaddin bunu bilmekte ve tezini Osmanlı ve Doğu toplumlarına uygulamaktadır. Toplumsal yapıyı bilmeden Tanzimat, Islahat, sorunlara çözüm üretmek mümkün değildir. Bu anatomi bilmeden, vücut yapısını tanımadan ameliyat yapmağa benzer.
Bu açıklamadan anlaşıldığı üzere, ünlü iki Türk sosyologun muhalif görüşleri vardır: Ziya Gökalp, sosyolog Durkheim izcisi olarak toplumcu, merkezci ve milliyetçidir, bu Fransa'dır. Prens Sabahaddin sosyolog Le Play'den etkilenmiş; bireyci, liberal ve şahsi teşebbüsçü-özel girişimcidir, bu İngiltere'dir.
Ziya Gökalp'ın fikrinde "Birinci Tip Toplumda' kişi değil; aile, kabile, klan ya da devlet gibi zümreler üstünlüktedir10. Bu tür topluluklar her şeyi devlet kapısından bekleyen, müstehlik ve sorumsuz, kendi kendini idare edemeyen fertlerden oluşmaktadır. Böyle bir topluluğun insanlarının hürriyetleri kendilerine gayet dar bir hareket alanı bırakıldığı için çok azdır.Merkezi iktidar, ferdi hürriyet alanını dilediği şekilde kısar, fertleri baskı altında tutar. Bu tür topluluklar Batı karşısında yavaş yavaş hayat sahnesinden silinmeye, Batı tarafından massedilmeye, bir çeşit Batılılaşmaya mahkûmdurlar. Bu tip toplum tek kelime ile Doğu'dur , . Yani orman önceliklidir, esastır.
Prens Sabahaddinin fikrinde "İkinci Tip Toplumda' ise sosyal yapının temeli ferttir ve ferdi gayretlerdir. Hususi hayatın temeli şahsi teşebbüstür. Hususi hayat umumi hayata hâkimdir. Merkezi otorite sınırlanmış veya parçalanmıştır. Kuvvetler ayrılığı, mahalli idare veya âdemi merkeziyet gibi siyaset prensipleri, toplum hayatının dayandığı temeller haline gelmiştir. Fert geniş bir hürriyet alanına sahiptir. Kısaca aktif bir vatandaş olan fert, sosyal yapının mimarıdır. Bu tür toplum Batı'dır . Yani ağaç önceliklidir ve esastır.
"Bu görüşler ışığında Sabahaddin; az gelişmişliğin coğrafyasını Asya, Doğu ve Güney Avrupa, Afrika ve Güney Amerika olarak çizer. Sabahaddin, bu görüşü benimseyerek, Osmanlı toplumunun çağdaşlaşmasına uyarlamaya çalışmıştır .
Batı toplum ve ekonomisinin temeli bireycilik, liberalizm, özel teşebbüs, parlâmentarizm ve kapitalizmdir. Bu toplumlarda rejimi ekonomik sınıfların çıkarları belirler, bunlar arasında girişim özelliği ve rekabet hüküm sürer. Osmanlı'da ise özellikle Abdülhamid Devri diğer toplumcu Asya tipi devletlerde olduğu gibi hükümdar, bürokrasi ve militarizm üstün güçlerdir, sınıflar yoktur. Üstün güçler yarattıkları mekanizmalarla bireyin özgürlük ve girişim ruhunu köreltirler, özel mülkiyete koyulan sınırlamalarla ekonomik girişimlerle meydana gelebilecek sermaye birikimini olanaksızlaştırır. Eğitim sisteminden yönetim sitemine kadar bütün devletsel kurullar ona göredir. Osmanlı bir Kamu devleti haline gelmiş ve devlet bir kazanç kapısı haline gelmiştir (N.Berkes).
"Adem-i merkeziyetten Sabahaddin'in kastettiği idari merkeziyetsizliktir. İmparatorluğun geniş toprakları ve memuriyetçilikten doğan hantal yapıyı dikkate alarak merkezi otoritece yetkin bir şekilde yapılamayan yerel yönetim, adalet, maliye gibi işlerin ilgili bölgenin yaşayanları tarafından üstlenilmesi gerekliliğini savunan Sabahaddin, bu sürecin işlemesi halinde tebaanın yönetime katılımı ve devlet görevlilerini sıkı kontrolünün mümkün olacağına değinir. Üstelik yöre halkı bölgenin sorunlarını yakından bildiğinden, en etkili çözümü de onlar üreteceklerdir . Prens Sabahaddin’in amacı sorunların yerinde çözümü yani köylere kadar uzanan bir mahalli yönetim sistemi içerisinde toplumun kendi sorunlarını belirlemesi ve bunların çözümü için karar alma yetisinin topluma verilerek bölgesel ve etnik hoşnutsuzlukların önüne geçmektir diyebiliriz.
Prens Sabahaddin ve önderliğini yaptığı Meslek-i İçtima akımı II. Meşrutiyet döneminin diğer aydınları ve fikir akımları gibi "bu ülke nasıl kurtulur?" sorusuna cevap aramış ve ortay koyduğu belli prensipler çerçevesinde bunun cevabını vermeye çalışmıştır. Bu prensipler o güne kadar görülen ve o dönemde ortaya çıkmış görüşlere nispeten dana radikal ve orijinal fikirler olarak dikkat çekmiştir. İmparatorluğun yüzyıllardır süren merkezi yapısının gözden geçirilmesi ve bunun yerine yerel yönetime dayalı federatif bir yapı öngörmesi bu akımın daima bölücülükle suçlanmasına yol açmıştır .
*
Osmanlı Ahrar Fırkası
Kuruluş-Kapanış tarihi:1908-1910
Öncülü: Teşebbüs-i Şahsi ve Âdem-i Merkeziyet Cemiyeti
Merkez: İstanbul, İdeoloji: Liberalizm
İkinci Meşrutiyet döneminde faaliyet gösteren siyasi parti.
14 Eylül 1908'de, Prens Sabahaddin'in önderliğinde Teşebbüsü Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti çatısında örgütlenen, liberal Jön Türk kanadı tarafından kuruldu. Fırkaya resmi bir başkan seçilmedi.
Prens Sabahaddin, partinin başkanı olmadı, fakat destekledi. Ahrar Fırkası İngiliz siyasi parti geleneğini esas almıştır.
Parti 1908 seçimlerine katıldı, ancak İttihat ve Terakki Fırkası karşısında başarı gösteremedi, münhasıran bu partiden gösterilen adaylar meclise giremediler.
İttihad ve Terakki karşıtı İkdam, Sabah, Yeni Gazete, Sadayı Millet ve Servet-i Fünun gazeteleri, Ahrar Fırkası'nı desteklediler.
31 Mart Vakası, Ahrar Fırkası'nın sonu oldu. Prens Sabahaddin ve kurucu üye Ahmet Fazlı Bey divanı harpte yargılandı ve suçsuz bulunarak serbest bırakıldı. Fırka üyelerinin bir kısmı yurt dışına kaçtılar. Nurettin Ferruh Bey 1910'da ülkeye döndü ve partinin feshedildiğini belirten bir bildiri yayımladı.
İdeoloji: Siyasi görüşleri liberalizm, girişim özgürlüğü, adem-i merkeziyet(yerel yönetimlere güç verilmesi, merkezi otoritenin sınırlanması) ve bireycilik olmuştur. Ahrar, adem-i merkeziyet görüşü nedeniyle bölücülükle suçlandı. Ahrar, saltanatı bir tür ülkeyi birleştirici gelenek olarak korumayı savunuyordu, ancak programında padişahtan hiç söz edilmemiştir. Bu da Sultanı ve ona bağlanmışları korkutmuştur.