Ramazanoğlu Konağı Kültür Merkezi Cumartesi Söyleşileri

RAMAZANOĞLU KONAĞI KÜLTÜR MERKEZİ CUMARTESİ SÖYLEŞİLERİ
Fırat Baran’a İthaf Olunur
Ruhi Su ve Sümeyra Çakır ile tanışması dileğiyle
HÜZÜN RÜZGARI: YILDIRIM GÜRSES
Müzik doğanın sesidir. Nota, doğanın konuştuğu dilin kelimeleridir.
Bebekler konuşmayı öğrenmeden önce, anne ninnilerinin ezgisiyle tanışırlar.
O ezgidir, doğanın sesi olan.
Ayın son Cumartesi Günleri “Huzurun Başkenti”nde doğanın sesi ile başbaşa kalınır.
Bu hafta, Yıl Sonu Konseri, KOZVAK Türk Sanat Müziği Topluluğu tarafından düzenlendi.
KOZVAK, başkanlığını Duru Çiftçi’nin yaptığı Kozan Kültür ve Dayanışma Vakfı’dır.
Her zamanki zarafet ve inceliği ile Doç.Dr. Gözde Ramazanoğlu, topluluğun tanıtımı yaptı ve yine Adana Medya Gazetesi’ne teşekkür etti.
Kanun’da Toktaş Sökmen /Keman, Güniz Küstü /Ud sanatçıları; Orhan Karaoğuz ve Yasin Düzenli /Kudüm, Erhan Şahin,/ Şef Uğur Töre yerlerini aldı.
Bu kez, alışmadığım bir izleyici topluluğu vardı: Sanat adına sevindirici bir haber.
Program başlamak üzere iken, Sayın Valimizin geleceği bildirildi. Hep birlikte beklemeye başladık. Aralığın son haftası olmasına karşın, güneşli bir hava vardı. Gökyüzünün maviliği puslu değil aydınlıktı.
VALİMİZ VE EŞİ
İklim; Adana’yı Adana yapan en büyük özelliklerden biri olmaya devam ediyor.
Sayın Valimiz ve Eşi’nin de teşrifleriyle program başladı.
KOZVAK Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı kısa bir konuşma yaparak vakfı tanıttı ve ardından; Toktaş Sökmen’in icra ettiği Kanun Taksimi ile program başladı.
Başta Yıldırım Gürses’in eserleri seslendirildi.
Yıldırım Gürses, gençlik coşkularımın tercümanıdır.
Sonbahar Rüzgarları, kulağıma ilk çalındığında, benim gibi milyonlarca insanın yüreğini titretmişti. Hala o şarkı aklıma gelince yılların su gibi akıp geçtiğini unutur ve o duyguların kirlenmediği dönemleri doyasıya yaşarım.
“Her şeydi benim için bir candı, bir nefesti
Sorma bana o aşkı sorma…” Nihavent eserinin koro tarafından icra edilmesinin ardından, Solist İzzet Aydın’ın seslendirdiği, yine Yıldırım Gürses’in bestelediği;
“Ateş olup yaksan da, gonca güller taksan da
Ahu olup baksan da affetmem asla seni…” şarkısı geldi.
Yıldırım Gürses’in sesi bana, onurun insan yaşamına etki ettiği yılları anımsatır.
70’li yıllar…Ardından 80’ler…
Bu günkü nesle yabancı yıllar; 25-30 öncesi olmasına karşın şimdi çağlar öncesi gibi anımsanmayan ve anlaşılmak istenmeyen yıllar…
Kişilik, kimlik ve duygulara değer verildiği, yaşamı bahasına bu değerlerden ödün verilmediği yıllar. “derdime ilaç olsan da affetmem asla seni…”
Bir bakışın bir gülüşün, insanın yaşamında ne denli etki yaptığına tanık olduğumuz yıllar…
Sevgilerin henüz, maddi değerler ile ölçülemediği, duygu ve düşüncelerin ulu orta pazarlanmadığı, o temiz o güzel yıllar…
Yıldırım Gürses ; “Sonbahar Rüzgarlarını” seslendirdiği zaman, hüzün denizinde boğulmayan hiç kimse olmazdı.
Solist Saadet Dura;
“Anla artık anla beni”, başka deyişle “Son Mektup” olarak bilinen şarkıya can verdi.
Mektubun ne anlama geldiğini şimdiki nesle anlatmak zor; hem de çok zor…
Duyguların direk döküldüğü ve şekil verdiği kağıtlar;
Ucu yanık, köşesi bükülmüş, el işareti çizilmiş, kokular sürülmüş kenarı süslü ve duygulara göre renkleri seçilmiş kağıtlar…
Yazılan mektup, insan yüreğinin fotoğrafıdır.
Sanal dünyanın yapmacıklığı ve sahteliği ile mektuplar henüz tanışmamıştı.
İnsanın kendini evrenin merkezi zanneder. Öyle başlar Soljenitzin’in Gulak Takımadaları. Yüce varlık olan insan, anlaşılmak ve anlamak konusunda sıkıntılı bir duygusal süreç yaşamıştır.
Son söz, son bakış, son dokunuş, son tebessüm bunlar hafızanın çekip dondurduğu fotoğraflardır.
İlk aşklar, genç ölüler ve fotoğraflar asla yaşlanmazlar.
Hafızalarımızda daima son halleriyle kalırlar.
Son mektup’un ayıracak olduğunu bile bile gerçekte o sonsuza gömülmek isteğinin bir yansımasıdır.
Nihayetinde; Belgin Aydıngülü’nün seslendirdiği yine Yıldırım Gürses’in Kırık Kalp şarkısı;
“Aşkım bahardı, ümitler vardı / Sen gittin diye gönlüm karardı…”
Orhan Karaoğuz’un Ud Taksimi’nin ardında koronun seslendirdiği Yusuf Nalkesen’in Hicaz bestesi, bir anda duygularımızı unutulma korkusuna doğru sürükledi.
Unutma isteği ile birlikte yaşamak; nasıldır? Şu an bilemiyorum. Ömrümüzün böyle geçtiğini biliyorum; hem unutmak için yanıp tutuşuruz hem de unutulmamak için…
Bu kez özleme sürükleniyoruz; Solist Mithat Kuseynir, Yusuf nalkesen’in Muhayyer Kürdi makamında
“Kapın her çalındıkça o mudur diyeceksin?” bestesi ile bir şölen sundu.
Ve Tülay Balamir:
“Nar tanem, bir tanem…” Yine Yusuf Nalkesen’in yine Muhayyer Kürdi bestesi ile duygulandırdı.
Ve Solist Hazal Çömez, etkileyici sesi ve şarkının verdiği duygularla bütünleşen atmosferi ile izleyicileri büyüledi. Duyguyla söylediği;
“Yıllar sonra rastladım çocukluk sevgilime…”
Yıldırım Gürses’in bu bestesi karşısında hüzünlenmemiş insan görmedim.
Ve nihayetinde “Sonbahar Rüzgarları…”
Solist Neriman Aşarsoylu, bestenin hakkını vererek okudu.
Gücüm yetmiyor…
Bu duyguları anlatmaya şu an gücüm yetmiyor; okuyucunun anlayışına bırakıyorum.
Suat Çavuşoğlu, kendisini grafiker olarak tanırdım. Arada bir birlikte şarkı söylerdik. (Siz, bana katlandığını da düşünebilirsiniz) ilk kez sahnede gördüm ve hayranlığım arttı.
“Gençliğe Veda” şarkısını gerçekten gençliğe veda ediyormuşçasına seslendirdi.
Koro’dan “Sarsam seni gül dudaklım”, Solist Osman Bayceli’den “Avuçlarımda hala sıcaklığın var…”, Yine Koro, “Saymadım kaç yıl oldu sen ellerin olalı…”, Ve “Eller, Eller”i koro seslendirdi.
Bu şarkıların her biri için destan yazılabilir.
Son şarkı, bir öğüt niteliğindeydi Koro seslendirdi: “Yaşamaya bak, neşelen…”
10.Yıl Marşı ile Veda…
Bütün bunların ardında başta sayın Valimiz Mustafa Büyük ve Vali Yardımcısı Azmi Yeliş olmak üzere katılımcılar 10. Yıl Marşı’nı hep birlikte coşkuyla söylediler.
Ramazanoğlu Konağı Kültür Merkezi’nin konuk ve katılımcıları 2014’e 10. Yıl Marşı ile veda ettiler.
Duygusal bir coşku yaşandı.
Cezeryeleri Yeni Uğur firması karşıladı.
Sayın Valimiz, her zamanki, sevecenliği, güler yüzü ve dikkatli bakışları ile ilgi odağı idi. Zarif eşi ile birlikte bütün konuklar ve sanatçılarla ilgilenmeye özen gösterdi. Bir yanda Sayın Valimiz Mustafa Büyük, diğer yanda Vali yardımcısı Azmi yeşil… Dışarıdan bakıldığında bu iki mütevazı insan sanki konuk değil ev sahibi gibiydiler.
Sayın Azmi Yeşil, Çamlıyayla Kaymakamlığı’ndan Rabia Önortaç Hanımefendi ile tanıştırdı. Sohbetim esnasında; Valimiz Mustafa Büyük ve Vali Yardımcımız Azmi Yeşil’in topluma kötü örnek olduğunu söyledim. Oluşan şaşkınlık üzerine açıklamasını yaptım:
Bu denli mütevazı valiye alışırsak, gelecek olanlardan da aynısını isteriz.”
Rabia Hanım 11.Ocak.2015 tarihinde Çamlıyayla’da yapılacak bir etkinliğe davet etti. Jüride Olgunlaşma Enstitüsü Müdürü İkbal Kalın’ın da olacağı el işi segi ve yarışmalarından söz ett.
Söz verdim. Sözümde durmaya çalışacağım.
En önemlisi, Kozak Ramazanoğlu ile Sayın Valimiz görüşür iken araya girip, oluşturulacak bir proje ile Ramazanoğlu Konağı Kültür Merkezi’nin giderleri için bir mali kaynak sağlanması için destek istedim.Valimiz destek sözü verdiler.
Konu çok, ancak bu kadarını paylaşabiliyorum.
Gelecek hafta görüşmek dileği ile.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kızılay milli irade nöbetine devam ediyorAdana’da, demokrasi nöbetine katılanlara, Türk Kızılayı tarafından gece boyunca çorba, çay ve su ikramında bulunuldu.Haber Yazılımı: CM Bilişim





.20160727090929.jpg)












