Prof. Dr Atabay Düzenli: Dünya savaşı değil su savaşı

PROF. DR. ATABAY DÜZENLİ: YEMEK DİSİPLİNİMİZ YOK
DÜNYA SAVAŞI DEĞİL SU SAVAŞI
YARIN EKMEK VE SU BULMAK SORUNDUR
GIDA GÜVENLİĞİ YARIN GIDA BULMA SORUNUDUR.
Akarsuların debisi olduğu gibi, artık ülkemizde gündeminde bir debisi var. Öylesine hızlı akıyor ki, gündemin birine yoğunlaşmadan, diğeri başlıyor. Uzay çağının hızını ancak “gündem” konusunda aştık.
Fakat değişmeyen gündemler var; kadınların saçları ve kozmetik,
Bu arada yolda yürüyen genç kızlarımıza bakın, ancak saçlarıyla var oldukları izlenimi veriyorlar. Bu kültürel çürümenin küçük bir yansımasıdır.)
TELEVİZYON İCAT OLDU GIDA MERTLİĞİ BOZULDU
yeme içme konusu, “otçuların egemenliği”, obezite, şunu yiyin, bunu yemeyin konusu…
Televizyon icat edildi yeme içme konusunda mertlik bozuldu.
İştah açan resimlerle sunulan bir ürünün tüketilmesinin faydasını günlerce izleyebilirsiniz; aynı ürünün zararlarını anlatanları da günlerce izleyebilirsiniz.
Uzmanları dinlemeyip “otçuları” dinleyen bir nesil çıktı ortaya.
ÇÜ Ramazanoğlu Konağı Kültür Merkezi’nin bu haftaki konuğu, ÇÜ Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Atabay Düzenli idi. “Gıda Güvenliği; Ne yiyiyoruz ne içiyoruz” konulu bir konferans verdi.

Özellikle anne ve babalar başta olmak üzere herkesin “alfabe” gibi bilmesi gereken konulardan söz etti.
Sayın Düzenli sözlerine salonda bulunan dinleyicilere hoş geldin dedikten sonra “Gözde Ramazanoğlu ve annesi olan özden Ramazanoğlu’nun bu toplumun değerleri olduğunu ve yangında ilk kurtarılması gereken kişiler olduklarından söz etti.
Sayın Prof. Dr. Atabay Düzenli bir ders anlatır gibi akıcı bir dille anlatmaya başladı:
“Dünyada enerjisi olmadan hareket eden ne canlı vardır ne makine. Bitkiler, toprak su ve güneşten, motorlar akaryakıttan, insanlar ise besinden enerji alırlar.
Her enerji değişiktir, motorin ile çalışan bir makineyi buharla, elektrik ile çalışan bir makineyi kömürle çalıştırmak mümkün değildir. Hatta, motorin ile çalışan bir makiyeye, düşük kaliteli motorin koyarsanız makine önce arıza yapar sonra da ömrü azalır. Yiyeceğin bedendeki anlamı da budur.
Yeme içme yaşamsal bir konudur. Ben her şeyden önce doğa bilimciyim, temel eğitimimi aldıktan sonra bütün zamanlarımı ekoloji üzerinde araştırmalar yapmaya harcadım.
Hastalık nedenlerinin %95’i yanlış yiyip içmeden kaynaklanmaktadır. Ne bulursak ağzımıza atıyoruz, ne bulursak içiyoruz.
Ben doğal beslenmeden söz ediyorum. Kırsal kesimin insanlarına bakın çoğu sağlıklı… Erkekleri güçlü, kadınları, kozmetikten uzak olduğu için ciltleri daha pembe…
Doğal olmayan her gıdanın sağlığımız üzerinde bir bedeli vardır.

DÜNYA SAVAŞI DEĞİL SU SAVAŞI
Bu gün sizlerle “Gıda Güvenliği ve Ne yiyoruz ne içiyoruz” konusunda sohbet için buradayız.
Gıda güvenliği, yarın gıda bulma sorunudur. Durum bu çizgide devam ederse 2050 yılında dünya açlıkla karşı karşıya kalacaktır.
Dünyadaki bütün çatışmaların kaynağı yarına “su ve ekmek” bulma kaygısıdır. Eğer içecek için su şişeleri çoğalıyorsa, sorunlar başlamış demektir. Yeryüzünde su olmadan yaşayan hiçbir canlı yoktur.
Bizim dünya savaçları diye nitelediğimiz savaşlar gerçekte Kullanılabilecek Su Savaşlarıdır”
Gıda Güvenliğinin üç amacı vardır:
*İnsan Sağlığını ve Yaşam Kalitesini Korumak
*Tüketicinin Aldatılmamasını Sağlamak
*Tüketiciyi Bilinçlendirmek.
Halkımızda bir önyargı vardır; Ürünün tarladan koparılır koparılmak yenmesi sağlıklıdır diye. Oysa doğru olan bu değildir. Pazardan ürün alınmasına karşıyım. Markette ürün dinlenmiş ve kendine gelmiştir. Bunun için basit bir takvim vermek istiyorum.
*Bir ürün için atılan ve verilen kimyasalların etki süresi 6 Gündür.
*Kimyasalların üründe kalış süresi 4 gün
*Ürün hasat süresi 2 gündür.

*Uygulamadan 10 gün sonra ürün hasat edilmeli, üretim alanındaki ürün hemen yenilmemeli, ürünün kalitesine olumsuz etki düşünülmelidir.
Sağlıklı üretim yapan ülkelerde asla tarlaların arasından bu denli sık olarak yollar geçmez.
Bizim ülkemizde yollar tarlaların arasından geçiyor ve hatta tarlasının yanından yol geçmeyenler üzülüyor. Oysa, motrlu araçların sık olarak geçtiği yolların civarında yetişen ürünler sağlıklı olmaz ve kalitesinde bir düşüklük oluşur. En basiti Adana – Mersin Otoyoluna bakın, çevresinde geniş araziler vardır ancak vızır vızır motorlu araçlar geçmektedir. Bu ağor metaller nereye gidiyor? Elbette tarlalara…
Köylere asfalt yollar yapıldıkça ben hayret ediyorum. Abarttığımı düşünmeyin ama toprağa, toprağın verimine ve sağlıklı ürüne karşı bir cinayet işleniyor.
Bir ayakkabı alırken marka seçme hassasiyetimizi yiyeceğimiz veya içeceğimiz bir ürüne göstermiyoruz.
Gıdaların Sertifikalandırılması ve Denetiminin Yapılması, Gıda Güvenliğinin en önemli konularından biridir.
*Gıdaların allerjen özelliklerini bilmek
*Saklama ve kullanış şekillerini bilmek,
*Gıda güvenliği için Risk Analizleri yapmak, Bunlar için de Gıdalar üzerindeki etiket ve barkotları bulunmalı, okunur olması ve okunması gerekmektedir.”
Şimdi sözü ben alıyorum. Değerli okurlarım, kendi yaşamına değer vermeyenin yaşamına başkaları nasıl değer versin. Devlet, sağlığımızı korumak ve gıdalarımızın güvenli olduğunu sağlamak zorundadır. Ancak, bazı yasal mevzuatların nihai deneticisi vatandaşın kendisi olmalıdır. Market alışverişlerinde, üretim ve son kullanma tarihlerine bakmadan asla ürün almam. Market raflarında kullanma tarihi geçmiş ürünler görüyorum. Yerine koyuyorum ve yetkilileri uyarıyorum. Ama aynı ürünü başkalarının rahatlıkla alıp sepetlerine attıklarını görüyorum. Devlet bazı uygulamaları zorunlu kılmış, değerli insanım zahmet olmazsa sen de tarihine bak. Ana yolların üzerindeki tatlıcı ve simitçiler; gördükçe tüylerim diken diken oluyor. Eğer sen o ürünleri almazsan, satıcı önlemini almak zorunda kalacaktır. Neyse sözü Sayın Prof. Dr. Atabay Düzenli’ye bırakmak en iyisi… Uzmanı varken bize susmak ve dinlemek düşer.
“Gıda güvenliği için “Gıdaların Sertifikalandırılması” ürünlerden maksimum yararı almak için gereklidir. Fakat barkotlar çok küçül yazılmaktadır. Vatandaşlarımızın barkot okma alışkanlığı olmadığı için bu durumdan şikayetçi değildir. Vatandaş tarafından böyle bir talep oluşmadığı için Tarım Bakanlığı ’da gereken önlemleri almamıştır.

GIDA KANUNU – KODEKSİ
Tüketici ve insan sağlığını, tüketicinin haklarını, gıda satışında adaletin sağlanmasını ve uygun durumlarda çevrenin korunmasını göz önünde bulundurma için hazırlanmış (Gıda ile ilgili her şey) yazılı doküman Gıda Kodeksi denir ve bunlar Gıda Kanununun kapsam alanı içindedir.
*1930’lardan bu yana Türkiye’de Gıda Güvenliği Kanunu ile ilgili yasalar mevcuttur.
* Ancak Gıda Kanunu başlığı taşıyan ilk kanun 1995 yılında çıkarılmıştır. Bu yasa ile gıdaların üretim ve denetimleri Sağlık Bakanlığı tarafından yapılmaktaydı.
*2004 yılında çıkarılan 5179 Sayılı yasa ile denetim Sağlık Bakanlığı’ndan alınıp Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’na verildi.
Bu gün herkes bilmektedir ki, Sağlık Bakanlığı’nın denetimleri daha hassas ve daha ciddidir. Yediğimiz ve içtiğimize ilk büyük darbe, 2004 yılında bu yasa ile vurulmuştur.
O tarihten sonra dikkat edin, neredeyse sağlık kurumları ile yarışacak boyutta bitki pazarlamacıları ortaya çıkmış ve halkın sağlığı ile oynanmıştır.
(Okuyucuya bir not: Sayın Düzeni’nin Endemik Bitkilerle ilgili ülkemiz açısından çok önemki ve ciddi boyutlarda uyarıları vardır. Onu da gelecek bölümde paylaşacağım.)
Bu arada konuklar arasında bulunan Ziraat Fakültesi Gıda MühendisliğiBölümü Öğretim Üyesi Profç Dr. Nuray Güzeler, sohbet havasında geçen konferanta, katılmadığı bölümleri paylaştı. En kısa zamanda kendsiyle de bir sohbet yapma imkanımız olacak ve katılmadığı bölümleri sizlerle paylaşacağım.
"Gıda Güvenliği
Ne Yiyoruz, Ne İçiyoruz"

Botanik Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Atabay Düzenli, bitki kaçakçılığıyla Türkiye'nin milyarlarca Dolar zarara uğratıldığını söyledi.
Çukurova Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Botanik Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Atabay Düzenli, bitki kaçakçılığıyla Türkiye'nin milyarlarca Dolar zarara uğratıldığını belirterek, "Yıllardır süregelen bu kaçakçılığa karşı önlem alınmaması bitki casuslarının adeta iştahını kabartıyor. İzinsiz bitki toplamanın önüne geçmek için yeni kurallar ve yaptırımlar olmalı" dedi.
Botanik Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Atabay Düzenli, bitki kaçakçılığıyla Türkiye'nin milyarlarca Dolar zarara uğratıldığını söyledi.
Çukurova Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Botanik Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Atabay Düzenli, bitki kaçakçılığıyla Türkiye'nin milyarlarca Dolar zarara uğratıldığını belirterek, "Yıllardır süregelen bu kaçakçılığa karşı önlem alınmaması bitki casuslarının adeta iştahını kabartıyor. İzinsiz bitki toplamanın önüne geçmek için yeni kurallar ve yaptırımlar olmalı" dedi.
Prof. Dr. Düzenli, Türkiye'de dünyanın hiçbir yerinde olmayan 3 bin 500 endemik bitki bulunduğunu, bu bitkilerin yıllardır çeşitli yöntemlerle kaçırıldığını, ardından yurt dışındaki laboratuarlarda, gen bankalarında değerlendirildiğini, genetik haritalarının çıkarıldığını savundu.
Dünyada sadece bir bölgede yetişen bir bitkiden örnek alınıp genlerinin çözülebildiğini ifade eden Düzenli, kaçırılarak gen haritası çıkarılan bir bitki ile ilgili ilaçlar üretmenin, o bitkiyi ortadan kaldıracak virüsler geliştirmenin ve yine o bitkinin genlerine başka genler de monte ederek o bölgedeki başka bitki türlerini ortadan kaldırmanın da mümkün olduğunu anlattı.
Düzenli, "Yani bir bitkiyi 'canavar bitki' haline getirmek şu anki teknoloji ile çok kolay. Genleri çözülmüş bitkiler tekrar bir tarlaya ekildiğinde içeriğindeki genetik değişim yüzünden o bölgedeki bitki örtüsünü yok etmekte ve o bölgedeki diğer bitki örtüsünü belirli böcek türlerine veya mantar türlerine zayıf hale getirebilmektedir" dedi.
Her yaz mevsiminde bitki casusluğunun arttığını, bununla ilgili birçok haberin medyada görülebileceğini anlatan Düzenli, "Kaçakçılar akla hayale gelmedik yöntemlere başvururken daha çok da turist kimliğini kullanıyorlar. Turist kimliği adı altında dağlarımıza yaylalarımıza gezmeye gelen şahıslar aslında birer bitki kaçakçısıdır" diye konuştu.
Düzenli, Rize Turizm Müdürlüğü'nün verilerine göre, Rize'ye gelen turistlerin ülkelere göre dağılımları incelendiğinde, İsraillilerin artışının dikkat çekici olduğunu belirterek, "Yerli halk ve yaylacılık yapan insanlar bu konularda bilgi sahibi olmadığından, 'turist' dediğimiz kişiler bu insanlara iyi niyetle yanaşıp, çiçeklerin ve bitkilerin yerlerini rahatlıkla öğrenebiliyorlar. Çoğu ülkede bitki kaçakçılığına karşı sıkı önlem alınıp, bitkilerin yoğunlukta olduğu bölgelerde giriş ve çıkışlar kontrol edilirken ülkemizde hiçbir denetimin olmaması casusların işine yarıyor." ifadelerini kullandı.
Düzenli, sadece Kaçkar Dağları değil, Toroslardan Cudi dağına kadar Türkiye'nin neredeyse tamamının bu tehlikeyle karşı karşıya olduğunu savunarak, "Dağlarımız, ovalarımız, yaylalarımız adeta sebil olmuş. Doğa turları gibi çeşitli adlar altında yabancılar bitki türlerimizi yağmalıyor. Tabii işin içinde uluslar arası ilaç firmaları da var" dedi.
Türkiye'nin coğrafi konumu nedeniyle siyasal alanda olduğu gibi, canlı türleriyle de yabancıların ilgisini çektiğini belirten Düzenli, "Vaktiyle Bergama'daki koskoca Zeus Sunağı'nı aşırmayı başaran Avrupalılar, fırsat buldukça canlı türlerimize de aynı aç gözlülükle yaklaşmaktadır. Bunu yaparken de Türkiye'deki yasal boşluklardan ya da ilgisizlikten yararlanıyorlar" diye konuştu.
Düzenli, Türkiye'de bulunan ve dünyanın hiçbir yerinde olmayan 3500 endemik bitkinin kaçırıldığını, bazı Türk bilim adamı meslektaşlarının da farkında olmadan casuslarla işbirliği yaptığını, kaçakçıların, yurt dışına eğitim için giden öğrencileri bile kullanarak çok özel bitki materyallerini ele geçirdiklerini kaydetti.
Kaçakçıların turist gibi gelerek doğa turları ya da kamplarda topladıkları bitkileri kargo yoluyla ülkelerine gönderdiklerini vurgulayan Düzenli, kara yoluyla gelen bitki ajanlarının ise araçlarına özel bölmeler yaptırdıklarını ileri sürdü.
Düzenli, Türkiye ilaç ve kozmetik ürünlerinin hammaddesi olan 4 bine yakın endemik bitki türü ile endemik olmayan çok sayıda bitkinin gen merkezi olmasının kaçakçıların iştahını kabarttığını kaydetti.
Düzenli, izinsiz bitki toplamanın önüne geçmek için yeni kurallar ve yaptırımlar olması gerektiğini savunarak, "Öncelikle bilimsel araştırma yapan yabancı bilim adamları, bunun için öncelikle ilgili birimlerden izin almalı. Botanik dergileri için editöryal olarak bir kural konulmalı. Nasıl bir yayında ortak yazar olan kişilerden imza ya da onay alınıyorsa aynı şekilde yayında geçen bitki örneklerinin izinli toplandığına dair belge de yayın öncesi editöre sunulmalı. Bence asıl böylece bu izinsiz toplamaların önüne geçilebilir. Türk botanikçiler, dergilerde çıkan ve Türkiye'den izinsiz toplanmış örneklerle yapılan yayınları, "editöre mektup" formatında afişe etmeli. Üstelik bu dergi makalelerini delil olarak kullanıp, bu kişilerin Türkiye'ye girişleri veto edilebilir. Teknolojinin son derece geliştiği günümüzde bu kişilerin bir daha ülkeye girişini kontrol etmek artık çok güç olmasa gerek." dedi.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Haber Yazılımı: CM Bilişim







.20160727090929.jpg)












