Ramazan sayfamızı okudunuz mu?

KUR’AN NEDİR?
Kur’an, hakkı batıldan ayırır.
Âlemleri (insanlar ve cinleri) uyarsın diye kulu (Muhammed’)e Furkân’ı (hakkı batıldan ayıran Kur’an’ı) indiren (Allah’)ın şânı yücedir (hayır ve bereketi çoktur). 25/Furkan, 1
RAMAZANDA KUR'AN'IN ANLAMIYLA BULUŞUYORUZ
RAHMAN’IN HAS KULLARI KİMLERDİR?
Rahman ve Rahim Allah’ın Adıyla
Rahmân’ın (has) kulları o kimselerdir ki yeryüzünde mütevazi bir şekilde yürürler ve cahiller kendilerine laf atarsa (tartışmayıp): “Selametle (hoşça kal).” de(yip gider)ler.
Onlar ki gecelerini Rablerine secde ederek ve kıyamda durarak geçirirler.
Onlar ki: “Ey Rabbimiz! Cehennem azabını bizden uzak tut, çünkü onun azabı devamlı bir azaptır. Doğrusu o (cehennem), ne kötü bir karargâh, ne kötü bir makamdır!” derler.
(Rahmân’ın o has kulları) ki harcadıkları zaman israf etmezler, cimrilik de yapmazlar, (harcamaları hususunda) bu (ikisi) arasında bir denge tuttururlar.
Yine onlar ki Allah’la beraber başka bir tanrıya yalvarıp tapmaz/tapınmazlar. Allah’ın haram kıldığı canı, haksız yere öldürmezler. Zina etmezler. Kim bunları yaparsa, günahın(ın) cezasını bulur. (Furkan:63-68)
Onlar ki yalana şâhitlik etmezler. Boş ve kötü sözlere rastladıkları zaman da, vakarlı bir şekilde (onlardan yüz çevirip) geçerler.
Onlar ki Rabbinin âyetleri hatırlatıldığı zaman, onlara karşı kör ve sağır davranmazlar (itaat için can kulağıyla dinlerler).
Ve onlar ki: “Ey Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve nesillerimizden gözler(imizin) nuru (olacak iyi insanlar) lütfet ve bizi (fenalıktan) sakınanlara rehber yap.” derler. (Furkan:72-74)
ALEMLERİN EFENDİSİ’NİN (SAV) DİLİYLE TAKVA
Ebû Saîd el-Hudrî( ra)’den rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (sav) şöyle buyurdu:
“Dünya tatlı, göz kamaştırıcı ve çekicidir. Allah onu sizin kullanmanıza verecek ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyaya aldanmaktan sakının. Kadınlara kapılmaktan korunun. Çünkü İsrailoğullarında ilk fitne kadınlar yüzünden çıkmıştır.” (Müslim, Tirmizî, İbni Mâce)
Ebû Ümâme Sudayy İbni Aclân el-Bâhilî (ra)’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav)’ı Vedâ hutbesi’nde şöyle buyururken dinledim demiştir:
“Allah’tan korkunuz. Beş vakit namazınızı kılınız. Ramazan orucunuzu tutunuz. Mallarınızın zekâtını veriniz. Yöneticilerinize itaat ediniz! (Bu takdirde doğruca) Rabbinizin cennetine girersiniz.” Bağlantı(Tirmizî)
İbni Mes’ud (ra) ‘dan rivayet edildiğine göre Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dua ederdi:
“Allahım! Senden hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği isterim.” (Müslim, Tirmizî, İbni Mâce)
MERAK ETTİKLERİMİZ
KİMLER ORUÇ TUTMAYABİLİR? (2)
1 - Şiddetli açlık ve susuzluk: Açlık ve susuzluktan dolayı helâk olacağından veya aklî muvazenesinin bozulacağından korkan kimse orucunu bozabilir.
2 - Düşkünlük derecesinde ihtiyarlık: Böyle kimselerin de oruç tutmaması câizdir. Böyleler oruç tutmayacakları gibi, kazâ da edemeyeceklerinden fidye verirler.
3 - Hayız - nifas hâli: Bu hallerde oruç tutulması haramdır.
* Nâfile oruç tutanlar için, ziyafete dâvet edilmek bir özürdür. Böyle bir kimse, hane sahibinin ısrarı üzerine orucunu bozabilir.
Oruçlu Olmadığı Halde, Oruçlu Gibi Davranması Gereken Kimseler:
* İmsak vaktinden sonra yolculuğu biten bir yolcunun da günün geri kalan kısmında oruçlu gibi davranması, yani, yemeden içmeden ve ailevî münasebetten kaçınması gerekir.
* Gündüz iyileşen hasta için de hüküm aynıdır. O da oruçlu gibi davranmalıdır. Böyle hareket etmek, bir görüşe göre vâcib, diğer bir görüşe göre de müstehabtır.
* Yolcu, hasta, hayızlı ve lohusa olanlar, kendilerini oruçlu gibi göstermek zorunda değildirler. Yiyip içebilirler. Ancak kendilerinin mazeretini bilmeyen halkın su'-i zannına sebep olmak ihtimaline karşı, bunu alenen yapmaktan kaçınmak, gizlice yiyip içmek âdâba daha uygundur.
SON PEYGAMBER (SAV)
(Ey Resûlüm!) De ki: “Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayan ve merhamet edendir.”
(3/ Al-i İmran Suresi: 31):
Peygamber (s.a.v) Efendimizin, her şeyde olduğu gibi, ibâdette de gözettiği ölçü, onun azlığı veya çokluğu değil, onda sebât ve devamlılıktır. Efendimiz (s.a.v) bu gerçeği şöyle ifâde etmişlerdir: “Amellerin en faziletlisi ve onun Allah katında en çok kabûl göreni; az da olsa devamlı yapılanıdır." Buhârî, el-Câmi'us-Sahîh, 7/181-182
Her işinde kulun Allâh’ı ile mânevî irtibatının kesilmemesi, derûnî alışveriş hâlinin devâmı ve kâr defterinin devamlı açık tutulması, ibâdetin asıl hedefidir. Erzurumlu İbrâhim Hakkı Hazretlerinin veciz ifâdesiyle “el işte, gönül Hazrette” (veya: El kârda gönül yârda) olma hâli, kulluğun bu devamlılığının işâretidir.
Resûlullah (s.a.v) Efendimizin ısrarla üzerinde durduğu bir diğer ölçü de, ibâdette aşırı zorlamalardan sakınma, işi bıkkınlık noktasına vardırmama ve usanma çizgisine götürmemektir. Herkes kulluğunu gücü yettiği nisbette, istîdâdı ve imkânları ölçüsünde yapmaya çalışmalıdır.
Hz. Âişe (r.anhâ) vâlidemizin anlattığına göre Resûlullah (s.a.v) Efendimiz, Mescid-i Nebevî’nin bir köşesine hasır gererek kendilerine özel bir “ibâdet köşesi” ayınrlar. Burada geceleri namazlannı kılar, gündüzleri de yere sererek otururlar. Durumu fark eden ashâb (r.a), içerisi görünmeyen o paravanın çevresine doluşarak Resûlullah (s.a.v)’in kıldığı gibi namaz kılmaya, hattâ daha da ileri gitmeye başlıyorlar. Bunu gören Allah Resûlü, onlara hitâben:
“Arkadaşlar! Tâkat (güç) getirebileceğiniz ve altından kalkabileceğiniz amellere (işlere) girişin. Zîrâ siz bıkıp usanmadığınız müddetçe Allah (sevab vermekten) usanmaz. Biliniz ki, Allah katında amellerin en makbulü, az da olsa devamlı olanıdır " buyururlar. Buhârî, el-Cami'us-Sahîh, 7/50
”Kaynak: Şemail-i Şerif Kitabı (Şahver Çelikoğlu)
KÖLESİYİZ, RAZI OLSUN
ALEMLERİN EFENDİSİ BİZDEN
İbn-i Ömer (R.A.) dan şöyle dediği rivayet edilmiştir:
“Rasûlullah (S.A.V.) fıtır sadakasını müslümanlardan herkese belli miktarlarda vacip kıldı. Ve bu sadakanın, halk bayram namazına çıkmazdan evvel verilmesini emretti.” (Buhari)
MANEVİ EĞİTİM KAMPIMIZ BİTİYOR
Bizi Müslüman yaratan ve yaşatan Rabbimize hamd olsun. İslam mükemmel, eşsiz ve emsalsiz bir hayat nizamıdır. Bunu, ilimde yükseldikçe, ufku genişledikçe, başka beşeri sistemlerle ve batıl dinlerle mukayese ettikçe herkes daha iyi anlıyor, İslam’a daha fazla hayranlık duyuyor. Artık iyice anlaşılıyor ki İslam mutlak doğrudur, çağlar üstü güzeldir, zaman boyu yeni ve diridir, insanlığın karşılaştığı her derde, her müşküle, hayatın her dalında en iyi, en isabetli, en adil çözümü o vermiştir, o verecektir.
İslam münevver veya cahil, herkese aynı anda hitap eder, her seviyedeki ruhu aynı zamanda tatmin edecek harikulade bir yapıya sahiptir. Ondan herkes şuur ve kavrayış kabiliyeti nispetinde hazzını alır. Dağdaki çoban, eline aldığı bir çiçeğe bakarken ılık gözyaşı döker, Yaradan’ının san’at ve kudretini müşahede eyler; gökteki sayısız yıldızlara bakar ürperir: “Ne büyüksün ya Rabbi!” diye ma’rifetin en yüksek mertebelerine vasıl olur. Diğer yandan, ak saçlı, olgun, bir alim veya şöhretin şahikasına çıkmış engin, hakim bir mütefekkir de kainat nizamının akıllara durgunluk veren mükemmelliğini, kanunlarının şahaneliğini derinden derine sezip, makro-kozmos ile mikro-kozmosun yani yeryüzü-gökyüzü alemlerinden, hücreye ve atoma kadar her merhaledeki intizamın sani-i hakam ve macid-i kerimi Rabbü’l-aleminin önünde saygıyla secdeye kapanır, imanın eşsiz zevk ve lezzeti ile erir, mest olur, irfanın doruğuna erişir.
İslam dini her yönüyle sağlam, her haliyle güzeldir; ölçülüdür, dengelidir, sistemlidir. O, insanlığı hedef aldığı yüce gayelere ulaştırmak için ortaya koyduğu efkar ve nazariyatı (teoriyi) sözle, hayalde bırakmamış; bilakis her gayeye vurulan maddi vasıta ve yollarını göstermiş, makul ve tatbiki kolay çareye (pratiğe) bağlanmıştır. Mesela: Müslümanların sevgi ve yardımlaşmasını zamanı, miktarı, muhatabı belli olan “zekat”a; sadaka’ya; gafletten kurtuluş ve daimi uyanıklığı “zikr”e; günün belli zamanlardaki oto-kontrol ve tazelenmeyi “namaz”a; cemiyet düzeninin temin ve idamesini “emr-i maruf ve nehy-i münker”e...v.s. ile buyurmuştur.
Hele, her kemalatın temeli olan ruhi ve vicdani olgunluğun, nefis tezkiye ve terbiyesinin, ahlak tasfiyesinin pratiği olan şu Ramazan ayına ve oruç ibadetine bir bakınız; değil sadece imani, maddi materyalist bakışla bile Ramazan, Müslüman’ın yıllık askerlik mevsimi, manevi eğitim kampı, ruha idman fırsatı, sıhha tedavi zamanı, yaygın öğretim imkanı demektir. Çünkü Ramazan’da mide dinlenir, beden incelir, fazla yağlar erir, stoklar tüketilir, akıl berraklaşır, irade güçlenir, insan şeytanı ve nefsi yenmeyi öğrenir, ahlak düzelir, merhamet gelişir, yardımseverlik artar, şeytan yenilir, nefsi yenmeyi öğrenir, ahlak düzelir, merhamet gelişir, yardımseverlik artar, şeytan yenilir, nefis üzülür, kalp nurlanır, ruh yükselir, niyetler halisleşir, yüzler aklanır, günahlar paklanır, manevi engeller aşılır, perdeler açılır, merhaleler geçilir, sonsuz ilahi lezzetler sezilir, manevi zevkler tadılır…
Değerli Müslümanlar! İslam’ın yüceliğini, muhteşem güzelliğini seziniz. Başka nizamlarla arasındaki mukayese kabul etmez farkı görünüz, sizi Müslüman kıldığı için Allah’a şükrediniz ve Ramazan’da kazandıklarınızı, ramazandan sonra da idame ettirmenin, elden kaçınmamanın, her şeyi tekrar berbat etmemenin en büyük işiniz olduğunu hiç aklınızdan çıkarmayanız!
Bu köşenin içeriği KUR’AN’IN ANLAMIYLA BULUŞMAK PLATFORMU tarafından hazırlanmıştır. Ayet mealleri Hasan Tahsin Feyizli'nin Hazırladığı Feyzü'l Furkan Açıklamalı Kur'an-ı Kerim Meali’nden alınmıştır. Ayet meallerinin tamamına www.kuranimiz.net, ses dosyalarına www.akradyo.net adreslerinden ulaşabilirsiniz. Görüş ve önerileriniz için: bilgi@kuranimiz.net adresine e posta yazabilirsiniz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Haber Yazılımı: CM Bilişim







.20160727090929.jpg)












