• BIST 77.898
  • Altın 128,241
  • Dolar 2,9840
  • Euro 3,3058
  • Adana : 35 °C
  • İzmir : 38 °C
  • Ankara : 32 °C

“Ramazanoğlu Banu Hanım ve Ramazanoğulları Vakfı”

18.03.2015 06:14
Prof. Dr. Yılmaz KURT / Yazar

Prof. Dr. Yılmaz KURT / Yazar

 

 

Ramazanoğlu Piri Mehmet Paşa’nın 4 kızından biz sadece Neslihan Hanım ile Banu Hanım’ın isimlerini bilmekteyiz.

Neslihan Hanım, 1568 yılında Ramazanoğulları Vakfı’ndaki alacağını istemek için dilekçe vermişti[1]. Bu olaydan sonra Neslihan Hanım  hakkında hiçbir bilgi bize ulaşmadı.

Banu Hanım ise İsfendiyaroğulları sülȃlesinden Doğancı Hacı Ahmet Paşa  (1493?- 1588) ile evlenmiş ve bu evlilikten doğan çocukları günümüze kadar gelmiştir[2]. Enver Kartekin’in elinde bulunan bir şecere suretine Banu Hanım, Piri Paşa’nın kızı Belkıs Hatun’un kızı, yani Piri Paşa’nın torunudur[3]. Elimizdeki bilgi ve belgelere göre Banu Hanım’ın Piri Mehmet Paşa’nın kızı olduğu konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır.

İsfendiyarzȃde Ahmet Paşa, II. Selim ve III. Murat’ın musȃhibi (danışmanı) idi. 1588’de ölünce Üsküdar’da Doğancılar semtinde Çakırcıbaşı Camii arkasındaki hamamın yanına defin edildi ve üzerine bir türbe yaptırıldı.

Merhum Yılmaz Öztuna’nın verdiği bilgiye göre Banu Hanım’ın oğullarından Balaban Ahmet Baba 1637 yılında ölmüştür. Üsküdar’da Balaban İskelesi’nde mescidi, tekkesi ve mezarı bulunmaktadır[4]. Banu Hanım’ın başka bir oğlundan söz edilmiyor.Kızı Raziye Hanım Mehmet Bey isimli birisi ile evlenmiş ve bu evlilikten Abdi Paşa, dünyaya gelmiştir. Mehmet Bey’in kimliği konusunda elimizdeki belgeler hiçbir bilgi vermiyor. Enver Kartekin, Abdi Paşa’nın 1589- 1600 yıllarında Adana sancakbeyi olarak bulunan II. Mehmet Bey’in oğlu olduğunu yazmaktadır[5]. Ancak bu iddiayı doğrulayacak kanıt yoktur. Arşive belgelerine göre II. Mehmet Bey, III. İbrahim Bey’in oğlu ve Piri Mehmet Paşa’nın torunudur. Abdi Paşa diye bir oğlu bulunmamaktadır. 23 Ocak 1606 tarihinde ölmüş yerine oğlu Pir Mansur Bey Adana sancakbeyi olmuştur. Bu durumda Kartekin’in verdiği bilgiler inandırıcı görünmemektedir. Ortada kesin olan bilgi, Raziye Hanım’ın kocasının adının Mehmet olduğudur.

Burada Abdi Paşa’nın -erkek veya kız- hiçbir kardeşinden bahsedilmiyor olması ilginçtir. Şecereleri hazırlayan kişiler en kısa yoldan sülaleye bağlanmak istediklerinden yan dalları göstermeye gerek duymamaktadırlar. Yoksa ben Abdi Paşa’nın hiçbir erkek veya kız kardeşinin bulunmadığına, ailenin tek çocuğu olduğuna inanmıyorum. Aslında Abdi Paşa hakkındaki, bilgilerimiz de son derece yetersiz, zayıf bilgilerdir.

Ünlü tarihçimiz Naȋma, IV. Murad’ın 1638 Bağdat Seferi sırasında Abdi Paşa’nın Bolu sancakbeyliğine getirildiğini ve 17.06. 1638 tarihinde ordu Konya’ya yaklaştığı sırada halktan gelen şikȃyet üzerine hem Abdi Paşa’nın hem de Yenişehir sancakbeyi olan Şemsi Paşazȃde’nin (Mehmet Paşa?) idam edildiğini yazmaktadır[6]. Ancak olayın tarihi konusunda Sicill-i Osmȃnȋ ile 20 yıllık büyük bir farklılık söz konusudur.

Sicill-i Osmanȋ’de Abdi Paşa isimli 14 ayrı kişi bulunmaktadır. Zaman bakımından, Bolu sancakbeyliğinde bulunan ve 1658 yılında ölmüş olan Abdi Paşa en uygun kişi olarak görülmektedir. İsfendiyarzâdelerin Bolu ile olan ilişkileri dolayısıyla da Banu Hanım’ın torunu Abdi Paşa’nın 1658’de öldüğü bildirilen Abdi Paşa olması mümkün görünmektedir. Sicill-i Osmanȋ’de bu kişinin ailesi ve çocukları konusunda hiçbir bilgi verilmiyor[7].

Ramazanoğlu Banu Hanım ile İsfendiyaroğlu Ahmet Paşa’nın torunu Abdi Paşa’nın Hayriye ve Mehmet Sadık isimlerinde iki çocukları görünmektedir.

Banu Hanım’ın torunu Abdi Paşa’nın oğlu Mehmet Sadık Bey 1699- 1702 yılları arasında Ramazanoğlu Vakfı mütevellisi olan Mehmet Sadık Bey olmalıdır.

Ramazanoğulları Vakfı’nın mütevelliliğini ele geçirme savaşında Mehmet Sadık Bey, “Üsküdarlı” sıfatıyla anılacak ve “aherden” olduğu, yani aileden olmadığı, dışarıdan birisi olduğu, dolayısıyla vakıf mütevelliliğinde hak sahibi olamayacağı ileri sürülecektir.

Mehmet Sadık Bey’in Mehmet isimli bir oğlu veHayrünnisa (bazen Hayriye) diye anılan birde kızı bulunmaktaydı. Ancak oğlu Mehmet’in akıl ve ruh sağlığı konusundaciddȋ iddialar vardı. Buna rağmenAdana kadısı Es-Seyyid Yusuf Efendi bu kişinin Ramazanoğlu Vakfı mütevellisi olması için İstanbul’aarz yazmıştı[8].

Belgelerde “Diğer Mehmet” diye geçen bu Mehmet Bey’in hasta ve cinnet geçirmiş olduğu ortaya çıkınca 1702 yılında görevden alınarak mütevellilik Nuribeyzȃde Mehmet Bey’e veriliyor. Çocuğu olmayan Mehmet Bey, vakfın tarihine, “medyȗn-ı müstağrak” (borca batmış), “muhrib-i vakf” (vakfı tahrip eden) gibi sıfatlarla geçecektir.

Nuribeyzȃde Mehmet Bey’in babasının isminin Hüseyin Bey; onun da babasının Mehmet Bey olduğunu biliyoruz. Ancak Hüseyin Bey ve babası Mehmet hakkında şimdilik hiçbir şey bilmiyoruz. Bu yüzden de Nuribeyzȃdeler kolunu Ramazanoğulları şeceresinde bir yere kesin olarak bağlamamız mümkün olmadı.

Banu Hanım’ın İsfendiyarzȃdeler’e gelin gitmesine rağmen ondan doğan çocuklar Ramazanoğlu sayıldığı gibi,Banu Hanım’ın kızı Raziye Hanım, Mehmet Bey diye kimlerden olduğunu bilmediğimiz bir kişiyle evlenmiş olmasına rağmen bunun oğlu Abdi Paşa yine Ramazanoğlu olarak gösterilmiştir. Çocukların babaya değil anneye nispet edilmesi Mehmet Sadık Bey’in kızı Hayrünnisa Hanım ile devam etmiştir.

Hayrünnisa Hanım önce Ali adlı bir kişi ile; daha sonra da İsmail adlı birisiyle evlenmiş.  Üsküdar’da oturmakta olan Hayrünnisa Hanım’ın kızı Ayşe Hanım vakıftan hisse almakta ve Ahmet Bey ile olan evliliğinden doğan küçük yaştaki oğlu Mehmet Bey için de vakıftan hisse verilmesini talep etmektedir. Burada çocuk için bile “Bey” denilmesinin de altını ayrıca çizmek gerekir.

Ramazanoğulları Vakfı’ndaki bu “kız” hegemonyası Nuribeyzȃde kolunda da devam etmiştir. 1762 yılında mütevellilikten hisse alan Süleyman Bey, Hüseyin Bey’in kızının, kızından olan torunudur.Hacı Davud Bey ise Hüseyin Bey’in adı verilmeyen bu kızının oğlu ve dolayısıyla da Süleyman Bey’in dayısıdır. 1731- 1748 yılları arasında El-hȃcc Mehmet Bey kolu ortaya çıkınca mütevellilik kavgası biraz daha hareketlenmiştir. Bu kolun ilginç hikȃyesini de başka bir yazımızda aktaracağız.

Yukarıda özet olarak vermeye çalıştığımız bu bilgilerin çoğu hiçbir yerde yayımlanmamış bilgilerdir. Banu Hanım İsfendiyarzȃde Ahmet Paşa ile evlendikten sonra Adana’da İsfendiyaroğulları Vakfı kurulmuştur. Ancak çok ilginçtir ki Banu Hanım’ın torunları bu vakfa değil, geliri çok daha fazla olan Piri Mehmet Paşa’nın vakfına sahip çıkmayı tercih etmişlerdir. Üsküdar’dan hiçbir zaman ayrılmamışlar, vakfın yönetiminde mütevelli veya nazır sıfatıyla bulunmuşlar, vakıf gelirlerinden aldıkları payı düzenli olarak Üsküdar’a transfer etmişlerdir.

Osmanlı Devleti’nde binlerce vakıf kurulmuştur. Ancak Ramazanoğulları Vakfı kadar istismara ve sömürüye uğrayan bir vakıf sanırım olmamıştır.

 

[1] Mühimme Defteri,  No: 7, s, 599.

[2] Yılmaz Öztuna, Devletler ve Hanedanlar Türkiye (1074- 1990), Ankara 2005, s. 85.

[3] Enver Kartekin, Ramazanoğulları Beyliği Tarihi, İstanbul 1979, s. 78.

[4] Y. Öztuna, Devletler ve Hanedanlar Türkiye (1074- 1990), s. 85.

[5] E. Kartekin, Ramazanoğulları Beyliği Tarihi, s. 83.

[6] Naîmâ Mustafa Efendi, Târih-i Na‘îmâ, Ravzatü’l-hüseyin fî Ahbârı’l-hâfıkayn, c.II, Hazırlayan: Mehmet İpşirli, TTK Yay., Ankara 2007, s. 858,  867.

[7] Mehmed Süreyya, Sicill-i Osmanî, Osmanlı Ünlüleri,, c.I, Yayına Hazırlayan: Nuri Akbayar, Eski Yazıdan Aktaran: Seyit Ali Kahraman, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1996, s. 51.

[8] Adana Şer’iye Sicili, No: 108, s. 79, b.121.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Adana Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim