Uzak saniyeler

Sedat MEMİLİ

19 Temmuz 2016 Salı 06:00

Adana’nın yaz yağmurlarını nasıl da özlemişim.

Açık pencereden yüzüme vuran damlalar ve esintinin taşıdığı toprak kokusu...

Uyumak ile uyanmak arasında bir an... Rüyayla gerçeğin birbirine karıştığı, nesnelerin sınırlarını kaybettiği anlar.

Ağacın kökünü gökyüzünde, gökyüzünün gölgesini ruhunuzda hissettiğiniz andır o anlar. Ölüler yarenlik eder, canlılar, insan aklının kabul edemeyeceği konumda rüyalarınızın konuğu olurlar. Ama yaz yağmurunun esintisiyle yüzünüzde fark edemeyeceğiniz huzurlu bir tebessüm vardır.

O sabah, babamı görmüştüm rüyamda. Ne dediğini bile anımsamıyorum.

Ölüler, rüyanızda asla ölmemişlerdir. Bu bir bilinçaltı mıydı? Bilemiyorum. Babamı kaybedeli yıllar oldu. Ama rüyamızda gördüğümüz kimsenin ölü olduğu (rüyamızda bile) aklımıza gelmez.

Babam, rüyamda ne diyordu? Anlamadım. Duyamadım.

Yağmur damlalarının senfonisiyle hayal meyal uyandığımda, rüya gördüğümü anladım.

Bilinç bazen ne kötü. Bilincin sunduğu, gözümüzün önüne serdiği gerçekleri kabul etmek ne kötü…

Yeniden uyumak istedim. Rüyamı yakalamak, babamın ölü olmadığını düşündüğüm o ana dönmek istedim. Gözlerimi kapatıp uyumaya çalıştım.

Az önce beni kovalamış ve sonradan terk etmiş olan rüyanın peşine düştüm.

Daha birkaç saniye önce bilincimi teslim almış olan rüya, sanki aniden aşılamayacak uzaklıklar ve yaşanamayacak zamanların ötesine düşmüştü.

Birkaç saniyenin bu denli uzak olduğunu o zaman kavradım.

Ne uzakmış, az önce yaşanan birkaç saniye. Yeniden yaşama olanağım olsaydı, belki de o kırmızı ışıkta geçmeyecektim...

Belki o çeki imzalamayacaktım. Belki de o kırıcı sözü söylememiş olacaktım.

Ya da ya da belki de...

Belki’ler alabildiğince... Belki’ler sonsuz...

O birkaç saniyenin yaşamımızda oluşturduğu kırılmaları düşündükçe... Evet evet... Birçok insanın yaşamında az önceki birkaç saniye, ulaşılmayacak kadar uzak.

Rüya kaçtı elbette.

Rüya kaçmaktan yorulmadı ama ben kovalamaktan yoruldum.

Az önceki birkaç saniye ile şimdi arasında ne fark vardı? Uyuyan aynı ben, yağan aynı yaz yağmuru, koku aynı toprak kokusu...

Ama bir ayrıntı vardı. Küçük bir ayrıntı; Bilinç farkı.

Rüya, bilinci sevmiyor; ama bilinç rüyayı bile sevebiliyor.

Ama rüyaların, bilinçten daha saf, daha doğal olduklarını söyleyebilirim.

Babam ne diyordu rüyamda.

Anlayamadım. Duyamadım.

Kendini avutmam gerekirse; ben rüyamda babamın ne dediğini anlayamadım. Belki bunun haklı gerekçeleri vardır.

Ama yaşayan birçok baba seslerini çocuklarına duyuramıyorlar. Birçok sese kulağını açmış olan çocuklar, babalarının deyişlerine kulak tıkamışlardır.

O söylenenlerin ne kadar değerli olduğunu anlamak için, ille babalarının benim babam gibi rüyanın bir objesi olması mı gerekir?

Otuz yıl oldu babam başka dünyaya ait. Ve onu bir kez daha rüyamda görmek için nelerimi vermezdim. Versem de olmayacak. Biliyorum.

Ama sizin yanınızda… Ne kadar şanslısınız.

Şanslı olduğunuzu bilmiyorsanız...

Az önceki birkaç saniye çok uzak. Buna inanın.                                                                            

http://www.adanamedya.com/ sitesinden 08.08.2016 tarihinde yazdırılmıştır.